KAVAKTEPE KÖYÜ KALKINDIRMA ve DAYANIŞMA DERNEĞİ KURULDU

YENİ UFUK

KAVAKTEPE KÖYÜ KALKINDIRMA ve DAYANIŞMA DERNEĞİ KURULDU
Elazığ merkez köylerinden Kavaktepe Köyü Yardımlaşma Dayanışma ve Güzelleştirme Derneği resmi kuruluşunu tamamlayarak faaliyetlerine başladı.
09 Ekim 2014 Perşembe 15:18
Bu haber 223 kez okundu
Elazığ merkez köylerinden Kavaktepe Köyü Yardımlaşma Dayanışma ve Güzelleştirme Derneği resmi kuruluşunu tamamlayarak faaliyetlerine başladı.
Derneğin geçici yönetim kurulu belirlendi başkanlığa Ahmet YIĞMATEPE, Başkan yardımcılığına Ahmet KAMIŞLI, sekreterliğe İsak ATLI, muhasipliğe Muhammet KAYGUSUZ yönetim kurulu üyeliklerine Halil AKPINAR, Mehmet HAYTA,Tahir ALATAŞ getirildi.

Dernek Başkanı Ahmet YIĞMATEPE yaptığı açıklamada: “Derneğimizin kuruluş amacı; Köylülerimizin yardımlaşma ve dayanışmasını sağlamak,köyümüzün altyapı ve üstyapı ile alakalı sorunlarını gidermek eğitim gören öğrencilere yardımda bulunmak,köy halkımızın birlik ve beraberlik içerisinde kaynaşmalarını sağlamak amacıyla kuruldu hayırlı olur inşallah” temennisinde bulundu.
Anahtar Kelimeler: Elazığ, Merkez, Köylerinden, Kavaktepe, Köyükavaktepe_koyu_kalkindirma_ve_dayanisma_dernegi_kuruldu_h4723

Reklamlar

#elazig-kavaktepe-koyu-kalkindirma-dernegi

KİTAP ÖZETLERİ

       KİTAP   ÖZETLERİ

                                         SEFİLLER

Bay Myriel genç yaşında evlenmiştir. Eski parlamento üyeleri dağıtıldıktan sonra Bay Myriel İtalya’ya göç etmiştir ve burada uzun süredir hasta olan eşini Fransız İhtilali ile birlikte kaybetmiştir.Uzun bir aradan sonra Bay Myriel tekrar Fransa’ya dönmüştür. Burada rahip olmuştur ve Digne piskoposluğuna atanmıştır. Bu atamayla Bay Myriel kendisinden on yaş küçük olan kız kardeşini ve hizmetçilerini alarak görev yerine gitmiştir.Piskoposluk sarayı çok görkemli bir konaktır fakat bunu yanında hastane tek katlı çok küçük bir yerdir. Bay Myriel bir akşam hastanenin başhekimini evine yemeğe çağırır ve ona evi ile hastaneyi değiştirmeyi önerir. Bu öneriyi sevinçle karşılayan başhekim bu öneriyi kabul eder ve kısa bir sürede hastane ile piskoposluk sarayının yeri değişir.Bay Myriel yaptığı yardımlarla kısa sürede halkın kalbinde taht kurmuştur. Halka verdiği vaazlarda hasta olan insanlara kötü gözle bakılmaması gerektiğini bunu aksine hastalığı yaratan koşulları görüp onları iyileştirmenin bir çaresini bulmanın gerektiğini anlatmıştır.1815 yılının Ekim ayında Digne kentine kırk yaşlarında bir adam gelmiştir. Bu adam ilginç giyimiyle garip bir görüntü oluşturuyordur. Adam kentin en gösterişli bir hanına doğru yürür ve orada kalmak istediğini han sahibine iletir fakat kalacak yer olmadığı için buradan geri döner. Halbuki bu handa yer vardır fakat hancı sahibinin gözü tutmadığı için adama yalan söyler ve onu başından atar.Adam, girdiği diğer meyhanede de handaki olaylara benzer davranışlarla karşılaşır ve bir cezaevinin kapısını çalar. Küçük pencereden bakan gardiyana bir gecelik yatak istediğini söyler fakat gardiyan oraya sadece suç işleyenlerin girebileceğini söyler ve pencereyi kapatır.Gece yaklaştıkça adam iyice titremeye başlamıştır. Yürüdüğü yolun sonunda yıkık bir kulübe görür ve geceyi geçirmek için oraya sığınmaya karar verir. Fakat içeri girer girmez kocaman bir köpekle karşılaşır ve haykırarak oradan uzaklaşır. Bütün umutlarını yitirmiş bir vaziyette kilisenin bahçesindeki taş kanepeye uzanır. Tam o sırada kiliseden çıkan yaşlı bir kadın adamı görerek ona yaklaşır. Bu kadın Bay Myriel’in hizmetçisi Bayan Magloire’dir. Adama yaklaşarak ona bir kaç soru sorar ve sonunda adamın elini tutarak bahçenin öbür ucundaki kulübeye gitmesini önerir ve daha sonra oradan uzaklaşır.Adam hiçbir şey söylemeden kendisine gösterilen yere doğru yürür ve kulübenin kapısını çalar. İçerden bir ses kapının açık olduğunu ve içeri girebileceğini söyler.

Yabancı adam kapıyı itip içeri girer. Kısa bir süre sonra adam Bay Myriel’in yanına gelerek boğuk bir sesle adını Jan Valjan olduğunu ve kürek hükümlüsü olduğunu anlatır ve devam eder. Tam on dokuz yılının zindanda geçirdiğini, Paterliye kasabasına gittiğini ve dört gündür yolda olduğunu söyler

Piskopos (Bay Myriel) sakin bir sesle hizmetçiye dönerek misafirlerine yiyecek ve yatacak bir mekan hazırlamalarını söyler. Kısa bir süre sonra Bayan Magloire elinde gümüş şamdanlarla içeri girer. Misafirin önüne altın, gümüş çatal-bıçakları ve tabakları koyar.

Bayan Magloire çok güzel bir yemek hazırlamşıtır ve Piskopos bir de bunlara özel günler için sakladığı Bordo şarabını ilave ederek misafirine:

-Buyurun sofraya! demiştir.

Adam, açlığın vermiş olduğu hisle hemen sofraya oturup yemeklerini yemiştir ve yemekten sonra meyve yerken piskoposa teşekkürlerini bildirir.

Adam yemekten sonra kendisine ayrılan yatağa giderek deliksiz bir uykuya dalar.

Jan Valjan gece yarısı uyanır ve tekrar yatmak ister fakat bir türlü uyuyamaz. Aklı yaşlı, hizmetçinin birkaç saat önce masaya koyduğu gümüş ve altın yemek takımlarında kalmıştır. Geceyarısı kalkıp gizlice papazın odasına girer ve sanki bunu daha önceleri yapıyormuş gibi çabucak papazın başucundaki sepeti kavrar. Bu sepetin içinde o akşam yemek yediği gümüş takımlar vardır.

Jan Valjan kısar sürede odadan çıkar ve kaçmaya başlar.

Ertesi sabah Bay Myriel bahçeye dolaşmaya çıkar Bu sırada sararmış bir yüzle hizmetçi Magloire çıkagelir ve dünkü adamın gümüş takımlarını alarak kaçtığını söyler

Myriel kadına dönerek gümüş takımların kendilerinin mi olduğunu sorar. Hizmetçi tam cevap vermeye hazırlanırken Jan Valjan ve onu yakalayan üç jandarma kapıyı açarak içeri girerler. Jandarmalar piskoposa askerce bir selam vererek:

  • Piskoposum… bu sefil…

Myriel jandarmanın sözünü keserek Myriel’e niçin sadece çatal-bıçak ve tabakları aldığını oysa ki kendisinin ona gümüş şamdanları da verdiğini söyler. Bu sözler karşısında Jan Valjan Myriel’e büyük bir şaşkınlıkla bakar. Bu sırada piskopos jandarmalara Jan Valjan’ı serbest bırakarak gitmelerini emrederek Jan Valjan’a şamdanları da verir.
Jan Valjan, hayretten ve korkudan sapsarı kesilmiştir. Piskopos şamdanları uzatırken ona yaklaşarak gümüşleri alarak kötü geçmişini unutmasını ve iyi bir insan olma yolunda kendisine verdiği sözü tutmasını söyler.

Jan Valjan koşarcasına Digne kentinden çıkar ve akşama kadar kırlarda yürür.

Aynı yüzyılın içinde Montfermei’de bir otel vardır. Bu oteli Tenardiye adında bir karı-koca çalıştırmaktadır. Kapının önünde iki kız çocuğu oynamaktadır. Çocukların annesi oturmaktadır. Tam bu sırada kucağında çocuğu ile birlikte çok yoksul bir kadın kapıya gelir. Üzgün ve birazda hasta görünümlü olan bu kadın Bayan Tenardiye’ye kendi öyküsünü anlatmaya başlar. Konuşması bitince kucağındaki çocuğu öperek uyandırır ve kapının önünde oynayan iki kız çocuğun yanlarına yollar ve iki kadın konuşmalarına devam ederler.

Bu sırada Bayan Tenardiye küçük kızın adının Cosette olduğunu öğrenir. Üç küçük kız kardeş gibi kapının önünde oynuyorlardır. Bu durum karşısında yabancı kadın Bayan Tenradiye’nin elinin tutarak kızının onların yanın kalmasını ister. Bayan Tenardiye kadının bu isteğini geri çevirmez.

Yabancı kadın onlara ayda altı frank verebileceğini söyler. Bu sözü duyan Bay Tenardiye yedi franktan aşağıya olmayacağını üstelik altı aylığının da peşin olacağını,çocuğun giyimi içinde on beş frank vermesi gerektiğini ancak bu koşullar altında çocuğu kabul edeceğini söyler.

Kadın seksen frankı olduğunu ve adamın istediklerini vereceğini söyler ve böylece pazarlık kısa sürede sona erer. Kadın o gece otelde kalır ve ertesi sabah kısa zamanda dönmek umuduyla oradan ayrılır.

Otel sahibi bir ölü soyucudur. Kadından aldığı paralarla borçlarını ödemiştir fakat çocuğa gereken ilgiyi göstermemiştir.

Çocuğunu otel sahiplerine bırakan Bayan Fantine, Monteil-Sur-Mer kentine gelince her şeyi değişmiş bulur ve bu sırada kendisi gitgide yoksullaşmıştır.

1815 yılının sonlarına doğru yabancı biri şehre gelip yerleşmiş ve yeni buluşlarıyla yeni bir sanayi geliştirmiştir. Üç yıl sonra bu adam hem kendisini hem de çevresindekileri zengin etmiştir.

Adam köye geldiğinde bir yangın başlamıştı ve adam ölümü hiçe sayarak jandarma komutanının iki çocuğunu alevler çıkarmıştır. Cesur yabancı bu olaydan sonra Baba Madlen diye tanınmıştır. Adam çok kazanıyordur ama kazancının tümünü yoksullara harcamaktadır. Kasabaya hastane, okul ve düşkünler evi yaptırmıştır.

Kral,halka yaptıklarına karşı Baba Madlen’e şehrin valiliğini teklif etmiştir. Halkın da sürekli istek ve ricalarıyla bu görevi kabul ederek vali olmuştur. Herkese yardımcı olmaya çalışmaktadır.

1821 yılının başlarında Digne şehri piskoposunun öldüğü haberi gelmiştir şehre. Vali Madlen bu habere çok üzülmüştür. Günlerce karalar giyerek yas tutmuştur. Bu durum şehir sakinlerinin dikkatini çekmiştir ve kısa bir süre sonra Vali’yle piskopos arasında akrabalık olduğu söylentileri yayılır. Merakını yenemeyen bir vatandaş Vali’ye bunu sorar. Bu soru karşısında Vali böyle bir şey olmadığını fakat bir zamanlar onun uşaklığını yaptığını söyler.

Bu beklenmedik haberle Vali’ye gösterilen saygı tüm yörelerde dillere destan olur. Fakat bu hastalığa polis müfettişi Javert yakalanmamıştır. Bu adam tüm bakışlarını Vali Madlen üzerine çevirmiştir fakat Madlen herkese olduğu ona da içtenlikle davranmaktadır. Bir gün Fauchelevent Babanın ayağı kayar ve bir at arabasının altına düşer. Araba ağır yüklüdür ve tekerler gittikçe çamura gömülmektedir. Kaldıraç getirip ihtiyarı arabanın altından kurtarmak gerekmektedir. Tam bu sırada Vali Madlen olay yerine gelir ve canı pahasına arabanın altına girip Fauchelevent Babayı tekerleklerin altından kurtarır.

Vali Madlen, Fauchelevent Babayı kendi fabrikasının revirlerinden birine yatırır. Zavallı ihtiyar ertesi sabah başucunda Vali Madlenin bıraktığı bir zarf içinde kaybettiği atların ve kırılan arabasının bedeli olan bin frank bulur.

Fauchelevent baba iyileşmiştir fakat bacağı sakat kalmıştır. Madlen onu Paris’te bir manastıra bahçıvan yapmıştır.

Fantine memleketine döndüğünde Vali Madlen’in fabrikasında iş bulup çalışmaya başlamıştır. Her ay kızı için Tenardiye’lere düzenli para göndermektedir. Okuma yazma bilmediği için mektupları başkasına yazdırmaktadır. Sık mektup yazması, hakkında olumsuz söylentilerin çıkmasına neden olmuştur. Fabrika müdürü, bir gün Fantine’yi yanına çağırıp ona elli frank vermiş ve Madlen’in kendisini işten çıkarmak istediğini söylemiştir. Oysa ki Madlen’in hiçbir şeyden haberi yoktur. Bir gün Tenardiyeler’den mektup gelir. Çocuğu hasta olduğu için elli frank istemektedirler. Fantine elindeki son parayı hemen postayla göndermiştir. Kısa bir süre sonra başka bir mektupta çocuğuna çok masraf yapıldığını ve yüz frank göndermezse çocuğu sokağa atacakları yazmaktadır.

Fantine’nin bütün parası bitmiştir ve bu parayı bulmak için saçlarını berbere, ön dişlerini dişçiye satarak elli frank toplayabilmiştir ve son durumuyla on beş yaş birden ihtiyarlamıştır gibi görünmektedir. Fantine, bunlara neden olan Madlen Baba’ya lanetler yağdırmaktadır.

Bir gün sokakta yürürken, birkaç sokak serserisi ona saldırır ve bu durum karşısında Fantine kendini savunmak için adamları tırmalamaya başlamıştır. Bağrışmalarla etrafta insanlar toplanmaya başlamıştır. Tam bu sırada Javert yanındaki jandarmalarla olay yerine gelerek jandarmalara kadını onunla birlikte karakola getirmelerini emretmiştir.

Javert, hazırladığı tutanakla Fantine’ye altı ay hapis cezası verir. Bu ceza karşısında Fantine Cosette’i düşünerek ağlamaya başlar.

Askerler Fantine’yi tam götürecekleri sırada Vali Madlen çıkagelir. Fantine gülerek Madlen’e yaklaşır ve “demek vali olacak adam sensin!” diyerek yüzüne tükürür. Müfettiş tam olaya müdahale edecekken Madlen onu engeller ve Fantine’yi serbest bırakmasını emreder. Javert serbest bırakmak istemese de Madlen büyük çabaları sonucu Fantine serbest kalır. Madlen tüm olanları yeni öğrendiğini ve bu durum karşısında üzgün olduğunu söyleyerek özür diler ve tüm borçlarının ödenerek çocuğuna kavuşacağının müjdesini verir.

Fantine bu sözler karşısında dayanamaz ve düşüp bayılır. Madlen onu fabrikasındaki revire yatırır. Ertesi gün her şeyi öğrenir ve Tenardiyeler’e bir mektup yazarak Fantine’nin borcunun bir mislisini ödeyeceğini ve çocuğu hemen Monteuil-sur-Mer’e göndermelerini ister.

Fantine’nin sağlığı kötüye gitmektedir. Tenardiye’ler parayı görünce çok şaşırmışlardır fakat çocuğu vermek istememişlerdir.

Madlen bir gün Fantine’ye Cosette’i almak için birini göndereceğini , olmazsa kendi gideceğini söylemiştir. Sonra Fantine’nin ağzından Tenrdiyeler’e bir mektup yazmıştır.

Ertesi gün gelişen olaylar sonucunda Madlen eskiden işlediği suçun cezasını başka birisinin çektiğini öğrenir ve hemen adamın cezasının kesileceği duruşmaya gider. Tam yargıç duruşmayı bitirecekken Madlen yapılan hatayı düzeltmek istediğini asıl suçlunun kendisi olduğunu itiraf eder Bu itiraf daha sonra tanıklar tarafından da onaylandı ve sonun adam serbest bırakılır.

Madlen’in gerçek adı Jan Valjan’dır ve aynı gün akşamı Javert; Jan Valjan’ı tutuklama emrini alır. Bu durum sonucunda Fantine yeniden yavrusu Cosette’i göremeyeceği duygusuna kapılarak umutsuzluk ve acı içinde son nefesini verir. Jan Valjan tutuklandıktan sonra hizmetçisine bir mektup yazıp Fantine’nin cenaze masraflarının karşılanmasını ve geriye kalan servetin yoksullara dağıtılmasını söyler.

Jan Valjan, Fantine’ye verdiği sözü tutmak için ilk fırsatta kaçmıştır ce küçük Cosette’i bulmak için Monfermeil’e gitmiştir. Jan Valjan ormanın içinden yürüyerek tarif edilen otele doğru giderken, çaresizce inleyen bir ses duyar. Bu ses küçük Cosette’e aittir. Kız su dolu kocaman bir kovanın ağırlığı altında iki büklüm yürümektedir.
Jan Valjan küçük kıza yardım eder ve onunla birlikte çalıştığı otele yani Tenardiyeler’in yanına gider ve bu sırada küçük kızın Cosette olduğunu öğrenir.

Jan Valjan otele girdiğinde Tenardiyeler’le tanışır ve bir gece orada kalacağını belirtir.

Jan Valjan ertesi sabah kalktığında Bayan Tenardiye’ye gideceğini hesabının ne kadar olduğunu sorar. Bayan Tenardiye kocasının hazırladığı yirmi üç franklık faturayı utangaç bir yüzle Jan Valjan’a uzatır. Jan Valjan makbuza bir göz attıktan sonra kazançlarının iyi olup olmadığını sorar.

Kadın utangaç bir yüzle hayır diye cevap verir ve Cosette’in kendilerine çok masraf açtığını söyler. Jan Valjan Cosette alabilmek için ilgisiz görünür ve Cosette’i birisinin onlardan alsa nasıl olacağını sorar.

Bayan Tenardiye sevinçle onu alıp götürebileceğini sevinçle söyler ve Jan Valjan gizli bir sevinçle kabul eder. Konuşmaları dinleyen Bay Tenardiye Jan Valjan ile konuşmak ister ve ona acilen bin beş yüz franka ihtiyacı olduğunu söyler. Jan Valjan hiç tereddüt etmeden üç tane beş yüzlük frankı masa üstüne atar. Paraları gören Bay Tenardiye hemen çocuğu getirir ve daha sonra Jan Valjan ile Cosette oradan uzaklaşırlar.

Jan Valjan Cosette’i Paris’e götürür ve orda eski bir eve yerleşirler. Ertesi Jan Vljan sokakta bir dilenciye para verirken dilencinin ona dik dik baktığını görür ve onun bir polis olabileceğinden şüphelenir. Eve geldiğinde hemen bütün eşyalarını toplar ve Cosette’i yanına alarak oradan uzaklaşır ve bir avluya gelir. Bu avluda topallayarak yürüyen bir ihtiyara rastlar ve adama cebinden çıkardığı paraları uzatarak bir gecelik yer istediğini söyler.

Adam geri dönerek şaşkın bir ifadeyle Jan Valjan’ın suratına bakar ve ona Madlen Baba olup olmadığını sorar. Fakat Jan Valjan bu ihtiyarı tanımamıştır. Adam kendisinin bir arabanın altından kurtardığı Fauchelevent Baba olduğu söyler. Sonunda Jan Valjan hatırlar ve Fauchelevnt’in kaldığı bayanlar manastırının arkasında bir kulübeye yerleşir. Fauchelevent onu manastıra kardeşi olarak tanıtır ve onun bahçıvan olarak işe alınmasını sağlar ve Cosette’inde manastıra kabul edilmesini sağlar.

Cosette haftada bir gün Jan Valjan’ın yanında kalmaktadır. Manastırda her şey huzur vericidir. Bu durum Jan Valjan’a büyük bir huzur vermektedir. Böylece aradan sekiz yıl geçmiştir.

Cosette eğitimini manastırda tamamlamış ve büyümüştür. Bay Jilnorman doksan yaşını geçmiştir fakat hala dimdik ayaktadır. Bir kızı, çocuğunu doğururken ölmüştür. Bay Jilnorman torununu kendisi yetiştirmek istemiş, eğer bu isteğine karşı çıkarsa onu mirasından mahrum edeceğini çocuğun babasına bildirmişti. Maryüs(çocuk)’ün babası Waterloo Savaşı sonrası albay rütbesiyle baron ünvanını almıştır. Oysa Bay Jilnorman büyük devrimin bir haydutluklar yığını olduğunu düşünüyordur. Damadının fikirlerine karşı çıkıyordur fakat torununu da çok sevmektedir.

Maryüs’ün babası Vernon’da çocuğunun hasretini çiçekleri severek gidermeye çalışmaktadır. Maryüs on yedi yaşına girmiş, koleji bitirmiş, hukuk tahsiline başlamıştır.

Bir akşam okul dönüşü dedesi elinde bir mektupla onu karşılar ve babasının ağır hasta olduğunu ve ertesi günü Vernon’a gideceğini söyler.

Maryüs’ün babası hakkındaki kanaati yılda iki mektuptan oluştuğu için Vernon’a gitmekte acele etmez. Ertesi günü Vernon’a verdiğinde gözü yaşlı hizmetçiyle karşılaşır. Albay Pontmercy iki saat önce ölmüştür. Maryüs babasının yatağının başucunda bir mektup bulmuştur. Mektupta imparatorun kendisini baron yaptığını, Jilnorman’ın bu ünvanını tanımadığını fakat onu Maryüs’ün taşıyacağından hiçbir kuşkusu olmadığını belirtir. Mektubun sonunda kendisini savaştan yaralıyken kurtaran çavuşun adı yazıyordur. Oğlu Maryüs’e eğer o adamı görürse ona iyilik yapmasını istemektedir.

Maryüs, babasının defin merasiminden sonra Paris’e dönüp öğrenimine devam etmiştir. Dedesi, babasının üniformasını ve kılıcını bir eskiciye satmıştır.

Birkaç ay sonra Maryüs bir gün kiliseye duaya gider. Merasim başlamadan yanına yaklaşan yaşlı biri ona eski yerine oturduğunu söyler. Maryüs yan sandalyeye geçer. Bu sırada adam konuşmasında oturduğu yerin eskiden Pontmercy adında bir albayın olduğunu söyler. Kiliseye duaya getirilen oğlunu uzaktan görmek için geldiğini fakat bundan çocuğun haberi olmadığını söyler. Çocuğun anne tarafının ailesi bir miras meselesini araya sokarak çocuğu görmesini engellediklerini fakat kendisine göre siyasi inançları nedeniyle çocuğunu ondan ayırdıklarını söyledi.

Maryüs, bir tesadüf eseri babası hakkındaki gerçeği acı da olsa öğrenmişti. O günden sonra babasının bütün hayatını öğrenmeye çalıştı.

Maryüs dedesi ile babası yüzünden tartışmış ve dedesinin evini bir daha dönmemek üzere terk etmiştir. Ertesi günü fakültede yeni birisiyle tanışmıştır. Bu kişi, “Maryüs Ponmersi” dendiğinde “burada” diyen ve bu yüzden okuldan kaydı silinen biridir. Adı Legi’dir. Maryüs, olayı duyunca çok üzülmüştür fakat arkadaşı onun aksine çok neşelidir.

Maryüs’ün siyasal düşünceleri yüzünden evden kovulduğunu öğrenince çok üzülmüştür. Onu teselli ederek kendi otelinde birlikte kalabileceğini söyler.
Maryüs, geceleri çeviri yaparak gündüzleri hukuk fakültesine devam ederek okulunu bitirir. Kaldığı oda Legi Kurfeyrak’ındır. Bu oda eskiden Jan Valjan ile Cosette’in Paris’e ilk geldiklerinde yerleştikleri eski evdi.

Kısa zamanda yürekliliği ve çalışkanlığıyla Maryüs yoksul olmaktan çıkmıştır. Almanca ve İngilizce Öğrenmiştir. Pek hukuk davaları almıyor onun yerine çeviri ve gazete makalelerine derleme yapmaktadır. Bu iş ona yılda yedi yüz frank kazandırmaktadır. Boş zamanlarında yürüyüşlere çıkıp bol bol düşünerek hayaller kurmaktadır.

Yirmi yaşında yakışıklı bir genç olan Maryüs, Lüxemburg Parkı’nda her gezmeye çıkışında, genç bir kızla yaşlı bir adamın kanepede yan yana oturduklarını görmektedir. Bu çiftin önlerinde her geçişinde yüreği tarifsiz çarpıntılar içinde atmaktadır. Bir gün onları oturdukları eve kadar izler. Fakat durumu anlayan yaşlı adam, hemen oturduğu semtteki evi değiştirdi ve bir daha Lüxemburg Parkı’na uğramaz olmuştur. Bu olay Maryüs için bir darbe olmuştur ve bütün aramalarına rağmen yaşlı adam ve kızı bulamadı.

Maryüs, yaşlı adam ve kızını bir türlü aklından çıkaramıyordu. Bir gün Tenardiye’nin kızı Eponin’i görmüştür. Maryüs Eponin’e yaşlı adamın adresini sorar. Kız bunun kendisi için çok kolay olduğunu söyler.

Bir hafta sonra Eponin dediğini yapar ve Maryüs’e kızın adresini verir. Maryüs, verilen adrese hemen gider. Gördüğü ev büyük bir bahçe içinde müstakil bir evdir. Maryüs, yaşlı adamın ve komşularının dikkatini çekmemek için elinden geleni yapar.

Bir gün genç kızı bahçenin köşesinde otururken görür fakat yanına yaklaşmaz. Genç kız ikinci gün aynı yerde otururken üzerine taş konmuş bir mektup bulur. Mektupu açıp okuduğunda içi kalbinin atışı hızlanır çünkü bu mektubun Lüxemburg Parkı’nda kendisini tatlı bakışlarla süzen gençten geldiğini anlar.

Ertesi akşam güzel giyinip aynı yere oturur. Kısa bir zaman sonra arkasında bir gölge görür. Dönüp baktığında onun olduğunu görür.

Genç adam özür dileyerek lafa girer ve hayatın onun için yaşanmaz hale geldiğini, geçen akşam kızı dinlediğini ve onu taparcasına sevdiğini söyler.
Bu sözler üzerine genç kız heyecanlanır. Maryüs, kızı kolları arasına alır. Genç kız Maryüs’ün elini kalbinin üzerine koyar ve bu sırada Maryüs oradaki mektubu hissederek Kendisini sevip sevmediğini sorar. Genç kız bunu zaten bildiğini söyler ve tanışırlar.

O gece birlikte oturup birbirlerini yakından tanımaya çalışmışlardır. Ve bu durum 1832 yılının Mayıs ayı boyunca her akşam böyle devam etti.

Bir akşam Cosette oradan ayrılacaklarını söyler. Bu haber üzerine Maryüs çok üzülür ve kendisinin bu durumdan sonra yaşayamayacağını söyler. Cosette, onunda kendileriyle gelip gelemeyeceğini sorar. Maryüs Pasaport parası bulmasının imkansız olduğunu söyler. Cosette bu durumu babasına açacağına söz verir. Maryüs adresini, “Camcılar Sokağı No:16”, yazarak oradan ayrılır.

Jan Valjan, manastırdan çıktıktan sonra, Sorguç Sokağı’ndaki evi kiralamıştır. Bir gün parkta dolaşırken Javert ile karşılaşır. Üstündeki elbiselerin farklı olması nedeniyle Javert onu tanıyamaz ve Jan Valjan o günden sonra daha dikkatli davranmaya başlar.

Ayaklanmalar Paris’i kuşkulu kimselerin bulunduğu bir ortama dönüştürmüştür. Bu nedenle Jan Valjan Paris’ten ayrılmaya karar verir.

Bir akşam Maryüs, Cosette’i eski buluştukları yerde arar fakat bulamaz. Tam o sırada Eponin’i görür. Eponin Maryüs’e arkadaşlarının onu Kenevir sokağındaki barikatlarda beklediğini söyler.

Maryüs hemen evine koşup silahlarını alır ve Kenevirciler sokağına doğru yol alır. Maryüs sokağa vardıktan iki saat sonra hükümet güçleriyle göstericiler arasında çatışma başlar. Yalnızca Hal ahallesi’nde üniversite öğrencileri il işçiler yirmi yedi adet barikat kurmuşlardır.

Bu çatışmalar sırasında Anjobra ismimde bir adam Javert’i yakalar ve onu bir direğe bağlayarak, barikat düşmeden on dakika önce kurşuna dizileceğini söyler.

Uzun çatışmalardan sonra Maryüs öldürülmek istenir fakat ona doğrultulan namlunun ucuna Eponin elini koyar ve Maryüs’ün yaralanmasını hatta ölmesini engeller ve bir süre sonra Maryüs’ün yanına gelerek ona bir mektup verir ve daha sonra başı yana düşerek ölür.

Maryüs hemen yandaki salona girer ve mum ışığında Eponin’in verdiği mektubu okumaya başlar. Mektupta Cosette hemen yola çıkmaları gerektiğini, o, akşam Silahlı Adam Sokak No:7’de kalacaklarını söyler.

Maryüs biraz düşündükten sonra not defterinden bir sayfa kopararak, evlenmelerinin imkansız olduğunu, kendisinin şansı olmadığını, o akşam evlerine geldiğini fakat onu bulamadığını, verdiği sözü tuttuğunu ve öleceğini yazar. Son olarak onu çok sevdiğini ve onun bu mektubu okuduğu zaman kendi ruhunun onun yanında olacağını ve ona gülümseyeceğini söyler.

Gayroş’u çağırıp yazdığı mektubu, yazdığı adrese ulaştırmasını ister. Bu isteği hemen yerine getiren Gayroş mektubu kaptığı gibi karanlıkta kaybolur.

Jan Valjan, Sorguç sokağındaki eşyalarını toplamadan kaçmak ister fakat tam bu sırada Cosette’in yazdığı mektubun kurutma kağıdının üzerine geçtiğini görür. Bu satırları tuvaletteki aynada okuduğunda bir acı hisseder. Kağıtta Cosette: “Sevgilim ne yazık ki, babam hemen yola çıkmamızı istiyor. Bu akşam Silahlı Adam sokağı No:7’de kalacağız…” demektedir.

Sokağa çıkıp bir taşın üzerine oturur. Her taraftan silah sesleri gelmektedir. Tam bu sırada buz gibi alaylı bir ses duyar. Bu ses Gayroş’un sesidir. Gayroş bu sokakta oturup oturmadığını sorar. Jan Valjan evet diye cevap veriri. Gayroş ona 7 nolu evi gösterip gösteremeyeceğini sorar. Bu sözler üzerine Jan Valjan’ın zihninde aniden şimşekler çakar ve beklediği mektubu mu getirdiğini sorar. Gayroş onun bir erkek olduğunu söyler fakat Jan Valjan bu mektubu kendisinin alması için görevlendirildiğini söyler. Gayroş mektubu verir ve hızla oradan uzaklaşır.

Jan Valjan mektubu okuduktan sonra kapıcıya belirli talimatlar verir ve daha sonra bir kaç barikatı aşıp Mondetur Sokağı’na gelir.

Jan Valjan’ın devrimciler arasına katılması Maryüs’ü pek etkilemez fakat bu olanlar Jan Valjan için bir rüyadan farksızdır. Javert, Jan Valjan’ın görünce çok doğal bir hareket olduğunu, bir kürek mahkumunun ait olduğu yeri bulduğunu söyler.

Uzun çatışmalardan sonra Gayroş ölür Sokağın ucunda omuzlarında baltalarıyla itfaiyeciler görünür. Yol aşmak için askerlerin önünde yürümektedirler. Devrimciler kaldırım taşlarını kucaklayıp evlere sığınmaya başlamışlardır. Bı sırada Anjobra’nın gözü Javert’e takılır ve ona onu unuttuğunu sanmamasını, orada çıkacak son kişinin onun kafasını patlatacağını söyler. Tam bu sırada Jan Valjan bu görevin kendisine verilmesini ister. Anjobra bunu kabul ederek onu arka sokağa götürmesini ve orada işini halletmesini söyler.

Jan Valjan elinde tabancası, Javert’i ellerinin bağlandığı ipi çekerek arka sokağa götürür ve orada ellerinin ipini keserek onu serbest bırakır.

Javert arkasını dönüp hızlı adımlarla oradan uzaklaşmaya başlar. Bir süre sonra bir kurşunla Maryüs’ün köprücük kemiği kırılır tam yere düşüp bayılacağı sırada Jan Valjan onu tutar ve omzuna alarak ateş çemberinden uzaklaştırmaya başlar. O anda ateş çemberinden kurtulmanın en iyi yolu bir lağım deliğine girerek oradan uzaklaşmaktır ve Jan Valjan bunu yaparak lağım deliğinin içerisinde temkinli adımlarla ilerlemeye başlar. Uzun bir yürüyüşten sonra önünde büyük bir aydınlık görür. Fakat Fakat burası kemer şekline bir demirle kapatılmıştır. Üzerinde kocaman bir kilit vardır.

Tam bu sırada tanıdık bir sesle karşılaşır. Bu ses Tenardiye’nin sesidir. Bay Tenardiye para karşılığı demirin kilidini açacağını söyler. Tenardiye Jan Valjan’ı tanımamıştır. Jan Valjan otuz frank vererek oradan çıkmayı başarır. Dışarı çıktıktan kısa bir süre sonra Javert’i görür ve ondan kendisine yardım etmesini ister ve Javert onu Bay Jilnorman’ın evine getirir. Bay Jilnorman torununu görünce telaşa kapılır ve herkes seferber olur. Bu sırada Jan Valjan evine son bir defa girmek istediğini ve daha sonra jendisini tutuklayabileceğini söyler. Javert Jan Valjan’ı arabasıyla evine bırakır ve daha sonra oradan uzaklaşır.

Javert kendisinin bir kürek mahkumu tarafından ölümden kurtarılmasını gururuna yediremez ve intihar ederek ölür.

Dört ay sonra Maryüs iyileşir ve yasal engellerin hepsi kalktıktan sonra Maryüs ve Cosette evlenirler.

Uzun bir süre sonra Jan Valjan Maryüs ve Cosette’in yanında bulunduğu bir zamanda vefat etmiştir.

KEREM İLE ASLI

İranın çok meşhur beldesi İsfahan’da adil, iyi yürekli bir padişah yaşardı. Çok zengin, rahat yaşayan ama bir türlü evlat saadetini tadamayan bir padişahtı. Ne tesadüftür ki emrinde çalışan bir Keşiş de aynı özlemi duymakda idi. Padişahın aklına bu keşiş gelince, padişahın derdine ortak olması için onu emretti. Ve uzun uzun sohbet ettiler. Keşiş padişaha “eğer bir saray yaptırır içini bahçesini süslerseniz bütün zamanınızı burada geçirir acınızı unutursunuz” deyince, padişah kısa bir sürede bu planı gerçekleştirdi. Bir gün Keşişin karısı ve hanım sultan saraydaki eğlenceyi ziyarete giderken karşılarına nur yüzlü bir ihtiyar çıkar, hanım sultana bir elma, Keşiş’in karısana bir ayva fidesi verir. Ve bunları ekmelerini ister. Hanım sultan da, Keşiş’in karısı da fidanlara kendi elleri ile bakar, büyütürler. Ancak iki ağaç da büyüdüklerinde meyve vermezler. Hanım sultan birgün rüyasında yine o nur yüzlü ihtiyarı görür. Ve bu çocuk dileği için yalvarır. Yaşlı adam ona ağacın elma verdiğini, bu dileği için bu meyveyi yemesini söyler. Hanım sultan Keşiş’in karısına haber verir ve ağaçlarının yanlarına giderler. Hanım sultanın elma ağacı bir elma vermiştir. Ancak Keşiş’in karısının ağacında meyve yoktur. Hanım sultan elmasını ortadan ikiye böler ve yarısını Keşiş’in karısına verir. Buna karşılık çocukları olduğunda birinin kızı diğerinin oğlu ile evlenecek diye söz verdiler. Ve daha sonra ikisi de hamile kaldı. Padişahın oğlu, Keşiş’in bir kızı olur. Kızın adı “Kara Sultan” Oğlanın adı “Ahmet Mirza Bey” olur. Fakat ters giden bir şeyler olur. Keşiş bey birgün uyurken izmeye dalar ve “Bu kadar güzel bir kızı nden padişahın oğluna vereyimki?” diye söylenir. Ve bu fikrini karısına açıklar. Karısı ise “Ama Beyim biz hamile kalmadan önce çocuklarımızı birbirleri ile evlendireceğinimize yemin ettik” dedi. Keşiş bunun üzerine etrafa kızının öldüğü haberlerini yayar. Bu haber padişahın kulağına gidince padişah Keşiş’i huzuruna çağırır.
Padişah:
“Keşiş bu söylenenler doğru mu?”
Keşiş çaresiz ifadesi vererek;
Maalesef doğru kızım öldü diyerek padişahı kandırır. Daha sonra da kızını ve eşini alan Keşiş, Isfahan’a 3 gün uzaklıktaki “Zengi” köyüne yerleşirler. Bu zamanda da padişahın oğlu Mirza Bey 4 yaşına girmiş, mektebe başlamıştı. Yanında da Sofi adında çok zeki bir arkadaşı vardı. Seneler sonra Sofi ve Mirza Bey 12–13 yaşlarına basmışlardı. Sofi Mirza Bey’e bir teklifte bulunmuştu;
“Bak Mirza Bey baban çok zengin, serveti dünyayı alır! Ama bizde birdaha Genç olmayacağız, genç olduk, hadi gel avavlayalım” dedi.
Mirza Bey Sofi’nin bu sözleri üzerine avlanmaya, yiğitliğe talim etmeye gittiler. Mirza bey bir gece rüyasında “Kara Sultan”ın elinden şerbet içtiğini görür. Kalbi ve yüreği cehennem gibiydi. Daha sonra büyük bir heyecanla uyandı. Yalnız kimin elindne şerbet içtiğini bilmiyordu. Fakat kızın siması aklında kalmıştı.
Bir sabah Mirza Bey babasından izin alarak sofi ile birlikte “Zengi” köyüne gezmeye gittiler. Orada Keşiş’in evine misafir oldular, ikramlar yediler. Artık mirza Bey hep o taraflara av yapmaya gidiyordu. Birgün kolunda şahini ile yine gelmişti. O gün sarayın camının yanında gergef yapan bir kız gördü. Yanına yaklaştğı, dikkatlice baktıktan sonra bu kızın rüyasında gördüğü kız olduğunu anlayınca yanına yaklaştı ve:
Başı yastık göre mi?
Gözü dilber görenin?
Gözüne uyku girer mi?
Zülfüne berdar olanın?
Mirza Bey bunları söyledikten sonra kızı kendine doğru çekti, kızı öptü ve:
“Söyle güzel kız sen hangi bahçenin sümbülüsün?”
Deyince kız:
“Isfahanlı babam keşiş idi. Kerem eyle bırak beni! Babam görmesin!
Delikanlı:
“Aslı nedir? Salıvereyim!
Kız:
“Kerem eyle bırak beni!
Ddikten sonra Mirza beyin aklına bir şey geldi. Benim adım Kerem, senin adın Aslı olacak bundan böyle birbirimizi böyle çağıracağı! Bunun üzerine keşişin kızı Kerem’e bakarak:
“Kabul ediyorum” dedi. Keremde kızı bıraktı. Daha sonra Aslının işlediği gergefin üzerinde bulunan oyalı tülbenti aldı. Ve sofiyi bularak beraber Isfahan’a döndüler. Eve geldiğinde babası Keremi bitkin gördü ve ona ne olduğunu sordu, fakat Kerem’in ağzından tek laf bile alamadı. Padişah birkaç gün sonra Kerem’i tekrar çağırdı ve ona sordu. Kerem’de babasında bir saz istedi. Derdini böyle anlatacaktı. Babası sazı getirdi. Kerem durumunu anlatan bir türkü çaldı;
Keşiş bahçesinde bir güzel gördüm,
Aklım başımdan aldı ne çare?
Taramış zülfünü, dökmüş yüzüne,
Serimi sevdaya çaldı ne çare?
Babası oğlunun dediklerinden hiçbirşey anlamamıştı. Oğluna tam olarak anlayamadığını söyleyince, Kerem boynunu bğkerek odadan çıktı. Padişah haftalarca oğlunun derdini anlamak için çare arıyordu ama bulamamıştı. Bunun üzerine padişah birilerini bulup ondan derdini öğrenmesini istedi. Çirkin bir kadın Kerem’i Keşiş’in baheçsinde Aslı’ya bakarken görünce hemen padişaha söyledi. Bunu duyan padişah hemen Keşiş’i yanına çağırıdı ve nedne yalan söylediğini sordu. Keşiş’i kızını vermesi için ikna etti. Bunun üzerine Keşiş padişahtan 5 ay süre istedi. Padişahda “sana 5 ay veririm ama sana yüzük vereceğim, onunla kızını oğluma nişanla dedi. Keşiş bunu kabul etti. Bu nişanlanma olaylarını duayn Sofi hemen Kerem’e haber verdi. Kerem’in günleri sefa ve zevk içinde geçiyordu. Fakat aradan bir süre geçtikten sonra Aslıyı yine özlemeye başladı. Bu durumunu babasına anlattı. Oğlunun bu dert yanışı babasını çok üzmüştü. Padişah Kerem’e: “Oğlum ben Keşiş’e 5 ay izin verdim. Süre bugün doluyor” dedi ve düğün hazırlıklarına başlandı. Keşiş’de 5 ay dolduğu için “Zengi” köyünden kaçmaya karar verdi. O gün Padişah büük bir kafileyi Aslı’yı alamk için Zengi köyüne gönderdi. Orada da birkaç insan topluluğu kafileye doğru geliyordu. Kerem onlara neler olduğunu sordu. Bunu üzerine ihtiyardan şu yanıtı aldı: “Bizim burada bir Keşiş otururdu, onlar gece gittiler. Bizde bir şey olacak herhalde die gidiyoruz” dedi. Kerem ağlamaya başladı. Daha sonra hemen aslı ile buluştukları bahçeye gider ve oradan geçen bir kızı Aslı’ya benzetir ve türkü söylemeye başlar. Onu duyan kız “Ey âşık! Beni kime benzettin?”
Kerem cevap verir:
“Seni Aslı Han’ıma benzettim” dedi.
Bunun üzerine kız Kerem’e:
“Aslı Hanımanne ve babasıyla birlikte Hoy’a kaçtılar” dedi. Kerem bu sözün üzerine çok sevindi. Ve bir türkü söyledi. Keşişlerin kaçtığı haberi padişahın kulağına gidince kızdı ve Zengi köyüne geldi. Ama onları bulamadı. Hemen Kerem’in yanına gitti ve “Ey oğlum bu halin ne?” diye sordu. Kerem’i alarak Isfahan’a döndü. Kerem babasına Aslı Han’ın arkasından gitmek istediğini söyledi. Babası da engel olmadı. Arkadaşı Sofi ile yola koyuldular ve Zengi köyüne geldiler. Köyde gezinen bir kıza keşiş’i soru ve Hoy’a gittiklerini öğrendi. Oradan sonra Hoy’a vardılar. Bir kahvedekilere Keşiş’i sordular ve onun birkaç gün önce Suşi’ye gittiklerini öğrendi. Kerem bu şekilde Aslının peşinden gidiyordu. Her gittiği yerde ondan saz çalması isteniyordu. Bu şekilde Suşi’den sonra Gence, Revan, Acuz, Çıldır, Şerki, Kelbe’ye gittiler. Kelbede de aldıkları üzücü haber onların 3 ay önce Kars’a gitmiş olmalarıydı. Daha sonra Kars’a vardılar ve Keşiş’i sordular. Kahvedekiler ondan bir şarkı söylemesini istedi. Ve bunun sonucunda onların Oltu’ya gittiklerini öğrendiler. Oltudan sonra: Narmana, Beyazıt ve Beyat’a gittiğini öğrendi. Beyat’dan aldıkları haberde onların 4 Gün önce Van’a gitmeleriydi İkisi birlikte Van’a giderken yolda 40 haramiler ile karşılaştılar. Haramiler onları aramka istedi. Kerem de “Ağalar ben Acem Şah’ın oğluyum, şimdi gurbete düştüm rica etsemde sılaya gitsem?” dedi. Haramiler ona “Ey âşık Allah selamet etsin diyerek yol vermeden önce türkü istediler. Türküyü duyanlar “aferin” dedi, Kerem’de Keşiş’i sordu ve türkü karşılığında Tiflis’e gittiklerini öğrendi ve yola koyuldu. Tiflis’e geldiler ve kahvedekilerden türkü karşılığında Ahlât’a gittiğiklerini öğrendi. Bu şekilde Nemrut dağını geçerek Ahlât’a geldiler. Oradan Velhasıl dağı, Muş ovası, Muş, Çanlı kiliseyi gezdiler ve aradılar. Çanlı Kiliseden gelin kızlar çıkıyordu. Kerem o kızı Aslı’ya benzetti. Ve yine türkü söyledi, saz çaldı. Sonra oradan Malazgirt’i öğrendi. Karşılarına Murat ırmağı çıktı. Irmak çok delicoş akıyordu. Kerem’in türküsü ile yavaşladı ve geçtiler. Oradan Malazgirt’e geldiler. Kahvede saz çalanlar vadı. Beraber saz çaldılar. Kerem’i çok alkışladılar. Neyse oradan Pasin ovası, Uzun Ahmed, Hasan Kalesi, Çoban köprüsünü gezdiler. Orada dalgacı bir adam vardı. “Ben Keşiş’im” diye dalga geçiyordu. Kerem’i görünce bu dalgacı bir tabuta girdi. Kerem’e adam öldü, namazını kılalım diye şaka yaptılar. Kerem adamın öldüğüne inandı. Aslında şaka idi. Namazdan sonra şaka olduğunu söylemek için tabudu açtılar ve adamı ölü buldular. Cenab-ı Hak dalgasının cezasını vermişti.
Neyse Kerem ve Sofi yollarına devam ettiler. Gümüşlü Kümbet, Hadım Pınar geçildi. Orada Kerem giysi yıkayan kızlar gördü ve Aslı’dan kalan tülbenti çıkartarak yıkaması için onlara verdi. Daha sonra da Laleli Dağına çıktılar. Hava çok bozmuştu. Fırtınalar koptu 3 gün 3 gece orada kaldılar. Üçüncü gecede nur yüzlü bir adam geldi. Ve onları atının arkasına alarak onları bir çırpıda Erzurum’a götürdü. Meğer o adam Hızır Aleyhisselam imiş. Orada bir konakta kaldılar. İkramlar gördüler. Kerem sazı eline alarak türkü söyledi. Sonra ağlamaya başladı. Sofi’ye neden ağladığını sordular. Sofi anlattı. Sabaha Yola çıktılar. Gezerlerken bir hamam gördüler. Cafer Ağa hamamı imiş. Oradan çıkan kadınların arasında Aslı’yı gördü ve hemen türkü söylemey başladı. Bunu duyan Aslı Kerem’i gördü ve Hemen eve koştu anasına haber verdi. Anası Keşiş’e haber verince yola çıktılar. Kerem ağlamaya başladı. Sonra sokaktaki çocuklara Keşiş’i sordular ve Mancunlar mahallesine giderlerken yol 3’e ayrıldı. Ortadan girdiler. Günlerce yol gittiler. Eşen Kalesine vardılar. Khevde oturdular. Oradan sonra Vabrik, Tercan, Çinci beli, Erzincan aşıldı. Kerem Erzincan’lılardan Keşiş’in Sarılar’a gittiğini öğrendi. Yolları bir geldi. Nuh Aleyhisselam’ın Nuh gemisinin oturduğu yere geldiler. Yerde bir kuru kafa gören Kerem kuru kafa ile konuşmaya başladı. Sofi şaşkınca Kerem’i izliyordu. Neyse sonra Eşkat’a vardılar, Engürü’ye gittiler. Kerem bir mezarlıkda ağlayan kız gördü. Kızla konuştu. Ölenin sevgilisi olduğunu anladı. Yola koyuldular. Kahveye geldi. Türkü söyledi. Sonra Ayaş’a gittiler. Yol viran olmuştu. Kerem viran olmuş yolla söyleşti. Sofi adeta olanlara şaşıyordu. Ayaşlılar Keşiş’in Zile’ye gittiğini söyledi. Tekrar yollara düştüler…
Yeniden yollara düştükten sonra Kızılırmak’a vardılar. Nehir delicoş akıyordu. Ama Kerem’in türküsü ile duruldu. Onlarda geçtiler. Zile’ye vardılar. Hanın sahibi onları içeri almadı gitti. Onlarda kapıyı kırdı. Kapıyı yakarak ısındılar. Sonra Sivas’a gittiler. Oradan da doğruca Kayseri’ye vardılar. Kerem bir cenaze gördü ve türkü söyledi. Bunu Duyan imam Kerem’e çok kızdı. Neyse onlarda oradan Keşiş’in kaldığı eve geldiler. Aslı bahçede geziyordu. Kerem hemen yanına gitti. Kendini tanıtmadı ve “ben dişçi kadına gelmiştim dedi” Aslı onu içeri aldı. Anasına söyledi ve Kerem Aslı’nın dizine yatarak ağzını açtı. Anası sordu “Hangi dişin?” Kerem gösterdi fakat o diş değildi. Öyle böyle bütün dişlerini çektirdi. Ağzı kan dolmuştuç Cebinden Aslı’dan kalan eşarbı çıkartarak ağzına tuttu. Tülbenti tanıyan Aslı “Bu Kerem!” dire bağırdı. Anası hemen Keşiş’e haber vermeye gitti. Kerem o an hemen türkü söylemeye başladı ve sazdan başını kaldırınca Aslı’nın onu dinlediğini gördü. Aslı onu hemen dışarı çıkartmaya çalışırken Kerem’in ayağı kapıya sıkıştı ve kanamaya başladı. O sırada Kerem Tanrıya “Ey rabbim şu kızı bana âşık et” dedi. Tam o sırada isteği kabul olundu. Aslı kapıyı açıp hemen Kerem’e sarıldı. Aslı Kerem’e:
“Hadi git buradan babam gelirse seni öldürdür, gece gel, beni al!” Kerem oradan çıkıp kahveye gider. Gece olunca Aslının evine gider. Saz çalmaya başlar. Babası onu duyar ve yanında ki adamlarla Kerem’i yakalamak isterler. Kerem kaçıp gizlernir. Sonra tekrar pencereye çıkar. Tekrar çağırırken onu tutuklarlar. Hapse atarlar. Kerem’in aklı başından gitti. Dili tutuldu. Kadıyı, müftüyü çağırdılar. “Baksanıza Keşiş’in evine bir adam girmiş, öldürelim mi?” Müftü izin vermedi. Sonra Kerem’in dili açıldı. Türkü söylemeye başladı. Kerem’in dilinin açıldığını beye haber verirler. Bey Kerem’i yanına çağırır. Kerem başlar türkü söylemeye. Bey kızmaya başlar. Kerem onu dinlemeden tekrar söyler. Bey yine kızar. Amire dönüp idam fetvasını ister. Hâkim izin veremem, bunların aslı var dedi ve yerinden kalkıp Harem’ine geçti. Meğer beyin Hasene adında kız kardeşi varmış. Beyin halini görünce halini sordu. O da Kerem’i öldürmesini istedi. Karşılığında 15 kese altın verecekti. Çünkü kadı, müftü öldürülmesine izin vermiyordu. Hasene bunu kabul etti. O sırada da Kadı Kerem’ döndü. “Bak oğlum buradan kaç sana zulm edip öldürecekler” Kerem bu sözleri duymadı bile ve saz çalmaya başladı. Hâkim Kerem’e sordu: “Oğlum senin bu kızla alakan var mı? Nişanlı mısınız?” dedi. Eğer nişanlı değilseniz 2 şahit bul seni şu Aslı ile nişanlayalım” dedi. Kerem hemen Sofi’yi çağırdı. Hâkim mesele’yi sofi’ye sordu. Sofi’de anlattı. O sıralarda da Hasene Hanım 40 tane gülcülerden kız alıp her birine kıyafet giydirdi. Sonra onları büyük bir bahçeye soktu. Ve Kerem’i çağırdı. Kerem içlerinden Aslı’yı görünce gözünü ondan ayırmadı. Zaten başka bir kıza baksaydı, Hasene Hanım onu öldürecekti. Kerem gözünü ondan ayırmayınca o da Kerem’in gerçekten Hak aşığı olduğunu anladı. Hasene Hanım bu aşkı anlayınca Aslı’yı ondan sakladılar. Hasene Hanım Kerem’den türkü söylemesini istedi. Kerem hep Aslı’ya hitap eden türküler söylüyordu. Hasene Hanım kızdı ve kendisine hitap eden bir türkü söylemesini istedi. Kerem yine Aslı’ya söyledi. Bu sefer Hasene Hanım sordu:
“Kerem ben ne derim, sen ne dersin? Sana hemen Aslı’yı alıvereyim” dedi. Kerem:
“Ya Rab, sana şükürler olsun” dedi. Hasene hanım bu türkülerden onun gerçek bir âşık olduğunu anladı. Ve:
“Senin gerçekten âşık olduğunun isbatı var mı?” dedi. Kerem’de:
“Bak ben bir türkü söyleyeyim, eğer Aslı’nın her yönünden söz etmezsem beni öldür” dedi. Ve türküsüne başladı:
Bir hali diyor merde mert cengi
Bir hali dövüyor cümle frengi
Bir hali bozulmaz hiç onun rengi
Bir şulesi halka yetişir…
Hasene Hanım baktı ki bu türkü tam Aslı’yı anlatır, hemen herşeyi beye anlatır:
“Bu kızı Kerem’e verelim, eğer vermezsek, Kerem’in ahı bizi yakar”
Bey bu sözleri duyunca hemen Keşiş’in yanına gider ve:
“Kızını Kerem’e ver, eğer vermezsen seni öldürürüm” dedi.
Bu olanları Keşiş karısına anlattı. Ve o gece Kayseri’den kaçtılar. Sabah onları bulamadılar. Bir kişi onların Tekke’ye doğru gittiğini söyledi. Kerem çok üzüldü ve beyin ayağına kapanarak; “Aman beyim ben böyle olacağını bilirdim. Allahaısmarladık” diyerek yola koyuldular. Tekke’ye ulaştılar. Oradan Karapınar’a geçtiler. Sonra Haleb yoluna düştüler. Keşiş’de Haleb’de ermeni evine girdi. Halebli ermeni onun başka biri olduğunu anladı. Ermeni Keşiş’e burad ne aradığını sordu. Keşiş başından geçen herşeyi anlattı. Halebli Ermeni de: “O halde Kerem buraya gelmeden kızını evlendir” Bu sırada da Aslı Han babasına feryad ediyordu. Kerem ve Sofi’de Haleb’e geldiler. Burada Kerem hanın sahibi Külhan Beyine başından geçenleri anlattı. Külhanbeyi Kerem’i Aslı’ya alacağına söz verdi. Bir koca karı tuttu. Onu Aslı Han’ın yanına gönderdi. Koca karı Aslı Han’a: “Kerem’in yanına gitmek ister misin?” deyince Aslı hemen kalktı. Külhanbey’de Kerem’e haber verdi. Koca Karı’da Aslı Han’a:
“Git anandan Haleb’i gezeceğiz diye izin al” dedi. Anası da “tamam ama sakın geç kalma” dedi. Sonra Külhanbeyi Kerem’i Aslı ile buluşacağı Kümbet’e götürdü. Orada Kerem’i gören Haleb paşası onu zindana attırdı. Kerem’i zindan’a türkü söylerken duyan paşa ona kendini tanıttı ve Aslı Han’a şu anda düğün yapıldığını söyledi. Kerem’de: “Bana güzel bir at, silah ve hizmetkâr ver Aslı kiliseden çıkarken beni görsün” dedi. Paşa isteklerini yaptı. Ertesi gün Kerem kilisenin oraya gitti. Paşa arkadan adamlar gönderdi. Kerem Aslı’yı görünce türkü söylemeye başladı. Onu gören Aslı hemen yolunu değiştirdi. Sonra adamlar kızı hemen örtüp konağa getirdiler. Keşiş’in dostları Keşiş’e haber verince Kerem’den kurtuluş olmadığını anladı. Keşiş’in aklına bir fikir geldi. Kızını Kerem’e vereceğini, fakat ilk gecelerinin elbisesini kendisi dikeceğini söyledi. Kerem ve Aslı çok sevindi. Keşiş evde sihirli, büyülü bir fistan dikti. Kerem yanına gelince fistanın düğmelerini elleri ile çözecekti. Neyse 40 gün 40 gece düğün yaptılar. Sonra Aslı ile Kerem evlerine gittiler. O gece Kerem namazını kıldıktan sonra Aslı fistanını giydi ve Kerem’in yanına geldi. Kerem’den bu düğmeleri çözmesini istedi. Kerem tam söktü 2 tanesi kaldı ki düğmeler tekrar kapandı. Kerem elleri ile tekrar denedi. Sürekli kapanıyordu düğmeler. Artık uğraşmaktan tan yeri ağarmıştı. Kerem düğmeleri nasıl çözeceğini düşünüyordu. Tekrar denerken en sonunda kocaman bir “Ah” çekti. Ve Kerem’in ağzından çıkan ateş ile birden bire Kerem cayır cayır yanmaya başladı. Külleri yere döküldü. Aslı ağlamaya başladı. Ve hemen annesine haber verdi. Annesi de kızım bu senin sevinecek günündür deyince Aslı annesine Kerem’in küllerini gösterdi. Annesi de çok şaşırdı. Sonra Paşa Aslı Han’ı sorguya çekti. Olayların Keşiş’in yaptığı anlaşıldı. Keşiş öldürüldü. Aslı 40 gün Kerem’in küllerinin başında bekledi. Sonra saçlarını süpürge ederek silerken küllerin içinde kalan ateş ile Aslı’da kül oldu. İkisinin külleri birbirine karıştı. Bunu görenler Paşa’ya haber verdiler. Paşa’da Aslı’nın annesini türlü eziyetlerle öldürdü. Daha sonra ki günde Sofi’ye düğün yaptılar. 40 gün 40 gece düğün oldu. Aslı ve Kerem dünyada kavuşamadılar ama şu an cennete düğünleri olsa gerek…
[color=red]Asıl yetimler anadan babadan değil, ilim ve ahlaktan yoksun olanlardır. (HZ. ALİ)

ÜZÜNTÜYÜ BIRAK YAŞAMAYA BAK

Yazarı: Dale CARNEGİE

Yayınevi: Deniz Kitaplar Yayınevi
——————————————–
I.BÖLÜM:

‘Sorun Sızdırmayan Bölmelerde Yaşayın’ Başlığının kullanıldığı bölüm:

Burada 1871’yılının baharında Montreal Hastanesi’nde stajyer tıp öğrencisi olan ve geleceğini, bir de nasıl para kazanacağını düşünüp üzülen ve daha sonra 11 kelimelik bir sözcüğü okuduktan sonra üzülmeyi bırakıp kendi adına belirlediği amaç doğrultusunda yapması gerekenlere çalışan William Osler’in hayatı ve ünlü bir doktor oluşunu anlatır.

Osler daha genç ve yalnız bir öğrenci iken nasıl hayatta yaşayacağını ve zengin olacağını düşünerek çok üzülür ve hayatını kaosa sokar. Bu arada 11 kelimelik şu cümleyi bir kitapta okuyunca onun hayatı değişir. Devrinin en iyi doktoru olur. Ve öldükten sonra hayatı iki ciltlik bir eserde yayınlanır.

Bu sihirli söz:

‘Asıl görevimiz uzaktaki belirsiz şeylerle uğraşmak değil elimizdeki belli olanla ilgilenmektir’. Sözüdür.

Osler bu sözün etkisinde kalarak geçmiş hatalarını ve kötü olayları unutup geleceğe bakmıştır. Ayrıca gelecekle ilgili tüm korku ve endişelerini bırakmıştır. Böylece kendi deyimiyle ‘Sorun sızdırmayan bölmeler’ oluşturmuştur. Ve kendi anını, hayatın bulunduğu anı yaşamaya ve elindeki imkanları değerlendirmeye çalışmıştır. Bu teknikle Osler genç bir asistanken, Oxford Üniversitesi Tıp Profesörü olmuş, Britanya Kralı ona şövalye unvanı vermiştir.

Bu konuda Said Nursi hazretleri: ‘Sabrınızı geçmiş ve geleceğe dağıtmayın’ demektedir. Şeytan insana gelecekte yapacağı işleri çok göstererek sanki onların hepsini o anda yapacakmış gibi bir ruh sıkıntısı vermektedir. Bundan dolayı geçmiş ve gelecek, insan olarak bizi ilgilendirir. Fakat daha gelecek gelmemiş; geçmiş ise bitmiştir. Bizim için önemli olan şimdiki andır. Onu değerlendirirsek, başarıya ulaşırız.

II.BÖLÜM

Herhangi bir kötü olay karşısında insanın üzüntüsünü nasıl yenmesi gerektiği Amerikalı ünlü işadamı ve aynı zamanda Cornegie’nin öğrencileri olan bu kişilerin hayatlarından örnekler verilerek anlatılır.

Herhangi bir üzüntüden kurtulmanın sihirli yöntemini bu sefer işadamı Willies Corrier’in hayatından anlatacaktır. Bu kişi hava soğutma sisteminin mucidi ve şu andaki Corrier Klimaları’nı üreten şirketin sahibidir.

Corrier bir şirkette çalışmaktadır. Burada kendisinden gaz temizleme sistemi kurmasını isterler ve bunun maliyeti şirketin neredeyse yarı fiyatıdır. Ama başarılı olursa karlı bir iştir. Carrier bu sistemi uygulamaya başladı. Fakat başarısız oldu. Hem şirket çok büyük kayba uğradı. Hem de kendi kariyeri sıfırlandı. O, buna çok üzülmüş bir şekilde, yerinden kımıldayamıyordu. Bu ortamdayken üzüntüyle hiçbir yere varamayacağını anlayarak üç basamaktan ibaret olan şu yöntemi uyguladı.

1-Olayı inceleyip, en kötü olasılık nedir? Bunu araştırmak.

2-Gerekirse bu en kötü olasılığa hazırlanmak.

3-Sonra sakince zararı azaltmanın yollarını aramak.

Bu yöntemle işe eğilen Carrier 20.000 Dolar zarar yerine 15.000 dolar kar elde etti.

III.BÖLÜM

Üzüntü size ne getirir?

Yazar, ‘İşadamları ve yöneticiler işlerinden ve kişilerden dolayı çok üzülmekte ve bunun etkisiyle genç yaşta ölmektedirler’ diye yorum yapmaktadır.

Mayo Clinic’den doktor Alvarez, ülser ağrılarının sinirsel gerilimin şiddetine göre arttığını ve azaldığını söylemektedir.

Platon, doktorların en büyük hatasının hastaları ile ruhsal ve fiziksel olarak ilgilenmeleri olduğunu söyler. Platon’a göre ruh ve beden bir bütündür.

Carnegie tıp biliminin gerçeği kabul etmek için iki bin yıl beklemesi gerektiğini ve buna bağlı olarak da ‘Psikosomatik’ adlı hem ruhsal, hem bedensel tedavi biliminin yeni geliştiğini söylüyor.

Montaigne, Bordeaux’ya belediye başkanı seçildiğinde ‘sorunlarınızı ciğerlerimle değil ellerimle çözeceğim’ demişti.

Cornell Üniversitesi Tıp doktorlarından Russel Lecid eklem hastalıklarının sebebini şöyle açıklıyordu:

1-Ailede geçimsizlik

2-Para sıkıntısının getirdiği üzüntü

3-Yanlızlık ve sıkıntı

4-öfke.

Çin Derebeyleri tutsak aldıkları düşman askerlerinin ellerini ve ayaklarını bağlayarak bir su fıçısının altına koyarlar, oradan bir delik açarak, tutsağın başına küçük su damlacıkları bırakırlar ve tutsağı çıldırtana kadar bunlar devam ederlermiş.

Doktor A. Carrel ise:

‘Modern şehirlerin kargaşası içinde kendini rahatlatabilen insan sinir hastalıklarına karşı aşılanmış sayılır’ diyor.

Carnegie üzüntü, stres ve iç sıkıntısının verdiği maddi ve manevi tesirin önlenmesi için yukarıdaki örnekler gibi yaşanmış olaylardan örnekler vererek insanın kendini üzüntü kurbanı yapmaması gerektiğini söyler.

Yazar, yaşam ve olaylar karşısında insanoğlunun üzülüp, bunalıma girmesi gibi kötü sonuçların önlenmesi için örnekleri Amerika’da yaşayan ve Hristiyan olup inancı yarım olan insanlar üzerinde durmaktadır.

Halbuki Müslüman olan bir insan Allah’a inanmış, tam tevekkül etmiş ve kainattaki tüm olayların Allah’ın kudretinde olduğuna inanmaktadır. Bir sineği O (c.c.)’nun yarattığı gibi, koca bir Güneş’i de O (c.c.) yaratmıştır. Dolayısıyla herşeyde Allah’ın ve kaderin payı vardır.

IV.BÖLÜM

Üzüntü veren sorunları nasıl çözebiliriz?

Sorunları çözmenin üç ana yöntemini öğrenerek her türlü üzüntüyle savaşabiliriz.

1-Olayı ve özelliğini kavramak

2-Olayı ve özelliğini çözümlemek

3-Bir karara varıp ona göre hareket etmek.

Yazar bu kurallarla üzüntüye ve strese girmiş bir insanın, ondan kurtulmak için önce olayı incelemesi ve daha sonra çözüm kurallarını gerçekleştirmesi gerektiğini söyler. Örneklerle ve yaşanmış olaylarla buna örnek gösterir.

Andre Maurois: ‘Kişisel isteklerimize uyan herşey gerçek gibi görünür; uymayan ise bizi öfkelendirir’ demektedir.

V.BÖLÜM

İşinizle ilgili sorunların verdiği üzüntünün yarısını yok etmenin yolu

Carnegie, ‘Sizin üzülmenize sebep olan olayı inceleyerek bir kağıt, kalem alın ve şu soruların cevaplarını yazın’ der:

1-Sorunu inceleyin. Colombia Üniversite dekanı Hawkes’in şu sözünü hatırlatarak, ‘Üzüntünün yarısı, sorunu yeterince anlamadan çözmeye çalışmaktan kaynaklanır’ demektedir.

2-Elde ettiğiniz bilgileri yeterince inceledikten sonra karar verin.

3- Kararınızı verince hemen harekete geçin. Olası sonuçları düşünüp kuşkuya kapılmayın.

4-Eğer uygulamada herhangi bir kuşku oluşursa şu soruları cevaplayın:

a-Sorun nedir?

b-Sorunun nedenleri nelerdir?

c-Olası çözüm yolları nelerdir?

d-Sizin öğrendiğiniz en iyi çözüm yolu nedir?

VI.BÖLÜM

Üzüntüyü kafanızdan çıkarmanın yolları

Üzüntüye zaman kalmıyor. II.Dünya savaşının en kızgın zamanında Churchill günde 18 saat çalışırken üzerine aldığı sorumluluktan dolayı üzülüp, üzülmediği sorulunca ‘fazla meşgulüm, üzülmeye zamanım kalmıyor’ cevabını vermişti.

Doktor Cabott ‘Üzüntünün en iyi ilacı çalışmaktır’ diyor. Öyleyse üzüntüyü yenmenin birinci kuralı ‘Boş kalmayın acı sizi yutmadan eyleme başlayın’

VII.BÖLÜM

Kuruntuya kapılmayın.

En korkunç felaketlere göğüs gereriz fakat parmağımızın ağrıması gibi küçük şeylere yeniliriz.

Harry Vane’nin başının kesilmesi sırasında giyotinin bulunduğu platforma çıkınca cellattan bıçağı, ensesindeki çıbana dokundurmamasını istemişti. Dolayısıyla küçük sorunların yaşamımızı zehir etmesine izin vermemeliyiz. Unutmamak gerekir ki yaşam küçük şeylerle uğraşmaya değmeyecek kadar kısadır.

VIII. BÖLÜM

Üzüntülerinizin önemli bir bölümünü yok edecek bir yasa:

Olaylar karşısında sakin, dikkatli ve hoşgörülü olmak gerekir. Sinirlenildiği zaman telaşlanma olayını bir kez ayrıntıları ile düşünelim. Niçin üzülüyorsun?

Üzüntüyü yenecek diğer kural ‘Kayıtlara bakalım, sonra soralım kendimize’ olasılıklar yasasına göre beni üzen olasılığın gerçekleşme olasılığı nedir.

IX.BÖLÜM

Kaçınılmaz olan şeylerle işbirliği yapın.

Hepimiz yıllarca hoş olmayan birçok durumla karşılaşırız. Bunlar başka türlü olamaz. Önümüzde iki seçenek var: Ya onları zorunlu diye kabul edip alışacağız ya da isyan edip yaşamımızı zehir edeceğiz.

William James: ‘Öyle olmasını kabullenin, olayları kabullenmek, hoş olmayan sonuçları önlemeye doğru atılan ilk adımdır’.

Epiktetos dokuz yüzyıl önce ‘Mutluluğun tek bir yolu vardır. O da irademizin gücünden üstün olan şeylere üzülmekten vazgeçmektir’ demiştir.

CARNEGİE bu bölümde yaşamış birçok örnek vererek ve Batıllı filozoflardan okuduğu kitaplardan öğrendiği hayatla ilgili fikirleri yazmıştır.

Müslümanlıkta Kader İnancı’nın bir nevi açıklamasını yapmaktadır. Tevekkül eden, olaylar karşısında Allah’a sığınan insan mutlu olur. Hem de iki saadeti birden elde eder. Hem dünya, hem ahiret saadetini.

Böylece diğer kural; ‘Üzüntü sizi yenmeden siz onu yenmek isterseniz zorunlu şeylerle işbirliği yapın’

X.BÖLÜM

Kaygılarınıza ‘Dur’ demeyi bilin.

Bir olayın gerçek değerini saptayıp, ona göre davranmak, zihni rahatlığa kavuşturan en önemli etkenlerden biridir. Bunun için, ‘Üzülmeye neden olan şeyin gerçek değeri nedir? Ve bu olaya ne zamana kadar üzülmeliyim?’ Bu soruları cevaplayarak üzüntünün insanın hayatını mahvetmesine izin vermemek gerekir.

XI. BÖLÜM

‘Talaş biçmeye çalışmayın’.

Geçmişte meydana gelen olaylar, bitmiştir. Bugün artık onların tesirinde kalmanın hiç bir olumlu tesiri olmayacaktır. Yani ‘Talaş biçilmez’. Çünkü daha önce biçilmiştir. Geçmiş de öyledir. Olmuş bitmiş şeylere üzülmeye başlamak talaş biçmeye uğraşmak gibidir.

Onun için insanların gözyaşlarını boş yere dökmesinin gereği yoktur. Tabii ki hepimizin yanlışı, kabahati olmuştur. Olsun! Kim yanlışlık yapmamış ki Napoleon bile önemli savaşlarının üçde birini kaybetmiştir. Belki bizim yanlışlarımız Onunkinden daha kötü değildir.

XII.BÖLÜM

İnsanın huzur ve mutluluk getirecek ruhsal ve zihinsel yapıya ulaşması gerekir. Bunun için de insan kendini devamlı mutlu kılmalıdır. Yoksa hem yaptığı işte, hem de insanlarla arasındaki ilişkilerde başarısız olur.

XIII.BÖLÜM

‘Kin tutmanın büyük bedeli’

Shakespeare: ‘Düşmanınız için öyle çok kızdırmayın ocağı. Çünkü o ocak sizi yakacaktır’ demektedir. Yani kin tutan ve nefret eden insana bunların çok zararı vardır. Bunun için. ‘Düşmanlarımıza kin beslemeyelim. Aksi halde onlar verdiğimiz zarardan fazlasını kendimize veririz.

‘Sevmediğiniz insanları düşünmeye bir dakika bile harcamayın’.

HARPUT MİLYONLARCA YIL ÖNCE DENİZDİ…


HARPUT MİLYONLARCA YIL ÖNCE DENİZDİ
Yaklaşık bundan 35 yıl önce Alman arkeologlar Harput’ta yaptıkları incelemelerde deniz canlıları fosillerine
rastladılar.Fosillerden örnekler alıp gittiler.

HARPUT MİLYONLARCA YIL ÖNCE DENİZDİ

       Yaklaşık bundan 35-40 yıl önce Alman arkeologlar Harput’ta yaptıkları incelemelerde deniz canlıları fosillerine  rastladılar.Fosillerden örnekler alıp gittiler. Aynı arkeologlar Hazar Gölündeki Batık Şehirde’ de incelemeler yaptılar.  Daha kapsamlı bilimsel veriler için çalışmalar yapılmalı.Harput’un Tarihi Göbeklitepeden daha eski.

HARPUT MİLYONLARCA YIL ÖNCE DENİZDİ

Yaklaşık bundan 35 yıl önce Alman arkeologlar Harput’ta yaptıkları incelemelerde deniz canlılarına ait fosillerine
rastladılar.Fosillerden örnekler alıp gittiler.

https://youtu.be/1doaZ7_rndY

https://youtu.be/1doaZ7_rndY

Abbas BAKIR

HARPUT ÇALIŞTAYI

                                                   HARPUT ÇALIŞTAYI

                                             1.OTURUM

ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK: Sayın milletvekillerim, belediye başkanım, basınımızın değerli mensupları, değerli Harput dostları bugün Harput’la ilgili önemli bir toplantıyı yapmak üzere bir araya geldik. Uzun bir süredir bir yıla yakın bir süredir Elazığ da görev yapıyorum ve görev yaptığım her gün Harput’la ilgili bir konuyu görüştük ve zamanımızın büyük bir bölümünü Harput işgal etti. Eminim ki Elazığ da yaşayan, Elazığ da yaşamış ve Elazığ’ın dışına göç etmiş herkesinde her gün olmasa da bir günde bir Harput’u işgal etmiştir. Herkes Harput’un geçmişinin ne kadar kadim olduğunu ne kadar kıymetli bir kültürel varlığa sahip olduğunu ve korunmaya ne denli layık olduğunu kabul ediyorum ve bunda hiçbir tartışma yok.  Ancak bu zamana kadarki pratikler, bu zamana kadarki tecrübeler Harput’un layıkıyla korunması fikrinin hayata geçirilmediğini gösteriyor. Layıkıyla koruyamadığımızı ve ona gereken değeri hangi sebeple olursa olsun veremediğimizi gösteriyor. Hiçbir şey için geç değil bundan sonra izlemimizde olan bu değerin hayata geçirilmesi, değer verme ve gerektiği gibi insanların hizmetine sunulması fikrinin hayata geçirilmesi içi ne yapmamız konusunda bu zamana kadar gök kubbenin altında neredeyse söylenilmiş bir söz kalmamış durumda. Bir yıla yakın süredir Harput’la ilgili gerek dar çerçevede gerekse geniş çerçeve de yapılan tartışmalardan şunu gördüm herkesin bir Harput tasarruhu var ancak kafamızda ki resimler birbirine çok benzemeyebiliyor veya bu resmin üzerinde yüzde yüz anlaştığımızı söyleyemem. Bunun için yapılan işlerde zaman zaman tartışmalar gerekli gereksiz olarak ayırmıyorum birçok tartışmalar hızlı hareket edeyim derken bazen yavaşladığımızı bazen de amaçladığımızın çok dışına kaydığımız işlere de yol açmış. Onun için Harput’la ilgili öncelikle gelecek Harput tahrürümüz de bir beraberliği sağlamak hasıl oldu. Bunu içinde unuttuklarımız çağırmadıklarımız olduysa şimdiden ben onlardan özür diliyorum ama olabildiğince bu konuda söyleyecek sözü olan herkesi çağırmaya gayret ettik. Bütün paydaşlarımızı çağırmaya gayret ettik. Herkesle bunu tartışalım sonuçta da Harput’la ilgili, yapacağımız şeylerle ilgili ana konularda anlaşmış olarak buradan ayrılalım. Bizim gibi icracı olan işleri yapacak olan kişilere yol gösterici bir toplantı olsun. Önümüzü sizlerin aydınlatmasıyla göreli ve arkasından da hızlıca işleri yapmaya koyulalım. Çünkü işi yapmaya başladığımız da biraz önce söylediğim gibi tartışmalar işin arkasından gelmeye başlayınca önümüzde engel teşkil etmeye başlıyor ve bazen hiç önemi bile olmayan tartışmalar oluyor. Bir söz vardır aslında “ Acele etmek geç kalmaktır, hızlı davranmak geç kalmaktır .” çünkü hızlı davranayım derken uzun vadeli planlar yapamıyoruz. Önümüze gelen ve sürekli uğraştığımız birkaç gündem maddesiyle zamanımızı geçirip uzun zaman harcayıp, aslında geriye dönüp baktığımda çok da bir şey yapmadığımızı görüyorum ama planlı programlı konseksiyonu sağlamış çok sayıda işi zaman planlamaları ne yapacağımızı önceden tasarlayarak yaptığımızda çok geç kalıyoruz gibi gözükse de sonuçta çok iş yapabildiğimizi görüyorum. Ben profesyonel hayatımın çoğunu bunu tecrübe ederek geçirdim örneklerimi de verebilirim. Dolayısıyla bu toplantının amacı daha sonradan yapacağımız kapsamlı geniş eş zamanlı birçok çalışmanın altlarını teşkil edecek konsept oluşturmayı mümkün kılacak bir toplantı olacak. Bu zamana kadar birçok çalışma yapıldı bunları minnet ve teşekkürle almamız lazım. Yapılmış daha doğrusu benim şahit olmadığım ama birçok vesileyle öğrendiğim ve halen daha öğrenmeye devam ettiğim birçok çalışma gerekse de fiziki anlamda yapılan çalışmalar var. Bizim yapacağımız çalışmalar bunların bir devamı niteliğinde olacak ve inşallah bugün yaptığımız toplantı önümüzde ki dönemin daha hızlı ve daha sonuç alıcı çalışmalarla iyileşmesini sağlayacak. Bu anlamda bu yılın ve bu toplantının önemli bir dönüm noktası olmasını da temenni ediyorum,işin açığı bunu da bekliyorum. Bunun için uzun sayılabilecek bir zaman ayırdık 2 gün Harput’u tartışalım herkes söyleyeceğini söylesin ama sonuçta da bir uzlaşmaya varalım. 4 oturum planlıyoruz bugün 11.00’de başlıyoruz birinci oturumu 13.30’a kadar devam ettirmeyi planlıyoruz tabi tartışmalar içinde beş on dakika sarka bilir. İkinci oturum da 15.00 ve 18.00 arasında tabi hafta sonu olmasından dolayısıyla dışarıdan gelen arkadaşlarımız var onlarında burada ki programa fırsat tanıyacak şekilde 18.00’de bitirelim istiyoruz. Yarın yine 11.00’da başlayıp 13.30’a kadar ilk oturumu 15.00’da başlayıp 18.00’da da ikinci oturumu icra etmeyi planlıyoruz. 4 oturumda öncelikle zaman zaman bahsettiğimiz Kalkınma Bakanımız Sayın Cevdet YILMAZ’a da  konsept olarak sunduğumuz projenin ana hatlarını, daha sonra bugüne kadar yapılan çalışmaları anlatmayı kapsamlı sunumlar yapacak arkadaşlarımız biraz sonra onları alacağız arkasından da tarihi Harput şehrinin gelecek döneminde ki tasarımının tartışılması bölümüne geçeceğiz en önemli kısım bu. Buradan da projeler ve yol haritası oluşturulmasını planlıyoruz. Yani bundan sonra ne yapacağız hangi projeleri gerçekleştireceğiz bunlara karar vermemiz lazım arkasından da bu tasarruhumuzu aslında bütün dünyaya anlatacak olan bir metin üzerinde anlaşarak bundan sonra da işin yapılması örnek çizebilecek tartışmaları da engelleyip artık işe koyulmaya sağlayacak bir açıklamada yapalım istiyoruz. Burada hepimizin Harput’un tarihi bir belge olarak da yerini alsın amacını taşıyoruz inşallah bu iki günlük toplantının sonucunda bu amaçlara ulaşmış oluruz. Ben burada ki rolümü moderatörlük olarak daha önce de tanımladım şimdi de öyle tanımlıyorum. Zaman zaman ifade ettim bir kere daha ifade ediyorum benim Harput’la ilgili en az söz söylemesi gereken kişi bu salonda benim. Hayatımın en az bölümünü veya Harput’ta ki hayatımın en kısa bölümünü burada harcayan insanlardan bir tanesi benim dolayısıyla benim Harput’la ilgili en az söz söylemesi gereken insan benim diye düşünüyorum şahsi olarak. Bulunduğumuz yer itibari ile karar almamız gerekli ve bu kararı alması gereken kişilerden biri olduğumu da düşünüyorum. Bu anlamda kararın ortak alınması burada en çok söz söylemeye hakkı olan insanların sözlerini söyleyerek amacımızın kolaylaştırıcı bir rol oynamaktır. Bu karar oluştuktan sonra da bunu hayata geçirilmesi olarak düşünüyorum ve bundan sonrada mümkünse en az sözü söyleyecek ama en çok soruyu soracak bu toplantının moderatörlüğünü yapmaya gayret göstereceğim. Burada toplantıya katılan başta sayın milletvekillerimiz, Ankara’dan, İstanbul’dan kalkıp buraya gelen bütün Harput dostları, basın mensupları üniversitemizden katılan sayın rektörümüz olmak üzere bütün mesai arkadaşlarıma ben teşekkür ediyorum. Bu hafta sonunu bizimle geçirmek için fedakârlıkta bulundular, herkesin önemli katkılar yapacağını düşünüyorum ve teşekkür ediyorum. İsterseniz tartışmaya veya konuşmaya hızlıca bir gezinti yaparak başlayalım ondan sonra ben sözü belediye başkanımıza ve milletvekillerimize vermeyi planlıyorum.

Geçmişten günümüze baktığımızda bunları hepimiz biliyoruz Harput’un  binlerce yıllık kültürel mimari eserleri ve sivil mimari eserleri var…….. Ses kötü VALİ BEYİN KONUŞMALARI ANLAŞILAMADI……

Tartışmaya başlamak üzere sayın belediye başkanımızdan değerli milletvekillerimizden buyurunuz.

ELAZIĞ BELEDİYE BAŞKANI MÜCAHİT YANILMAZ: Sayın valim, çok değerli milletvekillerimiz, sayın rektörümüz, basınımızın güzide temsilcileri ve çok değerli Harput sevdalıları hepiniz hoş geldiniz. Bugün çok önemli bir konunun çalışmalarını yapmak üzere bir aradayız. Harput Elazığ güzel misyonuyla tarihi kimliğiyle önemsediğimiz ve üzerinde belki yıllarca konuştuğumuz bir beldemiz. Ancak artık Harput’un konuşmaya tahammülü kalmadığını da burada belirtmek istiyorum. Konuşmaktan ziyade fiili icraatların yapılması gereken tarih geldi ve geçti bile.  Değerli katılımcılar şehirler insanlarla var. Tarihte aynen insan gibi doğan büyüyen gelişen ve sonunda ölen şehirlerde var.  Geçmiş yüzyıllarda adını şanla şöhretle andığımız veya o dönemin en şanlı şöhretli şehirlerinden bir kısmının bugün yerinde yeller esiyor. Ancak yine yüz yıllık iki yüz yıllık bir kısım şehirlerde bugün dünyada kendisinden söz ettirecek durumda. Dolayısıyla bir şehri eğer yaşatmak istiyorsak o şehrin kimliği ile birlikte insanlar tarafından kullanıma hazır hale gelmesi lazım.  Harput 4 bin yıllık bir tarihi misyona sahip olan önemli bir kenttir. Eğer bugün biz burada Harput’u konuşabiliyorsak bekli öncelikle Sultan Abdülaziz’e teşekkür etmemiz lazım, o dönemde Mamüretül Aziz ismiyle bugünkü Elazığ Harput’a bu kadar yakın bir yerde kurulmamış olsaydı Harput’la diyalogu bir şekilde devam etmemiş olmasaydı belki bugün Harput’ta ki görünen eserlerin hiç birini göremeyecektik. Yani biraz daha uzağa Elazığ kurulmuş olsaydı Harput’la fiili diyalogu kesilmiş olacak ve Harput sadece ölü bir şehir halin e gelmiş olacaktı. Ancak Elazığ Harput’a bu kadar yakın bir yerde kurulmuş olması Harput içinde çok önemli bir şanstır. Ben bu vesileyle hemen yeri gelmişken  Harput’un şehirleşme artısı olarak kurulmuş olan Mamüretül Aziz akabinde Elaziz olarak ismi değişen ve bugün Elazığ olarak resmiyette ismi olan şehrimizin isminin de tekrar hem Türk Dil Kurumuna uygun olması açısından hem yaradanımızın isminin içinde olduğu bir ( görüntü sekiyor ) …………

Belki mahalle baskısı Harput’ta yapmamız noktasında idi. Şehir de olsun daha çok insanlar gelsin daha çok insanlar görsün baskısı vardı ama Harput’un insanlarla buluşturulması gerektiğine olan inancımızın gereği Harput’ta ve Harput’un manevi misyonuna uygun Ramazan programlarımızı yaptık, ulaşımda daha rahat olsun diye iftardan gece 01.00’a kadar da otobüslerimizi ücretsiz hale getirdik. Harput belki son yılların en büyük canlılığını yaşadı, dolup taştı ,iğne atsanız yere düşmezdi hatta Harput’ta ki kardeşlerimiz şunu söylüyorlardı “Geçen yıl Ramazan ayında Harput’ta yaprak kımıldamazken bu yıl ramazan ayında 10 binlerce insan bir gece de Harput’a gelip Harput’ta yaşayıp gezip tekrar döndüler.” Harput’u canlı tutmak Harput’u dinamik tutmak ve Harput’u yaşanılan bir şehir haline getirmek elbette önceliğimiz. yine bu acıdan hemen Sarahatun Camisinin karşısında yapılmış olan bir bedesten çarşısı vardı. Restoran olarak düşünülmüş, restoran olarak yapılmış ancak öylesine kalmış ve kullanılmayan bir yer idi biz orayı da hanım kardeşlerimizin kullanımına açtık ve el emeği göz nuru çarşısı yaptık. Onların Elazığ sanatını, Elazığ motiflerini, Elazığ’ın yerel ürünlerini el emekleriyle göz nurlarıyla yaptıkları ürünleri getirip satacakları ve bizim de her türlü imkanı onlara sağlayacağımız bir yer haline getirdik. Ramazan ayı boyunca da çok canlı ve dinamik bir şekilde devam etti Ramazan sonunda da devam edecek. Bir düşüncemiz daha var belki yaz boyunca Harput’u daha canlı ve dinamik tutabilmek için Harput’ta ki ulaşım sorununu da ortadan kaldırmak hemşerilerimizin, Harput’a gelenlerin yaya olarak Harput’u gezmelerine vesile olabilmek içinde belirli dönemlerde Harput’a otobüs seferlerini tamamen ücretsiz yapmayı da planlıyoruz kararırını henüz daha almış değiliz ancak planlamamız içinde var. Harput’la ilgili belediyemizin düşündüğü teknik konular hakkında  Reşat bey detaylı bilgi verecek ben o konuya girmeyeceğim  ancak  Elazığ’ın hali hazır haritalarını üç boyutlu olarak ve bilgisayar üzerinden  yapım çalışmamız 2 ay içinde bitmek üzere tabi bilgisayar da üç boyutlu haritayı görüp onun üzerinde çalışma yapmak aynen şu makette gördüğümüzün daha net görüp ona göre de karar verme imkanını elde ediyor.  Önümüzde ki süreç sadece Harput’la ilgili değil Elazığ’ı bir bütün olarak planlayıp, programlayıp ve neyin ne zaman yapılması gerektiğine karar verip bir şehir görselliğini de göz önüne alarak yapacağımız çalışmaların süreci olacak inşallah. Bizim yine Harput Vadi Park aynen biraz önce ejderha taşıyla birlikte Kültür Parka paralel olarak Harput’u canlandıracak olan bir Vadi Park projesidir bir milyon altı yüz bin metre karelik alan üzerine oturmuş ve seksen bin metre karesi tamamen şelale, havuz ve su görsellerine ayrılmış olan bir parktır bu park inanıyorum ki Harput’un batısına canlılık getirecek ve Elazığ’a bütünleştirecek. Ayrıca Harput Vadi Parkla özdeşleşen ve onunla eş zamanlı yapılacak olan Harput’a fülikiler sistem taşıma yine planladığımız projeler arasındadır. Harput’un büyük haritasının içinde bulunması açısından bunları seslendiriyorum hem seyir özelliği olan hem taşıma özelliği olan hem de Harput’u yayalaştırma ve Harput’ta gelen misafirlerin yaya gezmesini temin edecek olan önemli bir taşıma sistemidir. Ben özellikle Elazığ dışından gelen misafirlerimize, katılımcılara ve bu konuda Harput’la ilgili bu çalışmada fikir beyan edecek bütün katılımcılara şimdiden teşekkür ediyorum, kısa tutuyorum belki bugün yarın ki oturumlarda tekraren konuşma imkanım olacaktır şimdiden böyle bir organizasyonu gerçekleştiren,ön ayak olan,lokomotif olan sayın valimize teşekkür ediyorum katılımlarından dolayı zamanlarını ayırdılar milletvekillerimize teşekkür ediyorum hepinize hoş geldiniz diyorum sağ olun .

 ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK: Teşekkür ediyorum başkanın. Bu arada maketi de görmüş olduk belki onun üzerinde de yorum yapabiliriz. Maketin hazırlanmasının bir amacı da şuydu makette görülen beyaz renkli yapılar tarihi dokuya uygun olmayan sonradan yapılmış yapılar kahverengiyle olanlarsa tarihi yapılar oransal olarak baktığımızda yüzde onu bile bulmaz. Bu zamana kadar yıktığımız yerine tarihi dokuya uygun olmadan yaptığımız binalar ne kadar fazla işimizin aslında ne kadar çok olduğunu burada gösteriyor. Bir amacı da şu neyi kaldırıp yerine ne koyduğumuzda nasıl gözükecek onu da yapalım belki biraz daha büyüğünü üç boyutlu görselleriyle beraber belediye başkanımızda söyledi hazırlandığında karşılaştırarak bunu da yapabiliriz ama şuan da gördüğümüz manzara aslında çok iç açıcı gözükmüyor. Bundan hareketle sayın milletvekillerimize imkan verelim.  Uydun görürlerse sayın milletvekillerimiz lady first diyerek önce Sermin Hanımdan başlayalım.

 

ELAZIĞ AKP MİLLETVEKİLİ SERMİN BALIK: Çok kıymetli valim ,milletvekili arkadaşlarım kıymetli belediye başkanım ve Elazığ’ı dert edinen Harput’u kendine dert edinen Harput’la dertlenen çok kıymetli  halkım öncelikle sayın valime bu toplantı için çok teşekkür ediyorum. Toplantı birkaç defa bizim çalışmalarımız sebebiyle aksadı ancak hayır vardır inşallah diye düşünüyoruz. Harput üzerine şiirler yazılmış, ağıtlar yakılmış, türküler söylenmiş nadide yerlerden biri zannediyorum dünyada da çok benzeri olmayan yerlerden biri. Sayın valimde söyledi Harput’a dair gök kubbe altında söylenmemiş belki de söz kalmadı ancak bugün burada ki herkesi söz söylemek amacıyla değil artık çözüme paydaş olmak sözüme ortak olmak amacıyla burada olduğunu biliyorum. İnşallah diliyorum ki bu 2 günlük toplantının arkasından elimizde çok ciddi doneler olacak bunlarla birlikte Harput’a burada ki ekip belki unutulan insanlarla birlikte Harput’un geleceğine dair çok ciddi bir harita çizilecek ben emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Şimdi geçmişten günümüze Harput’a bakarken de hakikaten yapılan hizmetleri daha önce ki insanların yaptıklarını da görmeden geçemeyeceğim çünkü çok ciddi restorasyonlar var evet şurada ki belki beyaz alanlar daha fazla yanlış yapılanlar daha fazla ama çok güzel şeyler çok iyi restorasyonlar da yapılmış, bundan sonra ki amaçta iyinin üzerine iyi eklemek. Şu üzerinde bulunduğumuz bina bile Harput’un yapısına uygun olmayan Harput‘la bağdaşmayan aslında kalenin görüntüsünü kapatan bir alandır bina. Dolayısıyla evet yolumuz çok uzun bunu yalnızca binalarla da değerlendirmemek lazım Harput bir kültür yeri, Harput bir geçmişle bağlantı yeri aslında geçmişle bağlantıyı sağlamak amacıyla da çok önemli bizim için, burada ki tarihi canlandırmak geçmişi yeniden yaşamakta çok önemli çünkü sayın valimizin gösterdiği örneğin Beypazarı önemli bir yer şuanda çok ciddi olarak turist çekiyor. Ancak bu turisti kültürüyle birlikte geçmişiyle birlikte yaşamasıyla birlikte geleceğe yönelik çarşılarıyla değişik pazarlarıyla birliktede sağlıyor inşallah bunu Harput’ta sağlayabilirsek geçmişle geleceğini birbiriyle kaynaştırabilirsek turizm açısından çok da iyi olacağını düşünüyorum. Evet belediyeler bu konularda en etkili birimlerden biri,bu çalışmalarda en etkili birimlerden biri sayın belediye başkanımızda zaten biliyorsunuz belediye seçimlerinde de Harput’la ilgili çok ciddi projeleri vardı zannediyorum bu projelerin yapımına da Ramazanla birlikte bu Ramazan şenliklerinin Harput’a yapılması Harput’u çok ciddi olarak canlandırması ve şenlendirmesiyle ilgili başladı zaten.Harput’un üzerine dökülen toprak bir miktar kalktı Harput’a hatta bizde geldik Ramazanda ki programlara Harput’a ciddi bir hareketlilik geldi.  Bundan sonra ki süreçte de inşallah projelerini gerçekleştirdiğinde çok daha iyi şeyler yapılacağına Harput’un çevresinin dediğim gibi geçmişle geleceği Harput’u bir arada yaşayabilecek bir yer olabileceğine ben bütün yüreğimle inanıyorum. Yine burada ki bu çalışmaya katkı sağlayan herkese de ben tekrar tekrar teşekkür ediyorum bu dertle dertlendikleri için Harput’u Elazığ’ı kendilerine dert edindiği için bizde bütün arkadaşlarımla birlikte burada üzerine düşen herkesle birlikte inşallah Harput’un eski güzel günlerine kavuşmasıyla ilgili üzerimize düşeni yapacağız. Ben yine şimdiye kadar emeği geçmiş herkese ve bundan sonra emek vereceklere de teker teker teşekkür etmek istiyorum. Diliyorum bu 2 günlük toplantı yol haritasını çizecek yeni yol haritamız için çok etkili olacaktır,,tekrar sayın valime de bu toplantı için çok teşekkür ediyorum.

ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK: Teşekkür ediyorum sayın milletvekilim. Milletvekilimiz Zülfü DEMİRBAĞ buyurun.

ELAZIĞ AKP MİLLETVEKİLİ ZÜLFÜ DEMİRBAĞ: Sayın valim, sayın milletvekili arkadaşlarım,sayın belediye başkanım,değerli çalıştay heyeti ,kıymetli basın mensupları bende konuşmamın başında hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Bugün önemli bir toplantı yapıyoruz. Bugüne kadar yapılan toplantılar çalışmalardan dolayı ve bu özellikle çalıştayın hazırlanmasında sayın valimiz başta olmak üzere, çalıştan tertip komitesine emeklerinde dolayı teşekkürlerimiz arz ediyorum. Kıymetli arkadaşlar malumunuz olduğu üzere 1900’lü yılların sonunda 2000 yıllarının başında  Harput’umuz da 22 mahalle,  biri bedesten, 7 cami ,11 mescid,türbe,9’u kilise , 3 bin civarında konut ve 20 bin nüfusu sahip bir eyalet Harput. Ayrıca sayıları yüzü bulan divan şairleri ve edebiyatçılarıyla bir kültür şehri. Tabi bugüne kadar cami, türbe, çeşme gibi eserlerle ilgili rekonstrüksiyon çalışmaları yapılmış ve çalışmalar devam ediyor. Açılış konuşmasında sayın valimizde ifade ettiler hükümetimizde özellikle 2002 yılından bu yana bu konuda ülke genelinde olduğu gibi Harput’umuz konusunda da önemli hassasiyetini yaptığı çalışmalarla ayırdığı ödeneklerle ortaya koyduğunu biliyoruz. Bu konuda Harput Kültür Evi önemli bir yer teşkil ediyor bende Şefik Beye  teşekkür ediyorum. Yine sayın valimiz, milletvekili arkadaşlarımız, belediye başkanımızla beraber biz ayda bir Ankara da Elazığ’ın sorunlarıyla ilgili bir değerlendirme toplantısı yapıyoruz ve bu toplantıda da Elazığ’ın problemleriyle ilgili öncelikli olarak görüşmemiz gereken bakanlıklar, bakanlar, bürokratlar tespit ettikten sonra randevu almak için sürekli görüşmeler yapıyoruz. Yine bunlardan birini de Çevre Bakanımızla Harput konusunda Elazığ’ın imar planı var mı konusunda görüşmelerimiz oldu. Bu konuda Çevre Bakanlığımızda Kültür Bakanımızda her türlü yardıma hazır. Ancak takdir ederseniz ki bugüne kadar olduğu gibi başta merkezi hükümetimiz, belediye başkanımız, belediyemizin lokomotifliğinde iş dünyasının iş adamlarımızın bu işe el atması lazım. Tabi ki bunun yanında deminde ifade ettiğim gibi merkezi hükümetimizde üzerine düşeni yapacaktır bizlerde bir siyasi olarak üzerimize düşeni yapacağız. Belediye başkanımızın da ifade ettiği gibi Harput’umuzun tarihi resmine kavuşması konusunda gerekli adımları cesur bir şekilde atma gereğine bende inanıyorum zira demin Balıklı Gölü izledik Urfa’yı izledik gerçekten gittiğimizde de iftihar ediyoruz gezdiğimizde, bütün arkadaşlarımızın birçoğu belki birçoğumuz gezdik gördük gerçekten iftihar vesilesi bir tablo ortaya çıkmış inşallah Harput’umuzda tarihine öyle kısa bir sürede kavuştururuz el birliğiyle. Yine bu arada belediye başkanımıza daha göreve başlar başlamaz Ramazan etkinlikleriyle Harput’umuza kazandırdığı canlılıktan dolayı Ramazan etkiliklerinden dolayı teşekkürlerimi arz ediyorum. Ulaşım konusunda atacağı adımları Harput’umuzla ifade ettiler inşallah bu adımlarla birlikte Harput’umuz daha da canlanacak. Harput’ta ikamet eden insanıyla esnafıyla gerçekten güzel bir geleceğe kavuşmuş olacağız. Hemşerilerimizin yoğun ilgi ve alakalarıyla Ramazan ayını geride bıraktık ancak tabi burada belki yeri değil ama bu Ramazanı da biz Filistin’de ki bu üzücü acı verici olaylarla maalesef tam olarak idrak edemedik hüzün içerisinde geçirdik İsrail’in bombardımanı altında ama son yas ilan edilinceye kadar belediyemizin yapmış olduğu etkinliklerden dolayı da yine teşekkürlerimiz arz ediyorum. Daha fazlada uzatmak istemiyoruz. Çalıştaya katılan siz yetkili arkadaşlarımızın Harput’un geleceği ile ilgili fikirleriniz bizler için büyük bir önem arz ediyor. Ben tekrar katılımlarınızdan dolayı teşekkürlerimi arz ediyor hepinize saygılar sunuyorum.

ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK : Teşekkür ediyorum sayın milletvekilim. Sayın milletvekilimiz Şuay ALPAY buyurun.

 

ELAZIĞ AKP MİLLETVEKİLİ ŞUAY ALPAY: Değerli valim, milletvekili arkadaşlarım,belediye başkanım,rektörüm ve çok değerli misafirler hepinizi sabahın bu saatlerinde saygıyla selamlıyorum. Harput hepimiz için çok kıymetli ona girmeyeceğim. Harput’a  ağıt yakma türkü yakma şiirlerle ahval etme dönemini çok geride bıraktık. Evet burası hepimizin burada herkesin iyi kötü az çok payı var. Geçmiş yöneticilerin, idarecilerin, yaşayanların,vefat edenlerin hepimizin müşteki sorumluluğunda olan bir şehir olduğu için bu konuda ne yapmamız gerektiğine bakıyoruz.doğrusu milletvekili olduktan sonra da öncesinde de Harput’la ilgili şikayet eden arkadaşlarımızdan biriydim. Milletvekili arkadaşlarımızla birlikte seçildikten hemen sonra Harput’la ilgili yoğun çalışmalara başladık. İlk başladığımızda Harput’ta sokak sağlıklaştırması ve iyileştirmesi çalışması vardı, bire bir geldik  takip ettik  orada önemli işler yapıldı ve belki bilmeyen arkadaşlarımız olabilir Harput’un alt yapı çalışmaları sağlıklaştırma, iyileştirme ve kanalizasyon çalışmaları büyük oranda bitmişti. Harput’la ilgili ne yapılabilir bakıldığında birkaç şey düşünüldü onları birazdan söyleyeceğim ancak fark ettiğimiz bir şey var Harput’la ilgili olarak koruma amaçlı imar planı yapılmış ancak koruma amaçlı imar planında çok büyük hatalar vardı yapılmaması gereken şeyler yapılmış koruma amaçlı imar planına alınmaması gereken planlar alınmış dolayısıyla herkesin dikkatini çeken ve düzeltilmesi gereken şeyler olduğunu fark ettik bu sebeple de sayın valimize de daha önce müzakere etmiştik. yaklaşık 1 yıldır Harput’la ilgili şöyle bir şey gündeme alalım dedik, bir şuanda önümüzde görüyoruz mevcudu  hali hazır bir önümüze koyalım hali hazırda neler var ve buradaki mesleklerimizden biride biliyorsunuz Harput  Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ilan edildi. Bu bize çok büyük avantaj sağlıyor, aslında bir Harput’un mevcut potansiyel tarihi kültürel kimliğinin potansiyeli, birde bakanlar kurulu kararı ile yapılan bu imar çok önemiydi. Neler yapabileceğimize bakmak durumundaydık bakıldığında ciddi yanlışlar olduğunu, düzeltilmesi gereken şeyler olduğunu görünce önce dedik hali hazır bir ortaya koyalım bununla ilgili olarak mevcudu tespit edelim. İki şuanda devam eden işler neler ve burada bir noktaya gitmişiz bundan sonrası içinde Harput’a dair Harput’la ilgili söyleyecek sözü olan paydaşları Harput’a dair tasarıları ortaya koyması neler yapılabileceğini ortaya koyması ve yol haritası belirlenmesi ve sayın valimiz, milletvekili arkadaşlarım, belediye başkanımızla bunu müzakere etmiştik. Sarahatun meydanının tam girişinde bir metruk bina var bir ara üzerinde müze tabelası asılıydı o bina ne tarihi ne kültürel kimliğe sahip değil arkadaşlarımız çok iyi bilirler hem alanın girişini kapatan engelleyen bir konumu var tarihi ve kültürel kimliğe sahip olmamasıyla maalesef koruma amaçlı imar planına bir şekilde işlenmiş ancak bunun hali mümkün bu heyetin yapacağı çalışmalar arasına giriyor üzerinde durulması gereken en önemli mesele doğru sağlıklı ve ne yapmayı düşündüğümüz ve gerçekleştirmesini istediğimiz Harput için bu platformun yapılması gereken değişikliklerdi. Bunu çok hayati bir mesele olarak görüyorum. Yine bu bağlamda maalesef Diyanet Eğitim Merkezi beyazla işaretlenen yerlerden biri ucube bir yapıdır. Orda verilen hizmetler manevi olarak çok kıymetlidir ancak tarihi kültürel kimliğine asla uyan bir tarafı yoktur. Biz orada bir külliye inşasıyla ilgili gündeme almıştık ve bu mesele ciddi mesafe almıştı. Bununla birlikte tabi bunu bütün bir konsept içinde düşünmek lazım ve arkadaşlarımızla birlikte değerlendirirken hem Harput’u hem de Elazığ’ı yapacağımız bütün imalatları yapmanın doğru olduğunu kabul ettik ve bu da doğru bir yaklaşımdı başlangıç olarak doğru bir başlangıçtı. Buna bağlı olarak yine tekliflerimiz içerisinde ben şahsen bunu teklif etmiştim Harput’un tarihi ve kültürel kimliğine uygun olarak yapılması gereken şeylerden biri de şudur hem üniversiteyi bu işe paydaş yapmak demin sayın valimin dediği gibi icracı noktada paydaş yapmak için iki şey yapılabilirdi, bir Kuran Araştırmalar Merkezi burada kurulabilir birde Dinler Tarihi Araştırma Merkezi hayata geçirile bilirse üniversiteyle Harput’un paydaşlığı sağlanır ve doğruda bir yol alınır. Ben Elazığ da üniversitenin girişinde arkeoloji müzesi var. O müze daha çok ilköğretim öğrencilerinin zorunlu olarak götürüldüğü bir zoraki mekan durumuna gelmiştir. Hepimiz bu gerçeği biliyoruz. tekliflerimden biri de o. Bunu tekrar huzurlarınızda belirtmek istiyorum. Ben müzenin mutlaka Harput’ta olması gerektiğini düşünüyorum ve sayın rektörümüzle bu meseleyi müzakere ettiğimizde sayın valimle paylaşmıştık. Rektörümüzde birebir o müzenin aynısı Harput’ta yapmaya tahlil etti orayı da kendileri için Mimarlık Fakültesi olarak kullanabileceklerini düşünmüştü. Ben burada ki kültür ve turizm potansiyelinin harekete geçirile bilmesi açısından bunu da çok hayati bir mesele olarak buluyorum ama bunun yanında mutlaka otantik eşyaların ve Harput kültürüne ait ev varsa serilmeli k bu konsept içerisinde yer almasını da doğru buluyorum. Yine ben çalışmalarımızı yaparken milletvekili arkadaşlarımızla birlikte yaptık ve paylaştık. Vakıflar Genel Müdürü dostumuzun da desteğiyle önemli bir adım attık aslında. Ahmet Bey Cam, Meydan Cami sadece tabelası var Sarahatun Meydanında birde İhsaniye Caminin sadece maalesef giriş kapısının bir kısmı ayakta muhteşem üç eserin yeniden tarihi ve kültürel kimliğe uygun olarak ayağa kaldırılması ve inşası için kaynakları ayırdık ödenekleri ayırdık. Ancak İhsaniye Caminin proje ihalesi yapıldı Ahmet Bey Cami ve Meydan Caminin mülkiyet problemleri geçen dönemde bitirilemediği için kaldı, ancak buna da ortak formül bulundu inşallah başkanımızla da paylaşmıştık onunla ilgili yazışmalarda yapıldı kısa zaman da sonuç alacağız. Belediye başkanımız Vakıflar Genel Müdürlüğüne bahsettiğimiz iki cami yani Ahmet Bey Cami ve Meydan Caminin mülkiyetini çözdü mülkiyetini Vakıflar Genel Müdürlüğüne devrini tahlil edecek şuanda o yazılarda yazıldı bunun üzerinde onlar yol açacaklar o süre beklemeden inşallah iki caminin proje ihalesi yapılacak, çok önemli büyük bir iş yapılmış olacak. Yine bu kapsamda tarihi ev restorasyonu  çok kıymetli ama maalesef biz bu konuda yine çok fazla yol alamadık. Bütün bunları Ulu Caminin yanında ki bedeslen aslında demin sayın başkanımızın ifade ettiği o restoran olarak kullanılan yer ben görselle de yazılı basına da kanaatimi açıklamıştım açıkça karşı çıkmıştım bunu ifade etmiştim geçen dönem için demiştim buraya aslında öyle bir bina yok ortada doğrusu Harput’un tarihi ve kültürel kimliğine uygun değil çok açık söylüyorum ama öyle bir şey yapıldı. Lokanta olarak işletileceğini öğrenince bu konuda açıklama yaptım dedim eğer öyle yaparsanız önce ben sizi şikâyet ederim onunla ilgili bunu da ifade etmiştim ve sonra orası kalktı şuan da Allah razı olsun sayın başkanımızla birlikte son önemin Ramazan etkinliğinde bir işlev haline geldi. Tekliflerimiz var bununla ilgili olarak yine Vakıflar Genel Müdürlüğü ile birlikte bazı çalışmaları milletvekili arkadaşlarımızla birlikte, belediye başkanımızla, valimizle birlikte yapıyoruz. Ben burada ki heyetin inşallah doğru bir yol haritası ortaya koyacağına yürekten inanıyorum yapmamız gereken çok şey var aşmamız gereken çok iş var ancak şunu da görmek lazım şehirler ruhları olan şehirler olursa yaşar, Harput  ruhu olan maneviyatı olan bir şehirdir her tarafıyla, onun için yaşaması lazım ,nefes alması lazım,aksi halde hızla tahrip oluyor, ölüyor bunun için bu heyetin bu şehre yapacağı çok katkılar olduğunu biliyorum, inanıyorum, hepinize teşekkür ediyorum. Süreç içerisinde sayın valim herhalde görüşlerimizi inşallah söylemiş olacağız çalışmalarınızda başarılar diliyorum hepinizi saygıyla selamlıyorum.

ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK: Teşekkür ediyorum sayın milletvekilim. Sayın milletvekilimiz Faruk SEPTİOĞLU.

 

ELAZIĞ AKP MİLLETVEKİLİ FARUK SEPTİOĞLU: Teşekkür ederim sayın valim. Sayın valim, milletvekili kardeşlerim, belediye başkanımız, çok kıymetli hanımefendiler beyefendiler ben öncelikle hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Tabi bu toplantının hayırlara vesile olmasını niyaz ediyoruz. Güzel bir toplantı, güzel bir çalıştay sebep olanlardan da Allah razı olsun diyoruz, Allah yar ve yardımcımız olsun. Büyüklerimizin bir atasözü vardır biliyorsunuz “ Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.” Tabi bizler Elazığ’ımız da bu gerçekten tarihi içinde kaybolmaya yüz tutmuş kıymetli eserlerimizi en azından günümüzden bizden sonrakilere taşımak için elimizden geleni hepimizin yapması gerekiyor. Biliyorsunuz bunların hepsini toplu olarak Elazığ’ımızda ki bu tarihi eserleri kendi yapısına uygun yeniden uç uca getirmek için çalışmalar başlanıyor, geçmişte de yapıldı tabi. Bugün de yeniden burada eksik olan kısımları tamamlamak üzere inşallah güzel adımlar atılacak. Bende bize ne düşüyorsa tabi ki biz her zaman Elazığ’ımızın Elazığlımızın hizmetinde olduk, bu konuda da bize ne düşüyorsa uzmanlar tarafından bütün çalışmalar yapıldıktan sonra Ankara da bize ne düşüyorsa elimizden geleni esirgemeyiz, emrinizdeyiz Elazığ’ımızın emrindeyiz. Cenabı hak hayırlara vesile etsin hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK: Sayın milletvekilimize de teşekkür ediyorum. Kudbettin hocam. Rektörümüz Sayın Kudbettin DEMİRBAĞ.

ELAZIĞ FIRAT ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF. DR. KUDBETTİN DEMİRBAĞ: Sayın valim, milletvekillerimiz, kıymetli katılımcılar, basın birimleri ve temsilcileri bende hepinize hayırlı sabahlar diliyorum saygılar ve selamlarla fazla sözü uzatmadan birçok benden önceki konuşmacı arkadaşlar durumu özetlediler. Sayın valimize gerçekten kendilerine çok teşekkür ediyoruz. Ben sadece şunu söylüyorum özet olarak resimlerde ki Harput’u istiyoruz. Konuşma değil eylem zamanı hemen hemen her yıl, her mevsim biz Harput’u konuşuyoruz ama bu konuşmalar artık kabak tadı veriyor. Konuşmak güzel ama yıllarca konuşmak doğru değil artık eylem planı geldiğimiz nokta eylem aşamasına gelmişiz bu da mutluluk veriyor. Harput’ta en önemli şey bence mülkiyet sorununun çözülmesi lazım 2 yıl önce biz yine sayın vekilimde vardı, o zaman belediye başkanımız, valimiz vardı bir eylem planı çerçevesinde bir şeyler yapılması gerekiyordu. Bizim de yapmamız gereken sorumluluklar çerçevesinde alternatif yerler kurulmuştu. Ama o günden bugüne burada ki mülkiyet sorunun çözümü yani bu Harput’un girişindeki hamam vardı, şuan da yapılan kale önünde ki alan yani Harput’taki mülkiyet sorunun çözülüp buranın mutlaka mülkiyet sorunu şahıslardan çıkarılıp bir artık vakıf mı olur belediye mi olur bir komisyon mu olur yani bunlara verilip ve devamında tabi restorasyon olup bunların yaşanması lazım benim arkadaşım misafirim Trabzon’dan gelmiş ben Harput’u görecem Harput’a tarih olarak anı olarak kalmak istiyorum kalacak yer nerede var bir gününü geçirmek istiyor onu yapmak lazım. Onun dışında üniversite olarak tabi üzerimize düşen sorumlulukları her zaman bizden önceki arkadaşlarda olduğu gibi bizlerde yapmaya devam edeceğiz. Zaten Harput Uygulama Araştırma Merkezini kurduk başına Enver Hocamız var ekibiyle katıldık. Yine Mimarlık Fakültemiz dekanı ve ekibiyle Resim Bölümü tarihi yapılarla ilgilenen arkeoloji bölümümüz aktif olarak hem burada ki çalışmalar hem Palu’daki projede dahilin de görev alıyorlar. Bence bir kronolojik tarih çerçevesinde bir sonra ki aşamada toplandığımızda hedefimiz neydi nereye geldik bu hedefe niye ulaştık niye ulaşmadık. Hızlı yol almak lazım herkes iyi niyetli bu vesileyle zamanlayıp gelen ben fazla sözü uzatmama adına bütün katılımcılara gerçekten şükran ve teşekkürlerimi sunarım hepinize saygı ve sevgilerimle üzerimize üniversite olarak ne düşerse yapmaya hazırız eylem açısından söylüyorum. Sayın vekilimin bahsettiği gibi müze konusunda yine söylemiştik bununla yine aynı din işleriyle ilgili uygulama merkezleri olması ve burada bizim İlahiyat Fakültesi yüksek lisan doktora çalışmaları başlatmış bir adım olarak görüyorum. Hepinize iyi çalışmalar diliyorum.

ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK : Evet 1 saatlik bir zamanımız kaldı. Bu süreyi iki sunumla değerlendirelim istiyoruz. Ondan önce müsaade ederseniz kısaca bir özet yapayım. Belediye başkanım cesur olmalıyız dedi bunu milletvekilimiz Sermin Hanım da tekrar etti. Zannediyorum anahtar cümlelerden bir tanesi bu. Yapacağımız işleri cesaretle yapmalıyız başladıktan sonra geri dönmeden gitmeliyiz. Ama karar verene kadar da ciddi tartışmalar yapmalıyız. Sermin Hanım milletvekilimiz söz değil çözüme ortak olmalıyız bunu değerli rektörümüzde aynı şekilde söyledi. Herkesin belki söylemek istediği ama cesaret edemediği artık birçok tartışmalar kabak tadı veriyor şeklinde ifade etti. Artık sözden harekete geçme zamanı geldi inşallah önemli bir dönüm noktası olacak. Bu sunum dolayısıyla da önemli diye düşünüyorum. Şuay ALPAY milletvekilimiz yine çok önemli bir şey söyledi “Şehirler ruhlarıyla yaşar.” Yapacağımız çalışma sadece bir yenileme olmayacak şehrin ruhuyla yaşamasını sağlamamız gerekir. Bu çok önemli. Şüphesiz çok önemli şeyler söylediler, teker teker not aldım ayrıca görüntülerin çözümünü de yapacağım ama bunlar çok vurucu cümleler diye düşünüyorum. Sayın milletvekilimiz Faruk Bey aslında yapılacak işlere dikkat çekti ve biz artık bundan sonra sizin aldığınız kararları uygulamak için emrinizdeyiz dedi bu çok önemli bir şey hepimizin ortak hareket etmesi ortak adımlarla hareket etmesi ama alınan kararların izlenmesi yine kıymetli hocam çok kısa konuştu ama önemli şeyler söyledi. İzlemenin önemini vurguladı. Bunu beraberce yapmamız gerekir. Ben bu özetlemeden sonra sözü Mithat Beye bırakmak istiyorum.  Bu zamana kadar yapılan çalışmalara örnek olarak Harput mimarisi ve örnek projelerle ilgili bir sunumu olacak. Biraz önce sayın milletvekilimiz de söyledi Diyanet Eğitim Merkezi’nin yeni bir konseptle inşa edilmesi bu anlamda yapılacak çalışmalara örnek teşkil edecek. Faaliyetlerden bir kaçını Mithat Bey sunacak. Çevre Bölge Plancısı Araştırma görevlisi Fahriye YAVAŞOĞLU arkadaşımız Koruma Planı ile ilgili sunum yapacak birinci bölümü böylece tamamlamış olacağız. İkinci bölümde daha çok görüşlerin alındığı tartışmaların yapıldığı bir oturum yaşayacağız. Yarın sabah ki oturuma da Sosyal İncelemeci arkadaşlarımızın yaptığı bir sosyal araştırmanın ön bulgularını arkadaşlarımızın sunumuyla başlayacağız ondan sonra yine tartışmalara devam edeceğiz. Yani şehrin hem fiziki yapısı hem de fiziki olmayan yapısıyla ilgili  hem araştırmalar, çalışmalar,tartışmalara da devam etmiş olacağız. Mithat Bey buyurun.

MİTHAT BEY: Sayın valim,sayın milletvekillerim, sayın belediye başkanım, sayın rektörüm,  çok değerli katılımcılar, basınımızın değerli temsilcileri bende sözüme başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın valim zaten Harput’ta yapılanları çok güzel özetledi. Bende kısaca bazı konulara değinmek istiyorum. Harput’un şehircilik ve yapılaşmasını kısaca özetlemek istiyorum. Harput 4 bin yıllık tarihi geçmişi olan ve bir çok medeniyetlere uygarlıklara ev sahipliği yapmış, tarih boyunca cazibe merkezi olmuş ve kültür merkezi olmuş bir yerleşim yeridir. Fiziki yapısını günümüze taşımamış olmasa da kültürel izlerini günümüze taşımayı başarmıştır. Harput bu şehircilik ve yapılaşma açısından incelediğimizde m.s. 600-700 yıllarında Urartularla başlayan iç kale yaşantısı ve yine Artuklularla yaşanan dış kale yaşantısı Harput’un kale kent olduğunu göstermektedir. Ancak Osmanlı hâkimiyetinde büyüyen Harput dış kale surlarını yıkarak daha da büyümüştür. Harput yerleşimine baktığımızda 21 mahalleden oluşan bir şehir 4’ gayrimüslim 17’si Müslüman mahallesinden oluşmaktadır. Harput’ta ki yapılaşmaya baktığımızda 18. Ve 19 asırlar 6 bin haneden 30 ve 40 bin nüfustan bahsediyoruz. Buna ilaveten Harput’ta 11adet cami, 11 adet mescid, 15 adet medrese, 8 adet hamam, 9 adet kilise 20 adet han, 800 adet dükkân, 26 çeşit esnaftan söz ediyoruz. Bugüne geldiğimizde Harput’ta 47 tane tescilli yapı olduğunu üzülerek görmekteyiz. Bunların 12 adedi sivil mimariye ait, diğerleri vakıflara ve kamu kurumlarına. Harput’un imar planına kısaca bakarsak sayın valim de belirtti, ilk imar planı ve harita çalışması 1955 yılında yapılmış. 1985 yılında 2. imar planı hazırlanmış ve Harput sit alanı olarak ilan edilmiş. Ancak yasaya göre sit alanı olarak ilan edilen yerlerin bir yıl içerisinde koruma amaçlı imar planlarının yapılması gerekir. Ama biz bu koruma amaçlı imar planımızı ancak 20 yıl sonra 2005 yılında başladık ve 2009 yılında koruma kurumundan ve Elazığ meclisinden onaylayarak yürürlüğe girdi. Harput’taki yapılaşmaya baktığımızda genelde kireç harcı kullanılan yapıların bugüne kadar hayatta kalabildiğini görüyoruz. Bunlar da camiler, hamamlar, camiler ve türbeler. Konum mimarilerinin genelde çamur taş, moloz taş duvar bekletmiş kullanıldığından bunların bu malzemelerin dayanıklılık süreçleri az olduğundan büyük bir bölümü yıkılmıştır. Ayrıca Harput’tan Elazığ’a göç de binaların yıkılmasına neden olmuştur. 1834 yılında Mamüretül Aziz’in temeli atılırken buradaki yapılar maalesef malzemeleri alınarak Elazığ da kullanılmıştır. Biz Harput’u bir Urfa ile bir Mardin ile kıyasladığımızda tabi ki Harput daha yok olmuş. Bunun gerekçesi de kullanılan malzemedir. Urfa da,  Mardin de kullanılan malzemeler taş ve kireç harcı olduğu için bugüne kadar gelmiştir. Yani bizim burada şanssızlığımız yöresel malzemenin ayrımsızlığıdır. Harput’ta konut mimarisine baktığımızda insanlar sosyoekonomik ve sosyokültürel yapılarına göre farklı özelliklerde mimari mekanlar oluşturmuşlardır. Harput evlerinin plan şeması evlerinin gelişim evreleri son aşaması olan orta sofanın plan tipinin özelliğini taşımaktadır. Tek ve iki katlı yapılan evlerde tek katlılarda ahır, samanlık ve yaşama bölümü zemin katla çözülmüş. İki katlılar da ise zemin katta ise ahır, samanlık,kiler,tandır başı ikinci katta ise orta sofalı odalar,mutfak ve giriş tarafında şark girişi bulunmaktadır. Bunu daha da açabiliriz Harput’ta konaklarda yapılmıştır, haremlik selamlık şeklinde. Tabi ki bunların ben fazla detayına girmiyorum. Harput için hazırlanan projelere değinmek istiyorum. Harput için belediye tarafından 9 adet restorasyon projesi hazırlanmış ve  bu 9 adet restorasyon projesinin de uygulaması yapılmıştır sadece Şefik Gül evini Şefik Gül hazırlatmıştır o proje de bize nasip oldu biz hazırladık ve 2004 yılında ilk Harput’a uygulamaya  başladığımız ilk restorasyon projesidir. Sunguroğlu Konağının restorasyonu yapıldı fakat bugüne kadar bir fonksiyon verilemedi. Dolayısıyla tabi ki binaların yaşatılması için mutlaka fonksiyon verilmesi ve içinde haremlik bulunması gerekir. Bunların en kısa zaman da fonksiyon verilerek ya belediye kültür evi olarak veyahut Şefik Gül evi gibi bir kültür evi olarak değerlendirilmesi umut ediyoruz.  Şuanda ki mevcut hali planlarını görüyorsunuz hazırlanan restorasyon projeleri. Sunguroğlu konağı tescilli bir yapıdır. Sağır Müftü Konağı da tescilli bir yapıdır. Bununda restorasyon çalışmaları bitti. Burada da tabi damında bazı arızalar oldu onlar giderildi. Yani bu binalar fonksiyon verilmeyi bekliyor. Burayı da yani bizim acizane düşüncemiz otantik bir lokanta olarak belediyenin işlettiği bir lokanta olarak fonksiyon verilirse Harput için çok daha uygun olur. Gerçi Harput lokantalar şehri ama belediyenin yapacağı. Harput Butik Otel bu 5 tane evden oluşan bir site. Burada bunun restorasyonu da bitti şuan da kiraya verilmiş durumda ancak burada da bir yıl geçmesine rağmen bura tam olarak işletmeye alınmadı buranın kısa bir sürede tüm odalarının restore edilerek mutlaka açılmasını istiyorum. Şefik Gül evi 2004 yılında restorasyonu yapıldı şuanda kültür evi olarak kullanılmaktadır. Be ev tescilsizdir bunu belirtmek istiyorum. Eski belediye binamız var. Eski belediye binası da tescilli bir yapıdır, onunda restorasyonu yapıldı. Şuanda lokanta olarak kullanılmaktadır. Yine sayın milletvekilimin bahsettiği gibi orada eski müze olarak kullanılan şuanda onun da restorasyonu yapılan binanın tescili yoktur. Bu bina oradan kaldırılabilir. Kurulda ki resmi yazışmalar yapılırsa o binayı oradan kaldırabiliriz. Hakikaten meydanın önünü kesen büyük bir engel. Bir özelliği olan tescillenecek bir yapı değil. Belediye olarak  rekonstrüksiyon olarak hazırladığımız projeleri var. Bunda vaziyet planında da görüldüğü gibi 5 tane çarşı 1 lokanta ve  5 tane de ev projemiz var. Bu çalışmaları rekonstrüksiyon olarak hazırladık şuanda Halit usta denilen park olan yerdeki çarşıları görüyoruz bu projeler uygulamaya hazır kuruldan geçtiler bunlar. Birinci çarşı da 8 adet dükkan var ikinci çarşıda 7 adet dükkan var üçüncü çarşıda 3 adet dükkan dördüncü çarşıda 4 adet dükkan beşinci çarşıda da 9 adet dükkan ve lokantayla birlikte 31 dükkan oluşuyor. Ben yine sayın milletvekilimin lokanta olarak yapılan yerle ilgili eleştirisine bende katılıyorum . O projeyi ben hazırladım ben de özeleştiri yapıyorum. Çünkü hazırlanan imar planı eski parsel dokusuna uygun yapılmadığı için bundan sonraki yapacağımız o parselasyon üzerinde yapacağımız bütün binaların bu şekilde sırıtacağını yerine oturmayacağını ben burada söylemek istiyorum. 2 tip ev projesi hazırladık. Harput mimarisine uygun olarak bir küçük tip evler bir de büyük tip evler olarak onları küçük tip evler 213 metrekare zemin ve 1.katları büyük tip evler de 307 metrekare zaten koruma amaçlı imar planında 750 metrekarenin üzerinde konut yapamıyoruz. Yine rekonstrüksiyon özel idarenin ve valinin yapmış olduğu şu anda da bu binanın karşısında olan okuma evini görüyorsunuz. Bunun da rekonstrüksiyon olarak yapımı tamamlandı. Artık ona da hızlı bir şekilde fonksiyon vermek gerekir. Çünkü yaptığımız evleri boş bırakmamamız lazım. Şimdi yine belediyenin çalışmalarından biri bedeslen. Bu bedeslen projesi Şefik Gülevi’nin, Ulu Cami’nin batı tarafında bu projeler kurula sunuldu. Ancak kuruldan daha çıkmadı. Çünkü burada sondaj gazları yapılması için istendi. Dolayısıyla sondaj gazları da bitirildi. Artık belediye olarak biz bu projeyi de devreye sokabiliriz. Bu içe dönük bir bedeslen projesi. 14 tane dükkan var içeride. Yani bu dükkanlar genelde hediyelik eşya ve Elazığ’a özgü eşyaların teşkil edildiği ve satıldığı dükkanlardan oluşan bir çarşı. Biraz önce de gündeme gelen yani Harput ile ilgili yerleri değiştirilmesi düşünülen yapılardan eğitim sitesi. Hakikaten eğitim sitesi Harput’a yakışan bir yapı değil, fonksiyon olarak iyi de fakat yakışan bir yapı değil. Hem Ulu Cami’ye hem de Harput dokusuna fazla uygun bir yapı değil. Bununla ilgile sayın valimizle 2 ay önce görüştüğümüzde bir çalışma yapmamız istendi. Biz burayla ilgili bir çalışma yaptık. Genelde Selçuklu medreselerinden örnekle onu modarize ettik. Onunla ilgili bir çalışmamız var. Bunu da eğitim bölümüyle yatakhaneyi birbirinden ayırdık. Dolayısıyla ilde de organ değiştirdik. Mezarlıklara doğru aldık. Hem mezarlıkları kamufle etmesi açısından hem de daha Harput’a yakışan dokusu olan mimari değeri olan bir proje olarak biz bunu düşünüyoruz. Bu da Hamdi Paşa Kuran Kursu bunun da mutlaka oradan kaldırılması lazım. Bu da yine eğitim tesislerinin batı tarafına yerleştirdik.  Zaten vaziyet planında da gözüküyor. Bunların yeri yeşil alan olarak yerleştirildi. Bir bölümü de Harput dokusuna uygun sokak dokuları, evlerden oluşan sokak dokuları olarak düşündük. Tabi ki bu projeler inşallah gerçekleşirse daha da detaylı bir şekilde sunulacak. Ayrıca jandarma hizmet binasının da oradan su deposunu kaldırılması düşüncesi var. Onunla ilgili de bir proje geliştirdik. Bu proje plan olarak bazı ilavelerle ve Harput dokusuna uygun olarak şekillendirmeye çalıştık. Evet bir de tabi ki bu Harput’ta ki kazı çalışmaları herhalde 3 yıldır yapılmıyor. Kazı çalışmalarında3 yıl ben de bir fiil çalıştım. Şimdi Harput’taki kazılarda Osmanlı Mahallesi çünkü en üst doku Osmanlı döneminde olduğu için Osmanlı mahallesini ortaya çıkardık. Oradaki camisi ile çarşısı ile konakları ile üstü örtülmüş, sacla örtülmüş binalar mevcuttur. Bunu da en kısa zamanda yani üzerileri sacla örtülerek değil de oradaki mahalleyi ortaya çıkartacak restorasyon projeleri ile Türkiye de bir ilk olur. Osmanlı mahallesini burada yaşatmamız lazım. Dolayısı ile bunlarında hızlı bir şekilde restorasyonlarının yapılması lazım. Ayrıca Harput kalesinde birçok medeniyetlerin izleri var. Burada Artuklu sarayı var. Mutlaka Artuklu sarayının da gün yüzüne çıkartılması lazım. Yani biz bu kültürü bir kesit olarak Harput kalesine sunmamız lazım. Eğer Harput’u kültür turizmine açacaksak bununla ilgili çalışmaların da hızlı bir şekilde yapılması lazım. Restorasyonu acil olarak yapılması gerekli, yapılar olarak Kale Hamamı Hoca Hamamı Meydan Camisi hatta milletvekilimin ilaveleri de oldu. Ahmet Bey Cami girişteki, İhsaniye camisi tabi ki bunların restorasyonu Harput’a çok büyük değer katar.  Bunlarla ilgili herhalde mülkiyet sorunu olduğunu ben de biliyorum. Diğerleri de zaten mihrapları var. Bir de duvarları var. Fazla bir şeyleri yok. Ama eski resimlerden bu camilerin restorasyon projeleri hazırlanabilir. Eski hükümet konağı şu anda ki ilkokulun, şu anda ki oturduğu alan aslında hükümet konağının üzerine tam oturmamış bir yapı. Büyük bir bölümü Kurşunlu Camiye gittiğimiz zaman, baktığınız zaman görürsünüz. Şu anda onun restorasyonu çok daha kolay. Temelleri var, elimizde fotoğrafları var. Biz fotoğraflara göre restorasyon projelerini daha önceki vali zamanında hazırladık, kendisi istemişti. Uygulama oteli olarak düşünmüştük ve onun projeleri şu anda hazır. Bir de şu anda sivil mimariye ait 5 tane tescilli evimiz var. Bunlar da hızlı bir şekilde restore edilmesi lazım. Bir bölümü hemen hemen yıkılmış ki Osmanlı Konağı dediğimiz o hakikaten önemli bir yapı kuran kursunun karşısında bunların da çok hızlı bir şekilde restorasyonların yapılmasını ben burada vurgulamak istiyorum. Şu anda restorasyonu yapılan restoresi yapılması düşünülen yerleri değiştirilmesi düşünülen yapılarla ilgili bir, kısaca görsel sunum yaptık. Ayrıca bu Harput için girişten Harput Kalesine kadar ve girişten Ulu Camiye kadar sokak dokusu oluşturmamız lazım ve bu sokak üzerinde Harput mimarisine uymayan bütün yapılar yıkılarak bu dokuya uygun olarak restore edilmeli ve burada bu sokak dokusunun ortaya çıkarılması gerek. Tabi ki bunları yaparken sayın valimizle görüştüğümüzde mutlaka Harput’u 3 boyutlu görmemiz lazım. Sağ olsunlar bu maketi yaptırdılar. Çünkü Harput’ta yapılacak hakikaten bir yer bile Harput’un dokusuna uygun mu veyahut Harput bu yerinde mi düşüncesi ancak bu şekilde veya 3 boyutla gösterimle gösterilebilirdi. Çünkü mesela yine örneğini veriyorum işte lokantanın orada çok iyi durmadığını ben de söylüyorum. Diğer yapacağımız yapıların da eğer eski kapı parsellerine uygun yapılmadığı takdirde bunların sırıtacağını ben bir daha vurgulamak istiyorum. Tabi planla ilgili plancı arkadaşlarımız var. onlar görüşlerini ifade edecekler anca ben burada tespit ettiğim bazı konuları sizlerle paylaşmak istiyorum. Harput ile ilgili kısa vadede yapılması gerekli olan ve de ilk olarak koruma amaçlı imar planı edilmesi gerektiği yani bu eski mülkiyet üzerinde bir yenilik yapılması gerektiğini tekrar vurgulamak istiyorum. Zaten Kuran Kursu ve Diyanet İşleri Eğitim Merkezi jandarma karakolu ve ilköğretim tesislerini yerlerinin mutlaka değiştirilmesi gerektiğini Harput’ta en önemli konularından biri mülkiyet sorunun çözülmesi. Sunguroğlu Konağına fonksiyon verilmesi. Toparlarsak Sağır Müftü Konağına fonksiyon verilmesi, Butik Otelin hizmete alınması, bütün odalarıyla, bütün tabelaların koruma amaçlı imar planına göre yeniden düzenlenmesi eski müzenin yıkılması görüşü ortaya çıktı. Ben onu Turizm Danışman Bürosu olarak düşünmüştüm, eğer yıkılmayacaksa. Bir de bu koruma amaçlı imar planı hazırlanırken Harput’taki yapılaşma ile ilgili olarak tarihi kentlerin teknik heyetin mutlaka görüşülmesinde fayda var olduğunu vurgulamak istiyorum. Koruma amaçlı imar planı hazırlanırken tarihi kentler birliğinin, vakfının, şehircilikle ilgi bu tür şeylerle ilgili bir teknik heyeti var. Mutlaka bunlarında görüşlerine almakta fayda var. Ben tabi ki sayın vekilimin de belirttiği gibi Elazığ yöresinin Harput’a alınması gibi bir çalışma olduğunu duydum. Bu da çok önemli bir gelişme ve Harput’ta kent müzesi kurulmasını öneriyorum. Yani Harput’un kültürü ile ilgili bütün elamanların toplanarak Harput Kent Müzesi olarak tabi ben bu müze Mimarlık Fakültesine verilip burada yeni bir müze yapılırsa o da o işi görür yani. Harput’un eski mahallesi dokusuna uygun tescilli binaları da gösteren ışıklı haritaların Harput’un muhtelif yerlerine koyulmasında büyük fayda var, turizm açısından. Ayrıca Harput, koruma amaçlı imar planı içerisinde ki tescilsiz bütün beton yapıların yıkılarak Harput dokusuna uygun hale getirilmesi lazım. Eğer biz Harput’u eski haline dönüştüreceksek, ayrıca Harput’un çevresinde bulunan tarihi ve doğal güzelliklerin bulunması bir ofis oluşturulmasıdır. Harput’un Batı Gülmez tarafında en kısa zamanda imara açılmalı, Harput mimarisine uygun evler yapılmalıdır. Bu çok önemli, tabi siz şehri yaşatacaksanız mutlaka insanla yaşar dolayısıyla buraya çok büyük talep var. Yani bura Harput’un eski dokusunu çok fazla şeyi olmayan ama gülmez tarafını biz orayı imara açarsak çok büyük talebin olacağını yani Harput dokusuna ve mimarisine uygun evler yapmak kaydıyla ki bizim Vadi Parkı’nda tarafına sayın başkanım geliyor. Bu çok büyük Harput’a da değer katar. Ayrıca Harput’ta yaşamış Beyzade Efendi İmam Efendi gibi zatların adına konaklar yapılarak onların hatırasının yaşatılması gerekir. En büyük eksiklerimizden biride Harput’u okunamaması bir diğer deyişle Harput’un geçirdiği siyasal, kültürel, ekonomik, mekansal evrelerini anlatacak senaryo ve bu senaryo üzerine Harput’un bir sunulma sorunu var bunu da en kısa zamanda çözmemiz lazım. Yani biz Harput’u anlatamamışız, Harput’u sunamamışız. Harput’ta bir yönetim sorunu var bu inşallah biliyorsunuz koruma amaçlı imar planın da plan uygulamasında ki yetki Elazığ Belediyesine verilmiş durumda. Ancak tabi ki sayın valimizin diğer sivil toplum örgütleriyle birlikte çalışmak Harput’a daha büyük önem katar. Sayın valimde bana değindi tabi ki uygulamada birinci derecede belediyemiz yetkili olmalı. Özetlersek Harput’ta bir yönetim sorunu var inşallah bu kısa zamanda çözülür. Harput’un mülkiyet sorunu var çok önemli bunun mutlaka çözülesi lazım. Harput’ta imar planı sorunu var bunun çözülmesi lazım. Bir de Harput’un ekonomik sorunu var bunun ilgili zaten sayın valimin baskılarıyla bazı projeler geliştirildi. Bununla ilgili zaten sunum yapıldı. İnşallah kısa süreçte çözeriz. Evet ben son olarak bir tarih ve kültür araştırmacısının dediği gibi “ bir kültür kazanının içerisindeyiz yananda kaynayan da biziz.” Kısacası Harput’ta bizlerde aynı durumdayız yazılan ve söylenenlerin biran önce hayata geçirilmesi temennimizdir. Şimdilerde pek kullanılmayan eskilerin Yukarı Şehir dedikleri Harput’un yüksekte olduğu için değil yüksek medeniyetlere yurt olduğu için söylenen bu sözün yeniden canlanması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum.

ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK: Teşekkür ediyorum. Saat 13.07 23 dakikamız kaldı. Son sunum devam edebilecek mi 23 dakikada e peki buyurun.

ÇEVRE BÖLGE PLANCISI ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ FAHRİYE YAVAŞOĞLU:Sayın valim, sayın belediye başkanım değerli vekillerim ve kıymetli misafirler hepiniz hoş geldiniz diyorum. Hepimizin amacı Harput’un tekrar yaşatılarak eski ihtişamına kavuşması olduğu için koruma programında nelere dikkat etmemiz gerektiğiyle başlamak istiyorum ben sunumuma. Koruma planında nelere dikkat etmemiz gerektiğini özetlememiz gerekirse koruma yaklaşımı nasıl ortaya çıktı aslında korumanın ne amaçla ne ifade ettiğini ve bizi nereye götürmesi gerektiğini başta iyi tanımamız gerekiyor. Buna bağlı olarak korunacak alanlarda korunması gereken değerler sadece fiziki mekan mıdır bugün Türkiye’nin en büyük sorunu bu alanlarda bu soru. Çünkü fiziki olarak algılıyoruz biz mekanları. Bunun yanı sıra neleri korumamız gerektiğini dikkat etmemize değineceğim. Daha sonra korunması gerekli alanlara koruma yaklaşımından kaynaklanan kentlerin kimliksizleşmesi ve birbirinin aynılaşması sürecine değinmek istiyorum ve bunun ardından Harput’ta koruma Harput’un geleceği için önerilerimiz neler olabilir ona yer vermek istiyorum. Hepimizin bildiği gibi 1950’lerden itibaren kalkınma politikalarının da eşleğinde hızlı bir kentleşme süreci başlıyor. 60’lara gelindiğinde bu hızlı kentleşme süreci aslında toplumun kentleşmesi yani gecekondulaşmadan dolayı kültür alanları ve tarihi alanları kimliksizleşmesine beraberinde getiriyor. 70’lere gelindiğinde belirli bir strüktür oluşturuluyor ve bu alanların nasıl korunacağı birbirilerinden farklarının nasıl olduğu kuramsal anlamda tanımlanıyor. 80’lere gelindiğinde ise 80’lerde bu alanların tanımlanması yapılıyor, statüleri belirleniyor. 80’lerden itibaren de koruma amaçlı imar planlarıyla birlikte tekrar korunmaya çalışıyor. Korunması gerekli alanlarda korunacak değerleri nelerdir sorusuna gelecek olursak mekan hepimizin bildiği gibi tarihsel, doğal ve kültürel değerlerle biçimlendirilen bir sürecin önünü yani mekan aslında toplumsal olarak üretiliyor. Bizim burada aldığımız kararlar her ne kadar projeleri yönlendiren şeyler olduğunu bilsek de aslında kentli buna ne kadar sahip çıkacak veya kentliyi bu projelerde ne kadar temsil edebileceğiz projeler ancak o şekilde yaşayabilecek. Bu bağlamda korunması gerekli alanlarda özgünlüklerin aslında o yerin toplumsal ve bunun bir bileşeni olarak ekonomik yapısının korunması gerekiyor. Ama şuana kadar baktığımız da aslında fiziki mekan olarak nasıl koruyabileceğiz nasıl yeniden yapılandırabileceğiz bunlara değinmeliyiz. Belki sunum sosyolojik açıdan değerlendirmenin yarın olmasından dolayı böyle bir şey oldu. Yürütülen koruma ve canlandırma projelerine baktığımızda toplumsal yapıda değişenlerdense mekanın fiziki yapısında ki dönüşümlere ağırlık verildiği Türkiye’nin her yerinde olan bir süreç. Bu durum elbette ki korunması istenilen alanın fiziki olarak korunması gibi bir yanlış anlaşılmaya da neden oluyor. Fiziki mekan, yaşayan bir mekan olması itibariyle zaten korunmaya değerdir. Özgünlüğünün kaynağı da aslında yaşayan bir değer olmasıdır. Özetle korunması gerekli alanlarda dediğimiz fiziki yapının yanı sıra bu alanların sosyokültürel yapılarının da korunması gerekmektedir.

ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK: Özür dilerim sosyokültürel yapının korunmasını biraz uzatıyorum ama daha iyi anlaşılması açısından. Var olan bugünkü sosyal yapıyı mı korumalıyız temel sorulardan bir tanesi o yoksa tarihi birikimin korunması aynı çerçevede tarihi açıdan ve ortadan kalkmış yapılarında tekrar canlandırılarak korunması anlamını taşıyor.

ÇEVRE BÖLGE PLANCISI ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ FAHRİYE YAVAŞOĞLU: Aslında her ikisini de kapsıyor. Ancak biz bu mekanları yeniden yaptığımızda ve yeni işlevler verdiğimizde ki genellikte ki korunma alanlarında turizm ve ticaret öncelikli olmakta. Bu aslında alanı sosyolojik ve ekonomik yapısını tamamen değiştiriyor. Çünkü alan artan bir ranta açılmış oluyor. Bu ranta alanda yerleşik olarak yaşayan halk arasında paylaştırılamadığı için aslında onların oradan dışlanma sürecini ortaya çıkarıyor. Dışlanınca burası ya tamamen turizme açılmış oluyor. Turizm ne süreçte tutar ne kadar turist gelir yazın mı gelir kışın mı gelir yada ne yoğunlukta artar yıllara göre değişecek. Hani bunun hiç bir şekilde garantisi yok. Bu mekandan yaşayan halk itildiği sürece bu şekilde burası tekrar hani bizim yaptığımız çalışmalar sonuçsuz kalıyor. Hani Harput bugün neden bu durumda çünkü Harput’ta ciddi bir nüfus hareketi oluyor, yeni kente doğru. Böylelikle buranın sosyal yapısı 1950’lerde 60’larda zaten değişmiş oluyor, şuanda bu hale geliyor. Bugün bizim yaptığımız projelerde de şuan ki yerleşik olan halk düşünülmeden yapılırsa 2030’lara 40’lara geldiğimizde tekrar bir çöküntü alanı ile karşılaşmış olacağız.

(isim anlaşılmadı…… ÇAVUŞ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HARPUT KORUMA AMAÇLI İMAR PLANININ …… : Merhaba. Koruma amaçlı imar planı ile ilgili söyleyeceklerimi öğleden sonraya bırakarak sayın valimin sorduğu konuya ben ekleme yapmak istiyorum. Genel olarak toplumsal yapının korunmasında Harput’un bir özelliği var. Harput bir inanç merkezi ve şimdiye kadar olan konuşmalarda bu hiç öne çıkmadı. Harput’un geçmişine baktığımız zaman bir sürü kültür var burada kolejlere bakın Alman Koleji Amerikan Koleji bunlar burada Türk ve İslam kültürlerini yaşayan toplumların yada grupların dışında birilerinin daha olduğunu gösteriyor bize. Harput’un geleceği konusu geleceğe dönük planlar yaparken önce bu inanç merkezi olma özelliğini öne çıkarıp burada ki toplumsal yapının diğer inanç yada kültür mensuplarının da buraya gelmesini teşvik edecek türden dönüşmesini de sağlamamız gerekiyor. Ancak şöyle bir antipatimiz var ne yazık ki belki koruma amaçlı imar planının alanının tespitinden kaynaklı olarak farkındaysanız konuştuğumuz mekan fiziki çerçeve bizim dar palan yaptığımızı söylüyor halbuki Harput daha geniş. Yani valiliğe yollanmayan kalıntılar var başka tarafa başka yönlere giden kalıntılar var aşağı tarafta kalenin aşağısına giden kalıntılar var. Yani burada ki fiziki dönüşümü ve toplumsal dönüşümü ekonomik yapıyı i belki bu merkezde düşünmeliyiz çünkü burada yoğunlaşmış durumda ama diğer geleceğe dönük planlarımızı geniş düşünerek yapmamız ve bunun içinde inanç merkezi olma ve uluslar arası biçimde bunu örneklerini çıkarma tarafından çok ciddi düşünmemiz ona göre yönetmemiz gerekiyor. Yani burada ki toplumsal yapı meslektaşımın söylediği gibi Harput’ta yaşayan Türk ve İslam topluluğunun özellikle korunmamışsa artı bunları düşünerek bir şeyler yapmamız gerekiyor diye düşünüyorum.

ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK: Teşekkür ediyorum. Ben konsepti daha iyi anlayalım hangi kavramlara ne anlam yüklüyoruz onu daha iyi anlayalım diye bu soruyu sormuştum. Buyurun

ÇEVRE BÖLGE PLANCISI ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ FAHRİYE YAVAŞOĞLU: Bugün korunması gereken alanlarda koruma yaklaşımından kaynaklanan sorunların neler olduğuna değinecek olursak kentlerin özgünlüklerini kaybetmeleri yani fiziki olarak aslında baktığımızda bugün Ankara Hamam önüne ya da Antalya Kaleiçi’ne baktığımız da Mithat Bey benden daha iyi bilir yapılan restorasyon çalışmalarında aslında özgünlükleri kaybediliyor bu binaların. Daha sonrasında alana ticaret işlevi verildiği zaman bu alanda yaşayan halk oradan göç etmek zorunda bırakılıyor. Bu da aslında müze kent anlayışını getiriyor beraberinde. Boş alanlar. Turist oraya boş alanı gezmeye gelmiyor orada ki toplumsal yapıyı da görmek için geliyor. Hani Harput’ta böyle bir çalışma yapılıyorsa önceliğimiz aslında bizim turizmi ya da ne ölçüde turizm ona gerçekten bir kademe vermemiz gerekiyor. Turizme her yer açılıyor bugün. Bugün batkımızda özellikle dinler yöresi olarak baktığımızda Harput aslında Urfa, Antep, Diyarbakır hani bu yörede olduğu itibariyle değerlendirdiğimizi de ne kadar potansiyeli var, diğer kentlerle yarışabilirliği ne kadar bu açıdan? Turizme direkt açıyoruz ama ne kadar gerçekleşebilecek, ne kadar hayal ne kadar gerçek olabilecek bunları önceden daha iyi tartarsak kaynak israfının da önüne geçmiş oluruz. Ya da kitle turizmi mi hedefliyoruz biz burada? Sonuçta turistin geldiği her alan aslında tarihe açık alandır. Bunun denetlenebilirliğini nasıl sağlayacağız biz? Kentlerin özgünlüklerine baktığımızda fiziki mekânlardaki kalite kaybından bahsettik. Bu alanlardaki toplumsal yapının bozulmasından da bahsettik. Bir diğer konu ise bu alanlarda dışlanan kesim olarak asıl o yörede yaşayan kişilerin ve kentlinin diğer yaşayanların özellikle yer değiştiren kentlerde şu ada Elazığlı, Harput’u ne kadar kullanıyor? Yeni kent kısmında yaşayan kısım Harput’u ne kadar kullanıyor ve buraya ne kadar ait hissediyor? Bu açıdan değerlendirmek gerekiyor. Eğer yeni kesim, yeni kentte yaşayan kentli ile eski kentte yaşayan kentlinin Harput’a verdiği değer ve aidiyet hissi gerçekten önemli aşama kaydediyorsa projelerimiz aslında o açıdan başarılı olabilecek, turizm açısından değil. Koruma yaklaşımının bileşenleri neler olmalıdıra kesin bir tanım yapabilmek için öncelikle şunları belirtmemiz gerekiyor.  Kimin için koruyacağız biz bu alanı? Ne için koruyacağız ve nasıl koruyacağız? Korumanın bir planlama sorunu olduğu giderek anlaşılıyor günümüzde. Bu sebeple fiziksel boyutlu değil sosyal ve kültürel boyutları da olan bir planlamanın olması zorunluluğundan kaynaklanmakta. Kentsel sit alanları birer hayalet şehir, klasik müzecilik anlayışına bağlı olarak korunamayacağı şüphe içermeyen bir gerçek ne de olsa. Kentlisinin sahip çıkmadığı alanlar köhnemeye mahkumdur. Bu durumda korumanın sosyal ve kültürel bileşenlerinin de öne çıkması kaçınılmaz olacaktır. Bunun yanı sıra koruma planı ise bütüncül bir planın içerisinde bir parça olarak değerlendirilmelidir. Nasıl ki koruma amaçlı imar planı mekansal olarak özel bir plan olarak yapılıyorsa çevre düzeni planı ya da nazım mimar planında aslında bu alanın ana ulaşım hatları çıkmakta. Meslektaşım bilir bu alana ne kadar işlev yüklüyorsak aslında ulaşım ve arazi kullanım kararlarını da ölçeklerde karar verdiğimiz için o ölçeklerle ve planlarla tutarlılığının olması gerekiyor. Ama şuanda baktığımızda koruma amaçlı imar planını yapıyoruz sadece o alan için yapıyoruz. Diğer ölçeklerle ilişkilendiremiyoruz. Sonra da mucizeler bekliyoruz yani gerçekleşmesini bekliyoruz ama mümkün değil. Bu nokta da Harput’un korunması konusunda önceliğimizin ne olması ne olması sorusu önem kazanıyor. Yani biz öncül olarak turizm mi hedefliyoruz yoksa önceliğimiz eski kentle yeni kentin barışması kentli  için bir Harput mu ? buna karar vermemiz gerekiyor. Mithat Beyinde bahsettiği gibi Harput’ gerçekten geç kalınmış bir koruma anlayışı var ve projelendirme de aynı şekilde geç gerçekleşiyor. 85 yılında tarihi kentsel sit alanı ilan ediliyor, 2005 yılında kültür ve koruma gelişme bölgesi ilan ediliyor yine aynı yıl içerisinde koruma amaçlı imar planı ihale ediliyor 2009 yılında ancak yürürlüğe geçiyor. Harput kentsel sit alanına yönelik saptamalar ve genelde değerlendirmelere baktığımızda bu hem bir okuma süreci hem de alan gezisi sonucunda değerlendirmiş olduğum bir çalışma. Eski orta çağda ki çok dinli medeniyetten geriye hiç bir şey kalmadığını görüyoruz. Burada yoğun olarak Türk-İslam motifi hakim. Bunun haricinde kilise ve kale surlarından başkada heterojenliği gösteren yapı yok fiziki olarak bir yapı yok.  Ancak kullanan sayısı sayın valim kullanan sayısı ve ziyaretçi sayısını göz önünde tutarsak yoğunluklu olarak Türk-İslam hakim görünüyor. Kentsel sit alanı içerisinde ki çoğu yapıya baktığımız da makette de gördüğümüz gibi aslında belirli bir bölgede ölçek ve gabari itibariyle uyumluluk söz konusu. Diğer yapılarda belediye başkanımız binaların yıkılması kararını söyledi. Ancak bu uygun mudur? Sonuçta Harput bugün yıkıldı ve tekrar yapıldığı için biz burada bu çalışmayı yapıyoruz. Eğer biz bunları tekrar yıkarsak yarın tekrar aynı şeyler olacak çünkü bu aslında şuan da gördüğünüz o kütlelerin büyük bir geneli bizim 1950’den sonrası kentleşme yapımızı dinamiğimizi gösteriyor. Gelecekte de bizim gibi çalışma yapacak kişilere aslında ışık tutan yapılar o yapılar evet böyle mi bırakılsın hayır böylede bırakılmasın ama yıkmak yerine ne yapabiliriz. Tıraşlama, cephe giydirme ve ya çevresinin yumuşatılması gibi şeyler belki daha iyi olabilir ve ya binanın tamamının cephe giydirilmesi gibi belirli bir köşesinin deşifre edilerek açıkta bırakılması aslında yapıldığı dönemi sergilemek adına daha yumuşak bir şey olabilir diye düşünüyorum. Sonuçta bu kaynak israfının da önüne geçebilecek bir şey sürekli yıkıp yeniden yaptığımız sürede kaynak yetiştiremeyeceğiz.

ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK: Bunların tamamı bizim vereceğimiz ortak politik seviyeli kararlardır yani.

ELAZIĞ BELEDİYE BAŞKANI MÜCAHİT YANILMAZ: Kusura bakmayın ben bütünüyle yıkarım mantığı üzerin de söylemedim. Ancak Harput’un dokusunu bozduğuna inandığımız yer varsa burada bir karar alacaksak bunu da cesur bir şekilde alalım ve arkasında duralım.

 

ÇEVRE BÖLGE PLANCISI ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ FAHRİYE YAVAŞOĞLU: Ben size kesinlikle katılıyorum. Benim ki naçizane bir öneri. Belki tamamen yıkmak adına o binanın bir köşesinin deşifre edilmesi gelecekte yapılacak olan ve ya sergilemek adına daha farklı bir bakış açısı gösterecektir. Sonuçta Türkiye’de çok nadir yapılan bir yöntem bu binanın şekilde bırakılması bir köşesinin ama belki daha iyi olabilir diye düşünüyorum bu açıdan. Harput yerleşimde tarihi değer taşıyan yapılar kimi yeni yapılar arasında kaybolmuş kimi ise restorasyon çalışmaları sonucunda okunamıyor. Yani hangi binanın yeni hangi binanın eski olduğunu bir turist olarak bir kentli olarak ben mesleki olarak da direkt algılayamıyorum. Ancak yanına gittiğimde bir açıdan çıkarabilirsem çıkartıyorum. Bu aslında restorasyon yapılıyor bu binalar geleceğe aktarılıyor bir şekilde ama özüne ne kadar uygun. Bununda tartışılması gerekiyor. Diğer değinmek istediğim konu bina bina olarak ben uygun olmayan yapıları not almışım ama sanırım zaten süremiz yetmeyecek onları gerekli olarak diğer sunuma ekleyeyim en iyisi. Bunun yanı sıra planlıda olsa mevcut ulaşma ve açık alan düzenlemelerine değinmek istiyorum sonuçta kentlilik bilinci en çok geliştiren şey açık alan kullanımı ve kentsel açık alan sistemidir.  Bir kentin havalandırılması özellikle tarihi kent merkezlerinde, bir kentin havalandırma sistemi ya da o kente aidiyet hissi veren açık alanlardır. Burada baktığımızda kalenin etrafında büyü bir açıklık görüyoruz ve hemen karşısında Ulu Cami’nin altı kentin kuzeyi kalenin kuzeyi ve kuzeybatısında kalan alan bu alanlar tamamen boş arsa niteliğinde mülkiyeti kime ait ben bu noktada meslektaşımda bilgi istedim ama bana gelmedi. Bu nokta da bu alanların diğer alanları özellikle bölücü öğeleriyle değerlendirmek gerekiyor. Mesela orda görmüş olduğumuz kentsel açık alan aslında alanın kullanılabilirliğini arttırsa da etrafında ki duvar aslında kalenin surlarıyla yarışabilir nitelikte. Yer yer iki insan yüksekliğine ulaşıyor. Bu tür değerlendirmenin bu alanlarda yapılmaması gerekmekte. Bir diğer konu bu alanın bütünsel olarak aydınlatma sistemi. Bütün camilerde aynı aydınlatmanın kullanılmış olduğunu görüyoruz ve bu aydınlatma binayı öne çıkartmaktan çok göz yoruculuğu, göz kirliliği, görüntü kirliliği oluşturuyor. Bu arada belediye başkanımıza teşekkür ediyorum Harput’un girişinde gri bir şey vardı direk onu kaldırmışlar. Koruma planının bitmiş olduğunu ancak planda ihale sisteminden kaynaklanan bazı sorunlar olduğunu görüyoruz. Bu da koruma planının bilgi,bilinç ve deneyim istemesinin yanı sıra  aslında o kentin iyi özümsenmesi gerektiğini ön plana çıkarıyor. Sonuçta ben bir şehir plancısı olarak bu kentin planını ve ya analizi yapabilirim ama gerçekten Elazığlı olan bir plancı gözüyle bu plan değerlendirildiğinde nasıl bir şey ortaya çıkar ya da farklı alanları neler olmalıdır. Sorgulanması gereken noktadır. Bir diğer konu Mithat Beyin bahsetmiş olduğu ve parselasyon ve mülkiyet durumunun aslında Harput’a uygun olmadığı ve Harput’u yansıtmadığı durumu olmasıdır. Sonuç ve öneriler kısmına geldiğimizde tarihi kent merkezlerinin geneline baktığımız da bugün turizm ve ticaretle yeniden tedavüle sokulma süreci içerisinde olduğunu görüyoruz. Bunun için öncelikle bölgenin ekonomik alt yapısının iyi analiz edilmesi ve çözümlenmesi gerekiyor. Yani Harput’ta gerçekten bir turizm potansiyeli var mı ya da biz istediğimiz için mi Elazığlı olduğumuz için mi böyle. Burada ayırt edici nokta ekonomik alt yapıyı geliştirirken aslında kültürel alt yapıyı da bununla birlikte nasıl koruyabiliriz bu diğer bir sorun noktası. Bunun yanı sıra başarılı örneklere baktığımızda yöre halkının aslında orda oluşan rant ekonomisinden dışlanmadığını görüyoruz. Bir şekilde orada meslek edindirme ya da farklı çalışmalarda o bölgeden göçlerinin engellendiğini görüyoruz bu da projenin başarıya ulaşması açısından önemli bir nokta. Sonuçta yaşanmayan bir kentsel alanın bir süre müze gibi gezilip bir süre daha sonrası tekrar köhnemeye terk edileceğini hepimiz biliyoruz. Tarihi alanlarda bir diğer önemli konu aydınlatma elamanları az önce bahsetmiş olduğum gibi bunun yanı sıra kent mobilyaları da dikkat çekmekte. Harput’un girişinde özellikle baktığımızda kent mobilyaları görüntü olarak kimisi uygun kimisi uygun değil. Bunu yanı sıra yönlendirme levhaları bunlar şehir merkezinden Harput’a kadar hem eksik hem de belirli bir standardı yok. Öncelikle Harput içerisinde bir standartlaşmaya gidilmesi gerekiyor öncelikli olarak. Bunun yanı sıra alanın cazibesini artırabilecek başka neler var diye düşündüğümüzde biz buraya illa ki ticaret işlevi vermek zorundayız bir süre için ama bu ticaret belirli uzmanlıklar üzerinden olursa belki daha ayırt edici olabilir. Nasıl olabilir geleneksek kahvaltı salonları olabilir sadece belirli bir konu üzerine uzmanlaşmış kahvaltı konağı olabilir ya da çorba. Bugün tarihsel olarak Elazığ’ın zengin bir yemek kültürü de var. Bunun da bir şekilde sergilenmesi gerekiyor. Burada sergilenmeyecekse nerede sergilenebilir. Harput’taki park ve bahçelerin ve boş arsaların bir an önce değerlendirilip açık alanların düzenlenmesi bu alanlarda aynı zaman da güvenliğinde artırılabilmesine katkı sağlayacaktır. Bir diğer konu toprak altında kalan tarihi ve kültürel değerlerimiz konusunda. Bu konuda arkeolojik çalışmalın yapıldığını zaten sayın valim belirmişti. Sayın belediye başkanımın söylediği üzere ulaşım konusunda bazı sorunlar var. Sonuçta özel taşıtı olmayan bir insanın buraya nasıl erişebileceği bu alanın kullanılması açısından en önemli sorunlardan bir tanesi ancak bugün baktığımızda tarihi kent merkezlerinin genelinde yaşanılan büyük bir sorun bu alana taşıt yoğunluğudur. Motorlu araç yoğunluğudur. Aslında tarihi kent merkezlerinde yaya önceliği söz konusudur çünkü taşıtlı araçlar bu alanlar yapılırken kentleşirken söz konusu bile değildi bugün bir şekilde taşıtlarımızı bu alana sokuyoruz. Ama alt yapı ne kadar kaldırabilir ya da yörenin değeri nasıl kaybeder sonuçta fiziki olarak uygun değil aracın buraya girmesi. O yüzden belirli noktalar üzerinden toplu taşımayla yapılırsa Harput yayalaştırılırsa belki gezilip görülmesi açısından çok daha önemli olacaktır. Benim söyleyebileceklerim sanırım bu kadar teşekkür ediyorum dinlediğiniz için.

ELAZIĞ VALİSİ ÖMER FARUK KOÇAK : Evet bende teşekkür ediyorum. 3 dakika süre ile farkla ilk oturumu bitirmiş oluyoruz aslında çok önemli sorular sordu her iki arkadaşımızda Mithat Beyde Fahriye Hanımda bundan sonra ki bölümde soracağımız sorular bunlar arasındadır. 15 tane soru hazırladık bu soruların cevaplarını verdiğimizde aslında şehrin nasıl olacağına da karar vermiş olacağız. Ondan sonra ki teknik çalışmalar gene kısmen politik seviyede vereceğimiz kararlar gerekirse onları da çalışmalar esnasında yine toplanıp verebiliriz ama bu çalışmadan inşallah bu sonuçlar çıkmış olacak. Bundan sonraki bölümde daha canlı tartışmalara geçmek üzere yemek arası verelim. Yemek ikramımız var Harput Eğitim Merkezi’nde sizlere yemek ikram edeceğiz. Yemek hazırmış ondan sonrada saat 15.00’de ikinci oturuma inşallah başlayacağız. Ben birinci oturumun sonunda tekrar katılımcılara teşekkür ediyorum.

 

  1. OTURUM HARPUT ÇALIŞTAYI

            Vali Ömer Faruk KOÇAK: Toplantının 2. oturumuna müsaade ederseniz başlayalım. 1. oturumda daha çok sunumları gerçekleştirdik. 2. oturumdan itibaren ise tartışma, tartışma biraz olumsuz anlam içeriyor belki ama fikir paylaşma tarafına geçeceğiz. 1. oturumda arkadaşlarımızın sorduğu sorular vardı. Onlara paralel sorularda daha önceden hazırlamıştık uygun görürseniz ben o soruları sorarak bütün paydaşlarımız, bütün katılımcılarımızı aynı konu üzerinde söz almak isteyen herkese söz vererek ortak sonuçlara ulaşmaya çalışacağız. Tabi burada bir şeyle isterseniz devam edelim. Başta çok seslilikten çok kültürlükten bahsettik. Belki bu anlamda İshak Bey’e bir söz vererek 2 oturumumuza başlayalım. Arkasından veya birinci soru ile başlayıp arkasından İshak Bey’e söz vereyim. Ondan sonra devam edelim.

Şimdi Harput’un yeniden canlandırılması kavramından bahsediyoruz. Yeniden canlandırmada 4000 yıllık bir tarihimizde var. Bu tarihi kesitin belli bir bölümünü mü canlandırmalıyız, belli bir dönemini mi odak almalıyız yoksa bu 4000 yıllık tarihin hepsini temsil edecek tarzda bir canlandırma da yapmalı mıyız? Yani Harput’u canlandıralım dediğimizde kafamızda ne var, hangi resim var? Bunu bir tartışalım istiyorum. Burada ortaya çıkacak sonucuda biz kendimize bir talimat kabul edip onun gereğini yerine getirecek; fiziki planlama, sosyal planlama, altyapı planlaması, üst yapı planlaması gibi yaparak öne geçireceğiz. Ama bu çok temel bir karardır diye düşünüyorum. Bununla ilgili ilk sözü ben İshak Bey’e veriyorum. Buyrun İshak Bey.

 

            İshak TANOĞLU (1. Konuşmacı): Sayın valim, sayın milletvekillerim sayın belediye başkanım ve değerli konuklar; böyle bir toplantı düzenlendiği için çok teşekkür ederiz. Tabi bir Harputlu olarak çok memnun olduk. Ben 1980’den beri Harput için çalışıyorum. Tecrübelerime göre gördüğüme göre bu başlangıç iyi bir başlangıç. Başlamak demek tabi daha evvelden de başlandı ama bu daha temelli bir şey. Ama naçizane görüşlerimi önce anlatacağım. Daha yetkili kişilerden mimarlardan, şehir planlamacılarından, tarihçilerden onlardan fikir alınmalı. Bir fikri yapı oluşturulmalı, yeni yapılandırmaya ondan sonra girilmeli. Yoksa eğer yeni yapılanmaya bu kadroyla girersek 50 sene sonra yine pişman olup yıkmaya başlayabiliriz. Dolayısıyla bugün ki dokusunun yeterli olmadığına inanıp bunu küçük görme anlamında değil ama bir tecrübe olarak daha yetkili kişilerden daha da derin bilgiler alıp ondan sonra yeni yapılandırmaya gitmeliyiz diye düşünüyorum. Yoksa harcamalarımız tekrar geriye gider. Şimdi biz Harput’ta Harput yıkılmadı. Harput’u biz kendimiz yıktık ve şimdi gördüğüm kadarıyla yıkamadıklarımızı onaracağız. Yıktıklarımızda yeniden yapacağız öyle görünüyor. Ama yıktıklarımızı yeniden yaparken neye göre yapacağız. Sayın mimar abimizin dediği gibi eğer Selçuklu dokusuyla yaparsak Harput’un 3000 senesini mahvettik demektir. O zaman 50 sene sonra birileri gider bu binaları tekrar yıkar. Dolayısıyla Harput’un dokusunda ne var onlara bakmalıyız. Tarihsel doku içinde en etkin kültür nedir? İşte en son bin senede bir Türkler var. Selçuklular, Artuklular, Osmanlılar var. Onların dokusu olmalı. Ondan önce Çinler var etkin kültür olarak Romalılar var ve Harput bir Roma kentidir. Bunu artık biliyoruz gizlemenin bir manası yok. Roma dokusunun burada olması lazım. Zaten kiliselerimiz, camilerimiz hamamlarımız bunlar hep Doğu Roma dokuları. Bundan kaçarsak eğer Harput’u tarihi misyonuna getiremeyiz ama biz Harput’u diyelim ki bir gezi platfomuna sokmak istersek veya işte bir yemek platformuna sokmak istersek o zaman son 1000 yılını kullanabiliriz. Ama eğer Harput’u tarihsel doku içinde korumalı ve ileriki senelere götürmeyi düşünüyorsak Harput’un taa Asurlar işte Romalılar, Selçuklular, Artuklular, Osmanlılar bunların bütün dokularının korunması ve yaşatılması lazım. Yeni yapacağımız binalarda Selçuklu dokusunu kullanmak yanlıştır. Yeni yapacağımız mimaride bütün dokuların ortak özelliklerin olması lazım ve onun içinde bugünkü bizim teknik ekipmanımızın yeterli olmadığını düşünüyorum. Daha geniş kapsamlı hocalarımıza, bilim adamlarımıza ihtiyaç var. Onlardan fikir alıp ondan sonra yapmalıyız diye düşünüyorum. Harput’u sadece tabi Harput dini dokusu çok önemli hem Müslümanlık hem Hristiyanlık olarak ama Harput’un birde müzik ve folklor kültürü var. Eğer biz Harput’un dini yönünü çok ön plana çıkarır diğerlerini geri plana çekersek oda yanlış olur. Çünkü Harput’ta korumamız gereken müzik ve folklor kültürümüz var. Onlarıda korumamız lazım. Dikkat edin yapılanların içinde hiç müzik evi hiçbir folklor evi yapalım diye bir şey belirtilmedi. Halbuki Harput’u eğer biz yaşatacaksak. Müziksiz ve folklorsüz yaşatamayız. Aynı zamanda Harput’un birde yemek kültürü var. Yapılan işte 1950’deki mimari ile 1980’deki imar planları, koruma amaçlı imar planları yeni yapılacak dokular eğer biz bu aktivasyonun içinde çalışırsak sivil organların yani bizim gibi insanlara bunların verilmesi ve bildirilmesi lazım. Çünkü diyelim ki Harput’un karşısında bir ev yaptık şimdi diyoruz ki yıkılsın, o zamanda vali vardı milletvekili vardı ama sivil dokuya sorulmadı. Daha başka örnekleri var söylemek istemiyorum. Dolayısıyla burada eğer bir kadro oluşturuyorsak yeni yapacağımız şeyler için özellikle Harput’a gönül vermiş insanlar yani Harput’tan menfaat uman insanlar değil Harput’a gönül vermiş insanların bu çalışmanın içinde aktif olarak yer alması lazım. Yoksa yapacağımız çalışmalar yine eksik ve yetersiz kalır. Geniş bir ekonomik yatırım lazım. Onun içinde acele etmemek lazım. Zamanla olacak şeyler. Tabi çok güzel bir çalışma çok güzel bir başlangıç oldu. Bu konuda sayın valimiz önde görünüyor. Onun arkasındakiler kim varsa hepsine teşekkür ediyorum. Acele etmeyelim, bilgi almadan hayal kurmayalım. Projeler çıkarmayalım. Önce derin bir bilgi alalım. Ve tabi bu işe önce bürokratların dışında bu işe gönül vermiş insanları bu kadronun içine sokalım. Bizde Harput’ta bir deyim vardır: ”çocuğu oynatmak istemezsen pilav üstü yaparsın dersinki bu çocukta oynasın ama çocuk oyunun dışındadır. Eğer sivil bürokrasi yani bizim gibi insanları bu işin dışında bırakırsanız yine Harput hüsrana uğrar. Tabi şu anda ilk toplantıda olumsuz konuşmak doğru değil. Çok güzel olumlu yaklaşımlar oldu. Nacizane görüşlerimi belirttim. Ama Harput’un hiçbir şeyini ne bir milletin ne bir kültürün çok fazla yine öne çıkması doğru değildir. Dini yapının veya müzik yapısının çok fazla öne çıkması yanlıştır. Her şeyi ortaklı dokuyu beraber götürmemiz lazım ki Harput’u bir sonraki nesillere ulaştırabilelim. Sadece bu işe turizm açısından da bakmamamız lazım. Bir kent, yeni bir kent dokusunu canlandırmak, onu insanların kültürüne sunmak en büyük kazanımdır. Konuşmacılarımızın dediği gibi tabi bu dokunun içinde insanlarında olması lazım. Hristiyan Müslüman ne olursa olsun o insanlarda kentte yaşamalı ki kent yaşasın. Yoksa sadece yapısal dokuyla bunu yürütmek mümkün değil. Belediyelerimiz 4 yılda bir değişime uğruyor. Belediye başkanlarımız çalışıyolar ama bilmiyorum yani o çalışma bence ya destek olunmalı ya kontrol altına alınmalı. Üniversite bu konuda yetersiz kalıyor yani yetersiz kalmasının nedeni önemsemiyor mu veyahut fırsat mı bulamıyor ya da ekipmanımı zayıf? Ama üniversite bu konuda çok yetersiz. Bunları ben yıkıcı eleştiriler olarak söylemek istemiyorum sadece ne yapmamız gerektiği ortaya çıksın diye söylüyorum. Sayın valimiz 4 sene burada bu iş sadece sayın valimizle de olmaz. Bizimde kendimizin bu işi desteklememiz lazım. Vali 4 sene gelecek gidecek. Ondan sonra Allah bilir ne olacak. Ama çok güzel bir başlangıç. Hayırlı uğurlu olsun. Global düşünelim. Yani dine bağlı, ırka bağlı efendim saplantı olmadan geniç global açıklamalara bakarsak ve özel kurumlarımız, vakıflarımız bu şeylerimiz zengin ise insanlarımızın da bu işe el atması lazım. Onları da bu işe teşvik etmek lazım. Ben öyle zannediyorum ki bu işi başarıya ulaştıracağız. Ama söylediğim gibi derin bilgi almamız lazım çünkü büyük hayaller için büyük bilgi lazım. Bu işe emek veren bilgili insanlar lazım. İşte diyelim sayın valimiz gönülden atamış insanlar lazım ve çalışan insanlardan bir ricam daha var: Lütfen çalışırken işin ekonomik yönünü, ticari yönünü veya kâr yönünü düşünmesinler. Sadece dünyaya, dünya insanına bir kültürel kent bırakma fikri kafamızda oluşursa başaracağız. Bugünkü çalışmalarda şunu görüyorum iyi başladık ve inşallah başararak bitireceğiz. Teşekkür ederim.

                Vali Ömer Faruk KOÇAK: Bende teşekkür ederim. Bu arada ikinci sorumun cevabını vererek bitirmiş oldu İshak Bey. Ben birinci soruyu tekrar ederek görüşleri almaya devam edeceğim.

  1. sorumda: Sadece turizm odaklı mı olmalıyız yoksa tarihi fonksiyonlarını icra edecek bir şehir mi inşa etmeliyiz? diye soracağım. Onunda cevabını siz şimdiden vermiş oldunuz.

            İshak TANOĞLU (1. Konuşmacı): Yani dünya insanına bir kent bırakmalıyız. Her şeyi içinde olmalı.

                Vali Ömer Faruk KOÇAK: Başka? Birbirimizi muhakkak tanıyoruz ama yinede isimlerimizi söyleyerek…

                Zekeriya BİCAN (2. Konuşmacı): Sayın valim, sayın belediye başkanım, çok kıymetli milletvekillerim ve değerli hazirun, bir rüyanın gerçekleştiği gün bugün. Harput’ta bugüne kadar ne kadar toplantı yapılmışsa bende yanımda oturan beyefendi Sayın Yılmaz Önercan ile katıldım. Ve katıldığımız her toplantıda büyük ümitler yeşerdi yüreğimizde fakat o günden bugüne ancak son 5-6 yıldan beri filizlendi yüreğimizde yeşeren o ağacın dalları yeni yeni çıkmaya başladı. Bir yanlışı düzelterek söze başlamak istiyorum ki Harput’u Harput yapan Harputlular yıktı sözü çok yaygın ve çok yanlış bir şey bu. 1970’li yıllarda bu yana ki 70’li yıllardan bu yana yaşı 70 80’i bulan çok değerli insanlarla, Harputlu insanlarla tanıştım ama ne yazık ki bugün böyle kaydedici cihazlarımız yoktu. Ancak anlattıklarını zihinlerimize kazıdık. 1905’te şu küçücük beldede Harputlular bu vatan yeniden, bu coğrafya yeniden vatan olsun diye kan bedel ödediler. Harput’ta yaşı 17 ile 44 arasında -tam sayı olarak birazdan vereceğim bunları- binlerce insan Yemen’e gitti. Dönmediler. Yemen Türküleri doğdu. Derken 1915 dünya insanlığının içine girdiği o çileli günlerde Harput ve çevresinden ki büyük sayısı Palu, Ağın bugünkü Baskil, Keban ve Harput merkezinden 10000 insan Çanakkale’ye gitti. Ne yazık ki parmakla sayılabilecek az insan dönebildiler. Rahmetli Hacı Hulusi Efendi Çanakkale Gazilerindendir ki ben onu 8. Şehir adlı kitabımda oradaki anları da yazdım. Ve 1915’te aynı tarihte 11182 kişi ki 3. Ordunun harbi Sarıkamış 9 10 ve 11. kolordularda müteşekkir Elazığ’da bir askeri merkez olması hasebiyle 11182 kişi Harputlu Ali Galip Beyin komutasında Sarıkamış’a gitti. Allahuekber Dağları’nda önce Azap Muharebesi’nde çarpıştılar kahramanca Sarıkamış’ı geri aldılar ve neticede onlarda çoğunlukla şehit düştü. Sadece 101 kişi geri dönebildi. Bu küçücük beldede eli kalem tutan, silah tutan binlerce genç baba oğul askere alındılar ve gittiler. 1915’te birde Ermeni sevkiyatı oldu. Harput’taki ekonomi tamamen çöktü ve devletin zoruyla Elazığ’a göç emredildi. Harputlular aşağı şehir yukarı şehir olmak üzere iki arada kaldı. Sabah saat 4’te ezanla beraber indiler. Akşam ezanıyla çıktılar. Çıkıp inmekten bin kere yoruldular. Ve neticede Harput’taki evlerinin 3-5 kapı penceresini kurtarabilmek için kendi evlerini yıktırmak mecburiyetinde kaldılar. Ve 3-5 pencereyi Elazığ’daki yeni evin kapısı penceresi olarak yıllarca kullandılar. Ben daha çocuktum 60’lı yılların başında babam Meydan Mahallesi’ne bizi getirip gösterirdi bu 800 metre karelik arsada dedemin dedesinin dedesinin… taaki Fatih’in cülusunun 8. yılında gelmişler Harput’a sonra burada medrese kurmuşlar Yazizadeler adıyla ve onların evinden bir tek duvar kalmıştı. O duvarında içinde bir kör pencere. Babam oraya bakar ağlardı derdi ki: “Ben bu kör pencerede kışlık elmalarımı saklardım.” Ve bir gün geldiğimizde o duvarda yıkıldı yıkılmış gördük ve dedi ki: “Benim için her şey bitti.” Sayın valim bu beldenin insanları acılar ile yoğrulmuş, acılar çekmiş ve dedikleri gibi evlerini kendileri yıkmamış. Yıktırılmış, zorlanmışlar. Ve 1960’a gelmiş bu şehir, şehrin en verimli topraklarını çok ucuz paraya Keban Barajı’nın göl havzasına vermiş ve kala kala Uluova ve işte küçük bir belde kalmış. Biz bu Harput için ne yaparsak yapalım azdır. Şehit oğlu şehit dedikleri Harput’un çocuklarıdır. Hiç değilse o ata yadigârı yurdun yeniden ayağa kaldırılması lazım. Bu toplantıya katılan herkese sonsuz teşekkür ediyorum, minnettarım. Vakitlerini ayırdılar geldiler, buraya bakmak ibadet gibidir. Bir büyük öyle derdi: “Harput’ a sırtını dönenler berbat oldu. Yüzünü dönenler abad oldular.” diye. Ümit ederim ki bu toplantıya katılan ve bunların gelecek çocukları abad olur. Sayın valim 1898 Depremi’nde Harput’ta çok şey yıkılmamış yalnız Sarahatun Camisi’nin önündeki Osmanlı Çeşmesi ve muvakkit hane taşı yıkılmış. Ben arzu ederim ki bu çeşmenin yerine şapkasız bir çeşme var ya geçen seneye kadar herkes abdest alıp su içerken başını vurup kanattığı ve şikayete sebep olduğu nedeniyle şapkası yıkılan çeşmenin yerine gene Sarahatun’un meydanına yakışır bir çeşme yapalım. Sayın belediye reisimizden ricamızdır. Efendim ejderha taşımız var edebiyat tarihimize girmiş, hikayelere konu olmuş. Rahmetli Ahmet Kabaklı’nın o taşa yazdığı eser ve misafirlerin gelip Kabaklı Hocanın yazdığı o taşı görelim dedikleri zaman taşın yerinde sadece küçük bir kayalık görürler. O yol yapılırken Ejderha Taşı’nın çevresinden toplanan topraklar Ejderha Taşı’nın üzerine örtüldü sadece ejderhanın sırtı görülüyor. Ümit ederim ki o yolun yanına yapılacak bir tadilatla Ejderha Taşımız tekrar gündeme getirilir. Levhası var ama kendisi yok. Sözlerimi fazla uzatmayacağım. Sayın valim benim bir tek ricam var. İnşallah ilerleyen saatlerde yine fikrimizi söyleriz herkes fikrini samimiyetle ortaya koysun ama bir şeyler yapabilmek uğruna. Tenkit edelim ama kırıcıda olmayalım. Bir arzum daha var ki ben genelkurmay arşivinden çıkardım. Giden bu 22000 şehidimizin sadece 618’inin ismi vardır. Giden valimizde söz verdiler bize bir anıt yapalım küçük plakalarada isimlerini yazalım. Bize bu toprakların yeniden tapu bedeli kan bedelini veren o insanların adlarını o küçük levhalarda analım. Bu çok bir şey değil. Bir tarih hocamız bir yıl içinde bir tarih dersini gelsin o taşın dibinde yapsın. Eğer aidiyet duygularını çocuklarımıza veremezsek bin yıldan beri bu topraklarda vardık bin yıl sonra var olabilecek miyiz diye düşünmemiz lazım. Saygılar. Teşekkür ediyorum.

                Vali Ömer Faruk KOÇAK: Anlayamamışsam özür dilerim ama soruyu bir daha yani biz belli bir dönemi mi canlandırmalıyız bütün 4000 yıllık tarihi mi?

Zekeriya BİCAN (2. Konuşmacı): Sayın valim heyecanıma verin onu atladım. Sayın valim bizim Elazığ’ın bundan sonra bir ağır sanayi şehri olması mümkün değil. Bizim şehrimizin geleceği bugünkü anlamda ve yaşadığımız ortamında ifade ettiği şekilde sağlıktır, eğitimdir birde turizmdir. En kalıcılardan bir tanesi turizm bacasız sanayi dediğimiz. Ve dünyanın tanıdığı bir yer burası. Bir İstanbul kadar tanınan, bir Mekke Medine kadar tanınan bir yer Harput. İnternete bir girerseniz binlerce insan Harput özlemiyle yanar tutuşur. Ve ne yazık ki bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın gezi programında Harput yoktur. Ümit ederim ki bundan sonra ayağa kalkmış bir Harput Turizm Bakanlığımızın da önderliği ile turizm yol güzergahı yapılır. Ben Harput’u kurtuluşunu gerek inanç gerekse tarihi yapılarıyla turizmde görüyorum. Teşekkür ederim saygılarımla.

 

                Vali Ömer Faruk KOÇAK: Mekanlar yeterli olmadığı için Şamil Bey onu dikkate getirdiği için söylüyorum arka sırada oturma ön sırada oturma işte yakın uzak bunun bir önemi yok hepimiz aynı düzendeyiz ve aynı şekilde görüşlerimizi paylaşacağız burada bir hiyerarşlik yapılanma yok onu söylemiş olayım Buyrun Şamil Bey.

Şamil Bey: Harput’ta 20 yıldır antika ve el sanatlarıya uğraşmaktayım. Yani kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarını icra etmekteyim. Ve bu arada Harput’ta bi esnaf olarak Harput’un sıkıntılarıyla her gün yüzyüze bulunmaktayız. Dün sayın muhtarımız bize bir bilgi verdi burada bir toplantı olacağını ve katılmamızı Harput’un genelinden 10 kişi tespit edip buraya Harput’un arzularını anlatmak için buraya çağrıldık. Beni üzen bir şey oldu insanların bir kısmının arka plana alınması. Bunuda arkadaşım olan Şu Alpay beyefendi ile konuşurken vali bey müdahil oldular. Şimdi burada Harput’un sorunlarını çözmek için iyi niyet ve güzel bir başlangıç görmekteyiz ama Harputlular müdahil değil gibi. Birincisi Harput’un birinci sorunu mülkiyet problemidir. İnsanları şuurlandırma adı altında çok müşterek bir arsanın bir çok ortağı var dolayısıyla yapılaşma mümkün değil. İkinci sorunu Koruma ve Geliştirme Projesi adı altında çizilen mimarinin Harputla hiçbir alakası yoktur. Saçma sapan tamamen Harputla alakasız bir projedir ve uygulamada da bir çok sıkıntıyla her gün karşı karşıya gelmekteyiz. Harput’ta esnaflık yapan insanların yılda 3 ay gibi bir kısa kazanç dönemi var. Onun sonrası çilelerle dolu. Şimdi bu toplantının esas amacının Harput’ta yeniden tarihe uygun bir yapılaşmanın, çarşılar yapmanın tarihe uygun çalıuşmalar yapmak olduğunu bilmekteyim ancak sunumların hiçbirinde bu yapılacak evlerin detayları, nasıl yapılacağı, bu çarşıların detayları, ne şekilde yapılacağı, insanların mülkiyet hakları nasıl olacak, burada yaşayan insanların burada kalıp kalmayacağı bu şartlara uyum gösterip gösteremeyeceği şimdi iki tür varlık var. Birisi fiziki yapılar diğeri ise orada yaşayan insanlar. Yani kalıcı insanlar. Onlar buranın kalıcı kültürleridir. Bir el sanatları uzmanının bir yaşayan insanın kalıcı kültür olduğuna yaşayan kültür olduğu kanaatindeyim. Şimdi hep yıkmaktan bahsediliyor yıkılanın yerine ne yapılacağından bahsedilmiyor, hiçbir detay gösterilmiyor. Mimar arkadaşımız bir söz söyledi Osmanlı Lokantası’nın projesini ben çizdim ama iyi olmadı. Yani bundan daha acı bir şey olamaz. Tarihte böyle bir Osmanlı Lokantası yok ama biri bize bunu dayattı ve milletin parasıyla bunu yaptık. Şimdş ne yapacağız bilemiyoruz. Mutfağı yok, ardiyesi yok. Girişte hemen iki tane afedersiniz tuvaletle karşılaşıyorsunuz. Yukarıya çıkan merdivenler insanların o bölümlere girişini engelliyor. Bu ne biçim bir proje ve buna kim izin verdi ne şekilde uygulamaya geçildi çok korkunç bir şey bu. Şimdi benim buradaki istek ve arzum şu; Harput’ta ne yaılmak isteniyor yetkililerce yetkili kurumlarca iyice açıklanmalı. İnsanların mülkiyet hakkı ne olacak belirtilmeli. Bu şuurlandırma denilen çok ortaklılığa nasıl bir çözüm bulunacak bu açıklanmalı. Bundan sonra uygulanmaya konmalı. Yani şimdi adamın evini yıkacağız tamam uygun değil yerine ne yapacağız? Bu adam ne olacak? 600 lira emekli maaşıyla bu adam kiramı verecek geçimini mi sağlayacak? Yani Harput’un çoğunun hali böyle. Bazılarının oda yok. Yani harput’ta biz ne düşünüyoruz. Turizm bölgesi yapıp tamamen yıkıp yeniden yapıp onu başka insalara mı tevdiğ ettirmek yoksa harput’un nüfusunu yaşayan kültürünü muhfaza edip o insanlarla beraber mi bunu başarmak. Yani şimdi bakıyoruz eğitim binasının bir arkaya taşınmasından bahsediliyor. Yani orada kalmasıyla bir arkaya taşınmasının oraya ne faydası var? Giydirme yapmak yerine yıkımın milletimize yaptığı finansal sorunu niye görmezlikten geliyoruz? 2-3 trilyona mâl olan bir binayı yıkıp arkasına yeniden 2-3 trilyona mâl olan bir bina yapmanın buranın kültürüne ne katkısı olacak? Şimdi benim evim var burada dükkanım var üstü dam, kışın eşyalarımın üzerine damlıyor ben çatı yapamıyorum ama devletin yapmış olduğu kütüphane hünkar konağı ondan sonra başka binaların üstü hep çatı. Eğer dokuya uygun değilse devlet binaları neden çatı yapılıyor? Dokuya uygunsa benim neden çatı yapmama izin verilmiyor? Şimdi eski Harput’un bütün resimleri sizinde seyrettiğiniz gibi elimizde var. Bu imare projeleri hazırlanırken neden harput evlerine göre hazırlanmıyor da böyle tek birbirinin benzeri olan binalar yapılıyor. Harput’ta böyle bir mimari nerede var? Burada bizim sızlayışımız sizler gideceksiniz buradayız. Sorunlarıylada içiçeyiz. Bu sorunlarımıza doğru adaletli ve güzel çözümler istiyoruz. En sakıncalı şey kul hakkıdır. Burada kulların insanların hakkını gasp ederek onlara eziyet ederek onların yaşamlarını zorlaştırarak bir proje olmaz. öyle bir proje olmalıki herkes bundan memnun kalmalı. Herkes burada kalmalı yaşamalı hatta daha fazla insan gelip yaşamalı. Yoksa geçmiş dönemlerde olduğu gibi 20 30 40 50 evi buradan göçürterek sağlıklı olacağı kanaatinde değilim. Harput’a neler yapılmasıyla ilgili sayfalarca yazım var. El sanatları, bakır işlemeciliği, kilim dokumacılığı… Dosyalar halinde geçen dönemlerde de sundum yine sunarım. Yani buranın el sanatlarının ihya edilmesi lazım. Dokuya uygun şeyler yapılması lazım. Devletle sadece çivi çakamazsın ysak zihniyetinden vazgeçip projeler üretip o insanlara finansal desteği vermesi lazım.

Vali Ömer Faruk KOÇAK: Dokudan kastınız nedir? Bugünkü doku mu 50 sene önceki doku mu 150 sene 1500 sene önceki doku mu?

Şamil Bey: Sayın valim yani şimdi deminden beri bahsediliyor Harput 4000 yıllık bir şehir işin aslı 10000 sene öncelik bir yrleşim yeri. Harputta 3 tane tepemiz var 10000 senelik yerleşim yeri 32 tanede ….. yapmışlar Filistin’e göndermişler.                 4000 yıllık tahmini bir defa eksik. İkincisi biz 4000 yıl burada ihya etmek imkanına zaten sahip değiliz. Demin bir arkadaşımız bahsetti. Doğu Roma dedikleri Bizanstır. …………(anlaşılmıyor.) Yani elimizde resimleri olan 100 yıl evvelki Harput şehrini benzerini yeniden nasıl inşa ederiz bunun arzusundayız.

Vali Ömer Faruk KOÇAK: Şimdi bende burada bu sorunun cevabında herkesin anlaşması gerektiğini düşünüyorum. Farklı düşünenlerde var. Ama öyle bir noktaya gelmeliyiz ki hepimiz bir şeye karar vermeliyiz. Bizde bunu toplumun ortak kararını alıp gereğini yapabilmeliyiz yoksa patinaj yaparız yaptıklarımızı geri yıkarız yaparız 100 yıl öncesinde miyiz 200 yıl öncesindemiyiz yani o anlamda İshak beye katılıyoum ama bir karara varmalıyız ki onun arkasında herkes durmalı ve sonradan işte o olmalı. Sorduğum soruyu netleştirerek bir daha soruyorum yani elli bir odağı alabiliriz ama işte 4000 yıl öncesinden kalma kale var. Onların kazıyla 4000 yıl öncesine ait kısımlarınımı çıkaralım. O kalenin içerisinde Osmanlı dönemine ait mahareler var. Orayıda çıkarabiliriz. Hepsini temsil eden yapılarımız var onlarıda koyabiliriz. Ama diyebilirizki şu an ki yapımız gayet iyi. Buda bir görüştür. Hiçbir şeye dokunmayalım bundan sonra ne yapacaksak ona karar verelim. Bizim bunu anlamamız ve buna göre bi iş yapmamız lazım.

Şamil Bey: Sayın valim Harput’ta böyle bir kalemiz var. Bu kalemizin etrafı malesef korunaklı değil. Yapılan kazı alanlarını bile koruyamıyoruz. Kalemizin kapısı yok, kamerası yok. Ben bunu 15yıl öncede yazdım dile geirdim şu kalenin etrafını tel örgüye alalım, bir kapı takalım. Bir güvenlik görevlisi bulunduralım tahrip edilmesin diye. Dünya kadar emeklerle yapılan yapı bugün malesef art niyetli kişilerce yeniden tahrip ediliyor. Kaçak kazılar yapılıyor. Ve bu bizim için bir kayıp. Şu anda bile yapmış değiliz kalnin etrafını. Bir kapı takıp bir güvenlik görevlisi koymak kamera gözetim sistemi koymamışız. Yani bir bilimsel kazı yapılıyor bazı şeyler ortaya çıkarılıyor koruyamadığımız için yine tahrip ediliyor. Ortaya çıkarmak mesele değil. Onları yeniden korumak ve eski haline getirmek önemli. Diyecekleri,m şimdilik bu kadar hayırlı çalışmalar.

Zeki Bey: Sayın valimiz ve değerli katılımcılar öncelikle saygılarımı sunuyorum. Konuya sayın valimizin sorusuyla başlamak istiyorum. Bu doku nasıl korunmalı sorusundaki düşüncelerimi açıklayacağım. Bütün dönemlerin orantılı bir şekilde her dönemin kendi ne kadar verileri varsa korunmasında fayda var. Sadece Selçuklu dönemi yada Artuklu dönemi yada Roma dönemi yada son fotoğrafları elimizde bulunan döneme ait değil. Her döneminde elde bulunan verilere göre ne kadar verisi varsa ne kadar imkan dahilindeyse bunların hayata geçirilmesi teşhir edilmesinde fayda var. Asıl not aldığım hususlara gelince: Her şeyden çnce Harput’un yaşanılabilir bir belde haline getirilmesi lazım. Buranın bir açık müze haline getirilip işte sadece turistlerin ziyaretine açılması işlevsizlik beraberinde getirir. Bir takım söylemlerle bir takım taşıma suyla değirmen döndürme çabalarıyla burayı şenlendirmek mümkün olmaz. Buranın yaşanbılabilir bir hale gelmesi içinde tarihi dokuyu koruyarak yeni yapılara izin verilmesi, imkan tanınması lazım. Buranın her şeyden önce bir yerleşim alanı haline getirilmesi lazım. Yerleşim alanı haline getirilmediği içinde burası bir mezarlık olarak algılanıyor. Harput deyincede ilk akla gelen bir mezarlık oluyor. Bu algının ortadan kalkması için Harput’un yaşanır yani buranın insanlar için meskun hale getirilmesi lazım. Burada okullar var soruyoruz bu okulda 3 tane öğrenci var niye? Çünkü burada insanların yerleşmesine müsade edilmiyor. Harput’un tamamı dokunulmaz bir müze şeklinde ele alındığı zaman bu bence bir nevi tarihi doku adı altında tarihsel bir bağnazlık şeklinde ele alınıyor.

                Vali Ömer Faruk KOÇAK: Zeki Bey diğer konulara diğer sorular çerçevesinde girsek olur mu? Yani birinci sorunun cevabını almış olduk. Bu konularda 15 tane soru soracağım ben başka sorulacak sorularda olabilir onun üzerine. Konu konu gidersek daha iyi olur diye düşünüyorum. Ve birinci sorunun cevabını anladım her dönem kendi içinde ayrı ayrı korunmalı.

Zeki Bey: Bir şey daha söylemek istiyorum. Şimdi tarihi doku diye sabah bir konuşmacı kolejlerden söz etti. Bence bu kolejler tarihi dokunun bir parçası değil. Osmanlı’nın son döneminde işgalci güçlerin gelip buraya karakol niyetiyle yaptıkları kolejler. Bu dokuyu koruma adı altında geitirip tekrar bura efendim Alman Koleji İngiliz Koleji Amerikan Koleji bilmem ne koleji getirip burayı yani Hristiyanların yerleşebileceği bir alan haline getirmekten söz edildi. Bence böyle şeyler saçmadır. Af buyurun huzurunuza sığınarak söylüyorum. Böyle şeyler olamaz yani. Teşekkür ederim.

                Bilal Aydemir: Ben Harputla ilgili sayın belediye başkanımızın Ankara Sivil Tolum Kuruluşlarıyla görüşmelerinde özellikle Harput dokusunun geçmişten günümüze kadar korunmasına ilişkin bir öneride bulunduğumda sayın başkanım gayet olumlu karşılayıp ve bununla ilgili çalışma hazırlamamı istedi. Öncelikle bir şehri şehir yapmak sadece günümüzdeki durum değil. Eski medeniyetlerden günümüze kadar gelen intikal eden bütün yapılar bir şehri şehir yapmada en temel olgulardır. Bu nedenle sabahki konuşmacı arkadaşların bahsettiği konularla ilgili olarak restorasyon çalışmaları olsun, kentin diğer kendi dokusunun orataya çıkarılması noktasında ben arşivde çalıştığımdan dolayı özellikle Osmanlı arşivi vakıf kayıtlar arşivi var. Belgelere aşinalığımdan dolayı şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Tarihi bir eseri ortaya çıkarmak, tarihi süreç içerisinde geçirdiği aşamalara vakıf olmak onu günümüzde retrasyonu yapma çabası uğraşı ile ilgili olarak bir karar verilecekse yaklaşık bin yıllık bir arşiv malzemei var özellikle Osmanlı arşivinde. Harput’un özellikle cami medrese kilise ve buna benzer bir çok tarihi eserlerin eğer kaldıysa tarih olarak onların özetleri ile onların ilk kuruluş belgeleri var o belgeleri analiz edilnmeden gün yüzüne çıkarılmadan  ve kuruluş aşamasından günümüze kadar geçtiği aşmalardan özellikle yangınlarda depremlerde yıkılıp yeniden yapılm inşşayeri dediğimiz defterterleri gün yüzüne çıkarmadan ve onarım belgeleri keşif ücretleri ortaya çıkarıp o belgeleri, tarihi eserleri restorasyonu bakımı esnasında kullanılan mazemeler hangi birimleri yeniden yıkılmış ve yapılmış mı tekrar buna ilişkin belgeleri ortaya çıkarmadan daha doğrusu çıkartırsak yapma hedefi ile konuşulanların bir ilham kaynağı olacağını ben burada vurgulamak istiyorum. Ben Diyarbakı Klaesi’nin restorasyonunu hala daha yapıyorlar herhalde onun teknik yapımını araştıran bir arkadaş tesadüfen benimle karşılaştı ve ben ona şu teklifte bulundum dedimki bu kalelerin geçmiş dönemde gördükleri onarımla ilgili belgeler var. Bir araştırmaya başlayalım ben onunla ilgili bir defter buldum özellikle o kalenin burçları ile ilgili bir restorasyon defteriydi ve kullanılan mazlemelere varıncaya kadar ayrıntılı bilgiler içeriyordu. Dolayısıyla ben eğer uygun görürseniz ben bu çalıştay sonucunda çıkan kararlarla uygulanabilir bir çalışma oraya koyacak araştırma yapmak istiyorum.

Vali Ömer Faruk KOÇAK: Biz ne yapacağımızı soruyoruz şimdi nasıl yapacağımz konusunda bir karara varalımki birinci sorunun cevabında biz bütün tarihi yapıyı yansıtalım.

Bilal Aydemir: Ben geçmişte günümüze gelen bütün tarihi yapının korunması taraftarıyım. Bakış açım budur.

Mahmut Bey: Böyle bir toplantıya vesile olanlara çok teşekkür ediyorum. Dönem dönem böyle toplantıların olması lazım. Sayın valimi bu konuda hakikaten kutluyorum. Tabi soruyla başlayayım bende. Harput’un mimarisi aslında mevcut binalardanda belli net. Selçuklu Artuklu veya geriye dönünce Bizans eğer bu konulara girersek şu soruyu sormamız lazım Harput’ta Selçuklu mimarisi ile bilinen bir ev varmı? Çünkü duvar örgüleri kiremitle veya .. sistemiyle yapılan ev sayısı Harput’ta çok az. Resmi konutlardan bahsediyorsak onların zaten sayısı belli. Belki burada şuna karar verilbilir. Sayın Tanoğlu söyledi doğru söylüyor biz Harput’u restore ettiğimizde Ermeni Süryani mahallelerine geldiğinmiz zaman bir Ermeni evi nasıl olmalı ve oradaki özelliklerin kiliselerin restorasyonunu yapacakmıyız. Komple bu açıdan mı bakacağız yoksa sadece Osmanlı mı? Eğer sivil mimariye bakarsak Harput’u %99’u zaten Osmanlı ve evlerde ortalama 50 metrekare 70 metrekare tabanlı dubleks dediğimiz iki katlı şu an için üst kısmı tamamen kerpiç dışarıdaki gibi komple taş olanları yok. Harput’ta konak dediğimiz büyük yapıda bir ev hiçbir zaman olmamıştır. Harput’un evlerinin restorasyonunda özellikle şu hata yapılıyor. En iyi örnekte gözümüzün önünde komple taş olan bir yer Harput’ta hiçbir zaman olmamıştır. Bu kesinlikle hatalı bu 1. İkincisi Harput’ta Fransız tarzı balkon asla olmamıştır. Soruya dönersek o yüzden bizim yapacağımız şu ben hep örnek veririm buda aynen insanın ağzındaki dişler gibidir. Ağzından çıkaracaksın hepsini temizleyeceksin dolgu gerekenlerin dolgusunu yapacaksın ara boşluklara oluşan yapıya göre artık sen uygun bir yapı oluşturacaksın. Özetle şunu söylüyorum biz Harput’un içindeki binaları tespit edip bu yaklaşık 30 40 tane evdir bunu ayağa kaldırdıktan sonra ikinci yapacağımız şey sokak dokusu. Harput’un sokak dokusu yanlış. Mezarlıklara kadar biz asfalt yapıyoruz. O dokuyu kaybettik ama kazanmamız mümkün. Harput kendi mimarisini dış merkezli projelerle Ankara merkezli ihalelerle tutayım derse ki Şamil Bey’in ddiği doğrudur. kendi mimarisine Elazığlı sahip çıkıp ou işletemediği sürece yanlıştır.

Muhtar: Sayın valim sayın belediye başkanım sayın vekilim sayın müdürlerim hepiniz hoşgeldiniz. Harpput’un mahalle muhtarı Zülküf Demirpolat. Sayın valimize Harput sakinlerinin selamı var bizim sonumuz ne olacak diye. özellikle bunu en başta ileteyim üzerimde vebal kalmasın. Boş arsalara bir iki tane yada 5 10 tane ev yapılsın biz onları görelim. Bir kısmımız oraya yerleşsin ondan sonra anahtarları tek tek sayın valimize verelim diye akşam bir sohbet yaptık. Nasıl bir Harput istiyoruz sayın valim soruyor: 12 ay yaşanabilir bir Harpuyt istiyorum. Ben Harput mahalle muhtarı olarak. Burada bacasız fabrika dediğimiz teleferiği olan Çin seddi gibi bir Harput seddi olan benim hayalim bu. Tabi bazı şeyleri hayal ederiz. Ondan sonra devlet büyüklerimiz gerçekleştirir. Buraya teleferikle geli Balakgazi’ye, Balakgazi’den aynı şekilde kaleye, kaleden Ulu Cami’ye oradan tekrar Balakgazi’ye oaradn Elazığ’a. İsteyen yürüyüş balonuyla inen bazı yerlerde balon bazı yerlerde kendi yürüyen yaşlılrımız falan hem bir spor yapmış olur. böyle bir Harput hayal ediyoruz. Alışveriş merkezi olan bol dükkanları olan işte bol evler olan. 550 seçmen var Harput’ ta 550 değilde 5550 seçmen olmasını arzuluyoruz. Yerleim ve insanın daha fazla olmasını arzuluyoruz. inşallah bu gerçekleşir. bu konu hayırlara vesile olur.

                Restoratör Çetin: Valimizin sorduğu soruya doğru cevabı verebilmek için sabahtan beri düşünüyorum. Tarihi doku Harput’ta yapmak istiyorsak peki bu doku yapılırken elimizde nasıl bir kanıt var yada nasıl bir belge var neye göre neyii nasıl yapacağız? Bu öncelikle restorasyonda yapılması gereken aslına uygun olarak yapılması gerekir ki şu an bence Harput’ta yapılan restorasyonların hiçbiri resrtorasyon değil. Sadece yenileme çünkü belediyenin yapmış olduğu ve aracı firmaların yapmış olduğu restorasyonları görüyoruz çoğunun sıkıntısu şu çünkü belediye bünyesinde bunu kontrol edecek ekip yok. Harput’un dokusuna geldiğimiz zaman Harput’un 4000 yıllık geçmişi var. Kalemiz 4000 yıllık Ulu Camimiz atıyorum 500 yıllık peki bu nasıl olacak? Belediye yetebilecek mi hepsine. Önde gelen mesele 4000 yıllık sağlam bir kalemiz var. Belediyenin bütçesi yetmeyebilir bunun iiçin önde gelen baskın bir yapı yapılabilir. Bacasız sanyi dediğimiz turizm için ki turizm için diyruzda halk turizme hazır mı? Halk kültür şoku yaşamadan yabancı birini kaldırabilecek mi? Esnafların çoğu yabancı dil bilmiyordur bence ki butik oteller olsun hediyelik eşyalar olsun turist geldiğinde yabancı dille konuşabilecekler mi? Bu bağlamda biz vakıf olarak her türlü gerçek rstorasyonun yanındayız görüntü olarak değilde malzemenin ve yapının aslına uygun olarak yapılan bütün restorasyonların arkasındayız.

Turizmci Murat Bey:Sayın vali tabi konu çok uzun ben direk sizin sorduğunuz soruya cevap vereyim. Bence bunu iki tane unsuru var. Bir yaşayan insanların beklediği bide biz turizmcilerin beklediği. Benim görüşüm şu geçmiş dönemlere temas eden 4000 yıllık tarihinimi biliyoruz biz 10000 yıllık olduğunu söyleyenler araştırsınlar belki daha geriye gidecek. Bilinen 4000 yıllık tarihine temas eden ama ana dokusunun gördüğümüz fotoğraflardan oluştuğu bir Harput. Çünkü biz bunu satıyoruz şu anda da satıyoruz. Sayın valim süreci biliyorsunuz biz buraya bu sene 70 otobüs tur getirdik. 43’ü geldi geriside geliyor. Bu haliylede biz ufak ufak satmaya başladık ama bunun dha iyi yere ulaşabilmesi için geçmiş dönemlerlede temas etmesini ama ana yöresinin bilinen Harput resimleriyle gördüğümüz işte o evleriyle bildiğimiz o dokuyla oluşmasının uygun olacağını düşünüyorum.Teşekkür ederim.

                Elazığ Sanayi Ticaret Odası’ndan bir konuşmacı: Şehirlerin yaşamı ve insanların yaşamı içerisinde doğal seleksiyon içerisinde yürürken bu şehirlerde aynı şekilde yani bir başlangıç şeyi var ölüm insan gibi yani. Şimdi burada yapılacak olan sayın valim doğal yaşam içerisinde şehrin bu haliyle günümüzde tespit edilen 58 tane yapı var. Öncelikle bu 58 yapının restorasyonu yapılabilir olanlarının restorasyonunun yapılması ve Harput’un doğal değişimi içinde değerlendirilmesi. 1000 yıllık 100 yıllık tarihi ele alarak işte yok efendim Harput’u nasıl tamir ederiz. bilmiyorum böyle bir terim var mıdır yani. O şehrin doğal seleksiyonu içerisinde doğal olan şeyi korumak yani onu imar etmek. Bunun haricinde Harput’un en büyük sorunlarından bir taneside tabi burası muhtarlık belediye olduğu zamanki hali biraz daha değişikti. Ne yapılırsa yapılsın peyzaj çalışmasının olması şart. Yıkım derken yani sayın valimiz önümüze gelen bütün evleri yıkalım yeniden bir Harput yaratalım öyle bir şey yok yani. Zaten bunu yaparsanız o şehrin dokusunu öldürürsünüz yani. Harput’un bu kadar yıkık durumda olmasının sebebi biz diyoruzki Beypazarı gibi olalım Safranbolu gibi olalım. Orada doğal yaşam içerisinden gelen bir yaşam var oradaki insanlar bunun kıymetini değerini bilmişler. Burada insanlar üzerine düşen hiçbir şeyi yapmamış. konuşmak güzel bir şeyler yapmak lazım. Belli bir tarihini alıp onu doğal selesiyonu içerisinde koruyalım. Bütçe oranına bakıp hamam çeşme işte ne varsa onun gerçekleştirilmesi lazım. Bizim çevremizde elimizde olan ne ona bakmamaız lazım. Yoksa afaki konuşursun işte harput bizim gözümüz.

Vali Ömer Faruk KOÇAK: Yani şunu mu demek istiyorsun elimizde olanlarla yetinmeliyiz geriye dönük bir yapım çalışmasına girmemeliyiz.

Elazığ Sanayi Ticaret Odası’ndan bir konuşmacı: Kesinlikle sayın valim. Burada 58 tane yapı var o yapıların içerisinde bunları yapabildiğimizi onarımı restorasyonu ondan sonrada çevre düzenlemesi peyzaj temizlik yani buraya gelen insanlara vereceğimiz hizmet önemli. Bide burayı satmak yani. yeni turizm alanlarıyla satacak pozisyon alacağız yani elimizde ne varsa sunabildiğimiz şeyi sunacağız.

Feyzi Karan: Bu programı hazırladığınız için sayın valim teşekkür ederim. Buradaki konuşmacı arkadaşlarada teşekkür ederim. hepsi Harput için  bir şey söyledi. Ben,m düşüncem Osmanlı son dönemini yaşatabiliriz. Nasıl yaşatabiliriz zaten Harput’ta kazı yapıldığı zaman temelde yollar kanalizasyonlar hepsi gün yüzüne çıkar 50 metre kazığımız zaman o eski binalar türbeler hamamlar mescitler ortaya çıkar. Bizde çıkan taşlarla o dokuyu ortaya çıkaran temeller üzerine yaparsak eski Harput’u yaratabiliriz. Yoksa herkes kendi kafasına göre fikir üretirse Harput bir yere varamaz. Geçmişe bakarak geeceğimizi kurmamız gerekir.

Harput Dayanışma Derneği’nden konuşmacı: Öncelikle Harput’un imar sorunun çözülmesi lazım. Katılımcılar bunu dile getirdiler. Hakikaten Harrput’ta  1985’te alınan sit kararından sonra o zamanki belediyenin yapmış olduğu bir şuurlandırma buradakin arsaların parselerin birbirine katılması her arsaya birinin ortak edilmesi bundan dolayı içinden çıkılmaz bir hal alması inşallah bu öncelikle çözürlür. Koruma amaçlı imar planından bahsediyoeuz acaba o planı hazırlayan ne derece Harput’ta kaldılar, Harput konusunda uzman olanlarla ne kadar istişare yaptılarda böyle acayip bir planı önümüze koydular. Harputla ilgili bir çalışma yapılacaksa öncelikle üniversitemiz, bu konuda tecrübe sahibi olan hocalarımız var onların tecrübe ve birikimlerinden muhakkak şekilde faydalanması gerekir. Bunun yanında konaklardan bahsetmek istiyorum. Girişte iki konağımız var bu konaklarıız 2 3 kere restorasyın gördü. İnsanların olmadığı yaşamadığı yerde başka bir şeyde yaşamaz. O konaklar yapıldı boş tutuluyor boş olduğu için yeniden yıkılacak. Biz dernek olarak 3 4 kere belediye yazı yazdık koakların tahsisi konusunda. Kültür evi yapalım dedik. Şimdi bizde konaklarını sahiplerine verelim onlar Harput’u yaşatsınlar. Dışarıdan gelen insanlar sadece Harput’taki fiziksel dokuyu değil Harput kültürünüde yaşatması lazım.  Teşekkür ediyorum.

Bayan konuşmacı: Sayın valim ben sizin sorunuza bir soruyla karşılık vereceğim. Sizin verdiğiniz cevaba göre cevabımı söyleceğim. Şimdi biz Harput’u okurken ve geleceğini planlarken turizm önceliğimiz mi var yoksa Elazığlı önceliğimiz mi var?  Benim .  bu ikisine göre iki farklı cevap olacak.

Vali Koçak: Bir sonraki sorumda o zaten. İkisinide alalım diğerinide kullanırız çünkü bunlara ben karar vermeyeceğim bunlarada hep beraber karar vereceğiz.

                Bayan Konuşmacı: Şu ana kadar gelen cevaplara baktığımda turizmin ağırlıklı olduğunu ben gördüm. Turizm açısından baktığımızda eğer biz geriye gidiş yaşıyorsak tarihsel analiz var bölgelere göre. Eğer turizm bizim önceliğimizse belirli bölgeler var ve belirli etaplamalar üzerinden farklılıklar konulacak şekilde çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Ama eğer önceliğimiz Elazığlıysa daha çok açık alanların önceliğimizde olması gerekir. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Teşekkür ederim.

Şua Alpay: Çok kıymetli fikirler ifade edildi. Harput’un geriye dönük tarihsel sürecinde handi dilim içersindeki mimari özelliklerin Harput’unşu gününe yansıtmak gerekir? Bununla birlikte genel bir yaklaşım ortaya koymak lazım. Son yaşayan ve üzerine fotoğraflar koyabildiğimiz bir Harput var. Ancak sayın valim buradan yarın çıkacak sonuç denklarasyonu mimariyle, kültürel varlıkla ilgili bir terci ortaya koyacak mı bilmiyorum. Yoksa daha çok genel ilke ve prensipleri koymak şeklinde mi olacak?

Vali Koçak: Genel ilke ve prensipleri ortaya koymalıyız. Onun devamı niteliğinde çalışmalar uzamanlık gerektiriyr. Uzmanlık gerektiren işleride uzman grupların çalışanları projelerinde yayınlayacaklar. Genel ilkelerde burada anlaşmamız lazım. Anlaşmadığımız zaman sürekli tartışmaya devam edilecek.

Şua Alpay: Bütün arkadaşlarımız zannediyorum Avrupa’ya gidip oradaki örnekleri görüyor. işte Viyana gibi Prag gibi özellikle görüyorsunuz tarihsel dokuyla çok öne çıkan şehirler var. Orada gözüken şey hocamızında ifade ettiği gibi terk edilmiş müze haline getirilmiş alanlar değil. Harput’a yapacağımız her türlü iyilik benim şahsi kanaatim ve teklifimde odur. Ne yapacaksak Harputla birlikte yaşan canlı organizması haline getirmek lazım. Mutlaka insanlarla birlikte canlanması lazım. Benim teklifimde kamulatırılması yapılacak yerlelrle ilgii tasavvur ettiğimiz binayı fiziki gerçekleşmeyi sağladıktan sonra onu mümkünse sahiplerine vermek lazım. bide bu özellikle koruma amaçlı imar planında yapılacak olan değişikliklerin mutlaka hızla bu iki günlük süre içerisinde onun kararlarının verilmesi gerekiyor. Sonuçta verilen bir emek var şüphesiz ona saygı duyuyorum ben. Burada koruma amaçlı yapılan imar planı en son 85 86’da yapılan imar planı. O imar planınıda şuurlandırma çalışmaları ile birlikte sonradan iptal süreçleri olmuş geriye dönüş süreçleri olmuş bu sebeplede geleneksel yapıyı koruyrak ve mülkiyet yapılarını gözeterek yapılmış bir koruma planı kalmamış değil mi? Müttefiğiz dolayısıyla nevzi edilmesi gereken bir plan var ve ben bu fiili gerçekleşmeler olurken Türk İslam dokusu şüphesiz burada baskın ama bununla birlikte burada üniversite merkezli olarak dinler tarihi bütün insanlığın ortak değeridir bana göre bu çok açık. Ben çalışmaların yarın ki kısmındada inşallah nasip olursa söz almak isterim teşekkür ediyorum.

Mücahit Yanılmaz: Bende fikir sergileyen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum Elazığlılar olarak kendimizede haksızlık yapmayalım yani bir Elazığ Harput’u yıkmak için uğraşmadı. Biz 70’li yılları biliyoruz. Ondan sonra Harput’u restore eden camileri hizmete açan insanlarda var. Esasında üzerinde konuştuğumuz sorun ve konuHarput’a yapacağımız işlerin anasıdır. Kanaatim şudur hiç zorlamaya gerek yok illa bir şeyleri ortaya çıkarmanınn gayreti içinde zorlayıp Harput’u farklı bir kimlikle ortaya çıkaralım demeninde bir anlamı ve gereğide yoktur. Harput bir Bizans şehri değil arkadaşlar. 1085 yılından itibaren Harput bir Türk İslam şehridir. Bu kimlikle bakalım olaya. Bu kimlikle bakmazsak doğruyu göremeyiz. Geçmişe dönüp Harput’u yapalım demek abestir. Dolaysıyla aynı şeyi ben İstanbul içinde diyorum. Ben belediye olarak diyorum 30 Marttan itibaren Elazığ Belediyesi ister Harput ister Elazığ’la ilgili yapılan bütün toplantılarda en üst düzeyde temsil edilmiştir. Biz taşın altına elimizi değil gövdemizi koymaya varız. Ulu Cami ve Sarahatun Cami’nin görselliğinden bir şeyb kaybetmemesi lazım. Bir şeyler yaparken Harputun özkimliğinide yok etmememiz lazım. En kötü karar kararsızlıktan iyidir. Kararımızı vereceğiz ondan sonrada yapılanmaya başlayacağız. Çnümüzdeki süreçte inşallah sadece binaların yapıldığı Harput değil kültürünün sanatının tasavvufunun kürsübaşının yemeklerinin tanıtıldığı ve bunun üzerine oturtulan bir Harput’un yaşam merkezi olarak yaşandığı bir belde bir mahalle olması noktasında inanıyorumki bu toplantıdan çok olumlu çok güzel ve uygulanabilir sonuçlar çıkacaktır.

Vali Koçak: Şimdi teşekkür ediyorum ben. Biz buaraya gelirken tabi herkesin her türlü şeyi söylemesini isteyerek geldik. Herkesin görüşlerine saygı duyuyoruz. Eğer ortak bir noktada buluşabilirsek bizim için önemli bir hareket noktası olacak. Ben olayı şöyle formüle edeyim Harput bir dönem Roma şehriydi bu gerçeği hiçbirimiz reddetmiyoruz. Bir dönem Artuklu Selçuklu Osmanlı şehriydi. Şimdi bir cumhuriyet şehri. Bizim kafamızda tarihi Harput’u canlandıralım dediğimizde kafamızda bir resim çıkıyor bu resmi hepimiz aynı şekilde görmediğimiz sürece aynı şekilde çizmediğimiz sürece tarihi Harput dediğimizde neden bahsettiğimizi herkes aynı şekilde anlamadığı sürece tartışmalr devam ediyor. Dolayısıyla bu tartışmalar devam ederken bir şeyler yapmakta zor oluyor. Bu tartışmalardan çıkan sonucuda aslında kontrolsüz çıktı. Anlaşmazlık var gibi gözüküyor ama bir …. te çıktı. Harpu ttaa bilinen tarihinden beri çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Bunların günümüze intikal eden anıtsal nitelikteki yapıları var kale gibi. Meryem Ana kilisesi Ulu Cami gibi Sarahatun camisi gibi. Bir çok yapılar var. Bunlardan günümüze kadar intikal etmiş olanları kısmen korunarak tamamen korunarak zaman zaman restore dilerek zaman zaman yeniden yapılarak günümüze ulaşmış kısmını muhakkak suretle korumalıyız fikri herkeste var. Bu konuda itirazı olan var mı? yok. Bu konuda .. sağladık. İkinci konsentus sağlanan nokta biz bu yapıların dışında sivil mimari dediğimiz konutlar ve ticari yapıkları hangi döneme götürelim sorusunun cevabı en son işte resimlerde gördüğümüz dönemi ancak canlandırabiliriz. Bunun ötesine geçmeye çalıştığımızda bir sonraki dönemi ondan öncekine gittiğimizde bir sonraki dönemi ondan öncekine gştiğimizde de daha sonraki dönemi yok etmiş oluruz. Zaten bu kültür unsurlarını tarih boyunca süzülerek bu ana kavuşturulmuş. Bugün ulaştığı noktayı meydana getirmiş. Bundada hem fikiriz. Bugün İshak bey bu kültürün dışında değil buradaki insanlar ne kadar Harputluysa en az o kadar ishak bey Harputlu ve bu göçe buna aksi fikir beyan eden kimsede olmadı. Onuda söyleyelim ama şehirlerin kendine ait kimlikleri belli dönemlerde değişiklik gösterebilir. Geçmiş dönmdeki kimliklerinin varlığını kabuln ederek şu anda bulunduğumuz kimliği ifade edecek hatta söylenenlerden çıkan bu 21. yy Türkiyesinide ifade edecek kendi mimari örneklerimizle beraberde harput’u devam ettirmeliyiz. Bu şekilde formüle etmemiz mümkün olabilir diye düşünüyorum. Buna itirazı olan varsa dinlemeye hazırım yoksa bu sorununn cevabınıda böyle herkesin üzerinde anlaştığı bir husus olarak kabul edelim. İtirazı olan var mı peki geçelim. 2. soruda nasıl bir Harput hayal ediyoruz turizm odaklı olmayan tarihi fonksiyonları olmayan bir şehir mi yoksa sadece turizm odaklı bir şehir mi? Oradanda şunu kast ediyoruz aslında yani burayı bir açık hava müzesi haline getirip herkesin ziyaret edeceği gündüz canlı gece ölü. Burada yaşayan insanları dikkate almayarak tarihi yapıların kendi fonksiyonlarını veya yeniden burada kazandırılmış karar verilecek fonksiyonlarının dışında sadece turizm odaklı kullanılan bir şehir mi? istiyoruz. ama bunun terside olabilir tarihi fonksiyonlarını koruyabilmenin devam ettirilmesi veya koruduğumuz yerlere yaptığımız yapılara yenidende fonksiiyon vererek yaşayan içindeki insanalrın eknomik olarak daha güçlü olduğu kültürel olarak kendisi olan bir Harput’mu istiyoruz? İkinci sorumuz bu. Benim şu ana kadar aldığım intibah şehrin içinde yaşayanlarla beraber şehrin kültürel değerleriyle beraber mimari yapınında oluşturulması hatta gelecek dönemlerde yaşayacak olan insanlarında ihtiyacını karşılayacak şekilde şehrin dizayn edilmesi şeklinde.

Bugünkü oturumu burada kapatıp katılımcılara teşekkür ediyorum bugün özellikle hiç konuşmayan arkadaşlarımız var yarın katkılarını bekliyorum.

Harput Çalış tayı 3. Oturum

Vali Ömer Faruk KOÇAK: Bugün biraz daha azaldığımızı görüyorum inşallah bu ilginin azaldığı anlamına gelmez başka sebeplerle katılımın azaldığı anlamına gelir. Bugün ilk oturuma Harput’ta sosyal inceleme yapan arkadaşlarımızın ön bulgularını takdim edecekleri bir sunumla başlayacağız. Arkasından dün sorduğumuz soruların cevaplarını anlamak üzere veya o konuda neler düşünülüyor onları tespit etmek üzere görüşleri almaya devam edeceğiz ikinci oturumda da dün konuştuğumuz bir bildirge metni üzerinde çalışıp son metni burada imzalatıp ondan sonra toplantıyı bitireceğiz. Ondan sonrada hızlıca çalışmaya başlayacağız. Peki, arkadaşlar önce kendinizi tanıtarak sonra başlayın.

1.konuşmacı: Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nda sosyal yardım inceleme görevlisi olarak çalışmaktayım. Bu çalışma kapsamında belde ve köyler anlamımda sosyal yardımlaşma ve inceleme görevlilerinin bağlı bulunduğu beldeler ve köylerde bulunmakta biz Harput Bölgesi’nin inceleme görevini de yapmaktayız. Aynı zamanda valilik kapsamında yapılan sosyal risk haritasında ek olarak 19 soruluk bir form hazırladık bunları sosyal risk haritasını uyguladığımız hanelere ek olarak o soruları da yönelttik. Çalışmamız 21 Mayıs ve 26 Mayıs tarihleri arasında yapıldı. Sosyal yardım ve inceleme görevlilerinin bir kısmını sadece Harput’a götürerek vakfın tamıyla değil bir kısmıyla bu çalışmayı yaptık. Seçmen listesi bütün Harput’a ulaşmamız açısından 178 haneyi kapsayan seçmen listesini alarak kendi bütünleşik sosyal sistemimize aktardık. Bu sitemde 178 hanede yaklaşık 11 sokak 4 küme evi olmak üzere bütün Harput merkeze ulaşmaya çalıştık. Ancak Harput’ta kalan vatandaşlarımızın bir kısmının yazlık evlerinde sadece buralarda kalması ve bazılarının da 30 Mart seçimlerinden dolayı ikametlerini buraya aldırmış olmalarından dolayı seçmen listesinin tamamına buradaki kişilerin tamamına ulaşamadık. Bunlara ek olarak da taşınmayıp da adresini değiştirmiş olan vatandaşlarımızın bulunması ve evde yoklamalarımızın da bulunması sebebiyle sadece 59 kişilik bir örnekleme ulaşabildik. Yani % 100 aldığımız evrenin yaklaşık % 33.1’lik örneklemine ulaşabildik. Buradaki çalışmamızda öncelikle sosyal risk haritasına bağlı olarak sormuş olduğumuz görüşülen kişilerin yaş durumunu belirtmek isterim. 18-25 yaş arası 3 kişi, 26-35 yaş arası 7 kişi, 36-45 yaş arası 13 kişi, 46-55 yaş arsı 4 kişi, 56-65 yaş arsı 17 kişi, 66 yaş ve üzerindeki 55 kişiyle görüşülmüştür. Harput’la ilgili daimi bir bilgi edinebilmek ve daha çok bilgisi olacağını düşündüğümüzden dolayı gittiğimiz hanelerde genç kişi varsa da buradaki örneklemde yaşın büyük olmasında bizim etkimiz olmuş olabilir. Çünkü biz genellikle kişilerin yaşının büyük olması ve karar verme durumunda daha önemli rol oynayabilmeleri açısından daha çok yaşı büyük orta yaş ve yaşlı diyebileceğimiz kişilere sorular sormaya çalıştık. Cinsiyet durumuna baktığımız zaman görüşülen kişilerin 18 i kadın 41 kişinin de erkek olduğu görülmektedir. Gidilen günlerin hafta içi ve sabah üzeri olmasına rağmen erkek nüfusun fazla olmasında emekli olan kişilerin bulunması emekli erkek kesiminin bulunması ve buna ek olarak işsiz kişilerin bulunmasının etkili olduğu düşünülmektedir. Çünkü biz görüşmelere gittiğimizde genellikle bayanlarla görüşmekteydik. Öbür maddeler için söylüyorum bunu. Harput’a geldiğimizde genellikle erkeklerle görüşmede bir sıkıntı olmamıştır hane reisleriyle büyük oranda görüşebildik. Bir yıl içinde kaç ay Harput merkezine ikamet ettiklerini sorduk vatandaşlarımıza. Burada 0-6 yaş arası Harput’a geldiğini belirten kimse olmadı çünkü mayıs döneminde yazlık gelen vatandaşların çoğu oraya gelmemişti zaten. 4-6 ay arasında burada ikamet ettiğini söyleyen 3 aile 7-9 ay arasında burada ikamet ettiğini söyleyen 1 aile 9-12 ay yani daimi olarak burada ikamet ettiğini söyleyen 55 hane bulunmaktadır zaten biz 59 haneye ulaştık. Mevsimlik geldiği düşünülen çok az kişiye ulaşabildik yerleşik olarak ta yaşayan vatandaşlarımızın da çoğuna ulaştığımız kanaatindeyim. Bunlara ek olarak iş olması halinde Harput’ta iş kurulması herhangi bir istihdam sağlanması hainde sizin bu iş hanenizde çalışabilecek kadın erkek bazında kaç tane kişi çalışabileceğini sorduk vatandaşlarımıza.23 kadın 39 erkek o 59 haneden çalışabildiğini belirten aktif iş gücüdür. Bunların içinde ev hanımları da mevcuttur işte el dokuma sanatlarına yönelik el işi ev yemekleri üzerine bir çalışma olması halinde çalışabileceklerini belirtmişlerdir ancak Harput’ta çalışmalarına elverişli ortamın olmadığını da belirtmişlerdir.

Harput’un geçmişi hakkında yeterli bilgiye sahip misiniz diye bir soru sorduk. Burada 7 kişinin yeteri kadar bilgiye sahip olduğunu 23 kişinin yeteri  kadar bilgiye sahip olmadığını 9 kişinin de kısmen yeteri kadar bilgiye sahip olduğunu gördük.

(06. dakika 13.saniyede belediye başkanı sayın mücahit yanılmaz 1.konuşmacıya bir şeyler söylüyor fakat mikrofon kullanmadığından dediği pek anlaşılamıyor)

Konuşmacı: Yani burada genel itibariyle sorduğumuzda çalışabileceğimiz gençlerimiz veya çalışabilir nüfusumuz genellikle merkeze gidiyor orda çalışıyor bir markette veya herhangi bir iş yeri herhangi bir kuruluş çocuğu işe koyacağımız bir yer yok diyorlar. Kadınlarda böyle ev işi kayısı patik çıkarma mesela onu belirtiyorlar kadınlarında yapabileceği hani böyle her ortama giremeyecekleri kendi evleri içerisinde çalışabilecekleri iş imkanlarının olmasını istiyorlar.

(Belediye Başkanı tekrar konuşuyor)

Evet onu belirtiyorlar. Mesela bir otel açmamız halinde bir kaç evde bu konuşma geçti mesela dediler ki otel olması halinde sizin genç çocuğunuzun genç iki tane erkek çocuğu vardı burada çalıştırır mısınız merkezde de asgari ücretle çalışıyor zaten burada iş olursa en azından oğlum  git gel işi yapmaz burada çalışır gözümüzün önünde olur en azından öğlen yemeğine ev gelir gibi ifadeler  kullandılar yani.

Harput’un geçmişi hakkında yeterli bilgiye sahip misiniz diye bir soru sorduk. Burada 7 kişinin yeteri kadar bilgiye sahip olduğunu 23 kişinin yeteri  kadar bilgiye sahip olmadığını 9 kişinin de kısmen yeteri kadar bilgiye sahip olduğunu belirtmişlerdir. Burada zaten Harput’a gelen kişiler 25-30 yıllık, bizim göç sorularımızda var sosyal analizlerde tespit ettiğimiz kadarıyla. Zaten 25-30 yıl öncesinde Harput’a göçmüş insanlar o yüzden bu konuda yeteri kadar bilgiye sahip olmadıklarını düşünenler bulunmakta. Harput’un şu anki mimari dokusu şu anki haliyle gelenekselin ne modernizenin bir arada bulunduğunu belirttik. Şu an ki halini beğenip beğenmemelerini sorduk. Şu anki hali mimari yapısını beğendiğini söyleyen 34 kişi beğenmediğini söyleyen 25 kişi bulunmaktadır. Beğenmediğini söyleyen kişilere de sebebini sorduk onu da Hatice arkadaşım size aktaracak.

2.konuşmacı:

Adım Hatice Özeren Elazığ Valiliği Sosyal Yardımlaşma Vakfı’nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma inceleme görevlisiyim. Harput’un mimari dokusun beğenmeyen 25 kişi vardı. Biz bunlara nedeni sorduk bunlar 3 faktör üzerinde zaten duruyorduk doğal faktörler, beşeri faktörler ve devlet sektörüyle olan faktörler, fiziki çevre şartlarını söyleyen yani yağmur sel bu sebeplerle mimari dokunun tahribe uğradığını söyleyen 5 kişi vardı. Bunlar genelde evlerden biz evleri boşaltmak zorunda kalıyorduk. Zaten boşaltmaya kalkışılan evlerde yıkılmaya yüz tutmuş evlerdi. Bu sebebi dile getirdiler yine beşeri faktörler buraya piknik amacıyla gelen insanların çevreyi kirlettiklerini sprey boyalarla kalenin içine yazı yazdıklarını bunların kötü göründüğünü hem tarihi eserlere zarar verdiğini söyledi insanlarımız. İnsanların tahrip ettiğini söyleyen 21 hanemiz vardı. Ayrıca devlet eliyle de buradaki tarihi dokunun da zedelendiğin söylediler. Biz burada kendimiz de şahit olduk. Diyelim yol yapım çalışması yapılmış kaldırımlar yüksekte kalmış evin girişi aşağıda kalmış zaten eğimli bir yapı olduğu için selin yağmur sularının eve girdiğini söylemiştiler bize. Bunu bize gösterdiler hani bir şey de yapamıyoruz dediler tarihi eser olduğu için. Bunu söyleyen 25 kişide devlet eliyle tahribata uğradığını söyledi. Diğer sorumuzda Harput’ta yaşamaktan memnun musunuz burada yasayan 47 kişi Harput’ta yaşamaktan tamamen memnunum dedi. Burada bir yığılma bizim dikkatimizi çekti. çok fazla olumsuz koşulları dile getiriyorlar devlet eliyle oraya gittiğimiz için sorunlarını sürekli olarak dile getiriyorlar yalnız burada yaşamaktan memnun musunuz diye sorduğumuzda biz burada memnun değilim diyecek kişinin çok fazla olacağını beklerken tam tersi aksi bir durum dikkatimizi çekti. Memnunuz dediler aslında birkaç soru yönelttiğimizde insanların 25-30 yıl arası çevre illerden özellikle Tunceli’den buraya göçle gelen insanlar çoğunluktaydı bunlar zaten buraya sonradan gelen insanlar sanki  bir çalışma yapıldığında evsiz kalacaklarmış başka yere gönderilmek zorunda olacaklarmış  gibi bir zihniyetleri var. Hani biz hiç bir şekilde öyle bir şey olacaktır ya da olamayacaktır gibisinden bir açıklama yapmadık 47 kişi iz burada yaşamaktan memnunuz bize dokunulmasını istemiyoruz ama herhangi bir çalışma yapılması halinde de bunu tamamen olumlu karşılıyor yani burada bir zıtlık bizim dikkatimizi çekti yani.11 kişide Harput’ta yaşamaktan kısmen memnunum diyenler yine Harput’ta yaşamaktan memnun olmadığını belirtense sadece 1 haneye rastladık yine imkânların sağlanması halinde başka bir yerleşim yerinde yaşamak ister misiniz diye bir soru sorduk kendilerine 36 kişide başka bir yere yerleşmek isterim dedi. Yani evlerini bırakıp başka bir yere gitmeyi de kabul etmeleri şeklinde biz bu iki soruyu da arka arkaya sorduk insanlara öndekine olumlu cevap verenin arkadakine de olumsuz cevap vermesi lazım 1.de olumluyken 2.de olumsuzda bir yığılma vardı. Yine 14 kişi de gitmeyi kısmen kabul edenler.9 kişide gitmeyi kesinlikle kabul etmeyenler. Diğer bir sorumuzda olası şartlar sağlansa Harput’un geçmişini yaşatan mekânlarda yaşanma bulunma isteme durumlarını sormuştuk. İnsanlar burada farklılığa gelişime değişime açıklar. Değişimi kabul ediyorlar kesinlikle Harput’a yatırım yapılmasını buraya sadece yerli turistlerin değil dıştan da gelinmesini tanınmasını istiyorlar. Bunu olumlu karşılıyorlar kendileri burada 46 tane hanemiz Harput’a yatırım yapılmasın tamamen katılıyorum demiş. Özellikle geçmiş tarihi özellikle istiyorlar modern yapıların buraya yapılmasını çok katlı binaların bunları kesinlikle istemiyorlar. Geçmiş tamamen geçmişi yansıtan yapıları istiyorlar. Görüşler bu yöndeydi otantik bir yapının olmasını istiyorlar Harput’ta. 8 kişi buraya kısmen cevabını verdi yine. 5 kişide hiç katılmıyorum yine yüzde olarak çoğunluk gördüğümüz gibi tamamen katılıyorum kısmında.

Diğer sorumuzda Harput’ta yapılacak olan çalışmaların şu anki mimari dokunun dikkate alınarak yapılmasını mı istiyorsunuz dedik bura aslında insanlar Harput’un ilk yerleşim yerindeki olan nasıl diyelim hem kullanılacak malzemeler olarak hem şu an kerpiç var taş var tuğla var farklı farklı mimari dokuların bulunduğunu bir karmaşıklık olduğunu söylüyorlar eskiyi derken de neyi kastettiğimizi sordular bize. Kerpiç mi yoksa daha önceki taş evler mi? İnsanların kafasında da bu konuda bir karmaşıklık var neye göre yapılacak bunlar diye. Şu anki mimari yapının dikkate alınmasını isteyen 4 kişi yani diğer sorumuza paralel giriyor insanlar eskiyi istiyorlar. Yani 34 kişi kısmen katılıyorum 21 kişide hiç katılmıyorum demiş bu sorumuza. Diğer bir sorumuzda Harput’ta ikamet etmeniz Elazığ merkezde sosyal olarak dışlanıp dışlanmamanıza neden olup olmadığı. Hani biliyoruz ki Harput’ta Elazığ’ın diğer mahalleleri gibi merkez bir mahalle oradaki imkânların şartların hepsinin burada da olmasını istiyorlar özellikle sosyal faktörlere ulaşmakta insanlar sıkıntılar çekiyorlar yani Harput şu görünen merkezi kısmından ibaret değil etrafında etek kısmında özellikle küme evleri var biz o evlerdeki insanlara ulaşırken bile araçla çok sıkıntı yaşadık onlarda buraya çok aracın gelmediğini özellikle ulaşımda çok sıkıntı yaşadıklarını söylediler hastalarının ve ya bir ölülerinin olduğunda onları Elazığ merkeze götürdüklerinde en az yarım saatlerinin gittiklerini söylüyorlar. Eğitimde mesela gittiğimiz evlerde burada Elazığ’da Fırat Üniversitesi’ne yemeğe gidip geleni duyduk bu da yine maddi imkânsızlık yüzünden. Özellikle kışın buranın ölü bir yerleşim yeri olduğunu söylüyorlar yani sadece yazın Elazığ hatırlanıyor kışın burası Harput ölü bir halde. Isınma alanında da buraya doğalgazın gelmesini istiyorlar. Bunu sizlere iletmemizi söylediler. Ayrıca sosyokültürel faaliyetlerin çok kısıtlı olduğunu yine sadece özellikle ramazan aylarında bir şeyler yapılır burada onun haricinde bir şeyler yapılmaz. Sadece piknik alanlarına insanlar haftada 1 ayda 1 gelirler pikniklerini yapar giderler Harput bundan ibarettir insanların gözünde bunu söylüyorlar. Ayrıca alışveriş merkezleri yönünden çok sıkıntı çektiklerini herhangi bir istekleri ihtiyaçları olduğunda merkeze gitmek zorunda kaldıklarını söylüyorlardı. Yani yine burada kendilerini dışlanmış olarak hissettiklerini görüyoruz.

1.konuşmacı:

Harput’ta yapılacak olan turizm faaliyetlerinin Harput’un sosyal ve tarihi yapısını bozup bozmayacağını sorduk vatandaşlarımıza tarihi yapısını bozmayacağını söyleyen 39 kişi kısmen bozacağını söyleyen 14 kişi bozacağını söyleyen 6 kişi vardı. Harput’ta yaşayan insanlar turizmin gelişmesini buraya turistlerin gelmesini ekonominin canlanmasını olumlu bakmaktadırlar genel itibariyle Harput’ta sosyokültürel ekonomik alanda yatırım yapılmasını olumlu karşılayıp karşılamadıklarını sorduk vatandaşlarımıza. Burada da olumlu karşılayan 55 kişi kısmen olumlu karşılayan 4 kişi bulunmaktadır. Yatırım yapılmasını olumsuz karşılayan vatandaşımız bulunmamaktadır.

Yatırımı iş imkânı olarak düşünüyor vatandaşımız genel ihtimalle. Mesela lokanta açılmak yerine vatandaşın tabir ettiği şeyler dışarıdan gelecek insanları düşünerek yatırımda bulunmaktadır diyor burada yaşayan insanı odak alan yatırımlar yapılmaktadır diyor buraya açılan lokantanın yerli halka herhangi bir faydası bulunmamaktadır diyor yatırım olarak genel olarak bizle konuşurken duydukları şeyler mesela bir alışveriş yeri esnafın bir arada bulunacağı bir tuhafiye iğne iplik alabileceği herhangi bir şeyin farklı alanlarda yeme içme olarak olmayan yerlerin kurulacağını düşünüyorlar ve burada yatırım olarak düşündükleri açıklama kısmında da belirttik genellikle yatırım derken iş imkânı düşünüyor vatandaşımız vatandaşımızdaki algısı bu. Mesela burası turistlik olarak gelişirse burada otel açılır otel açılırsa oraya işçi gerekir. İşçi gerekirse öncelikle benim oğlum başvurur mantığıyla düşünüyorlar o yüzden olası bir yatırım yapılmamasını olumsuz karşılarsak olurda bunlar valilikten geliyor biz söylersek sıkıntı olur gibisinden olumlu konuşmaya çalışıyorlardı açıkçası.

Harput’ta yapılacak yatırımların yapılması Harput’u cazibe merkezi haline getireceğine inanıyor musunuz diye sorduk. İnandığını belirten 53 kişi kısmen inandığını söyleyen 1kişi hiç inanmayan 5 kişi bulunmaktadır. Cazibe merkezi olacağına inanmayan kişiler gerçek anlamda sonuna kadar sürdürülen hiçbir yatırımın yapılmadığını belirttiler yatırımların genelde yarıda kesildiği yapılan çalışmaların genellikle ortada bırakıldığı tamamlanmış çalışmaların olmadığını belirttiler

VALİ: PEKİ YAPILACAK YATIRIMLAR BU YATIRIMLARIN İÇİNDE NEOLDUĞUNU BİLİYOR  MU İNSANLAR?

Konuşmacı: Yani oradaki yatırımlar olarak turizm faaliyetlerini cazibe merkezi olarak sorduk biz o yüzden otel ve iş imkanı alışveriş  merkezi bu mantıkla düşünüyorlar.

Bunun yanı sıra Harput’ta cazibe merkezi olacağına inanan vatandaşlarımızın da yapılacak yatırımların özellikle belirtiyorlar sonuna kadar olacak mı bu sefer sonuna kadar devam eder mi ki şeklinde bir ön yargıları da mevcut yanı.

2.konuşmacı:

Diğer sorumuzda Harput’a yaşayan halk arasında bir din mezhep alanında bir çatışma dışlanma var mı yok mu biz bunu da bir soralım dedik.

Geçmişte yaşayan halk arasında bu tür çatışmaların olduğu insanlar tarafından dile getiriliyordu. Burayı evini barkını terk etmek zorunda kalan insanların olduğu biliyoruz biz dediler. Yani şu an yaşayan halk arasında bir çatışmanın olup olmadığını da soralım biz kendilerine dedik. 48 kişi tamamen kendi aramızda bir uyumluluk var hiçbir şekilde bir sorun yaşamıyoruz biz halk olarak tamamen din anlamında da bir hoşgörü var. Biliyoruz ki mezhep anlamında da burada farklı mezheplerden olan insanlar var. Harput evliyalar şehri olarak da bilinmekte yani türbelerin kuran kursunun bunların kendilerini rahatsız edip etmediklerini de sorduk. Diyelim ki evliyalar şehri olarak bilinecek bu anlamda türbeleri ziyaret edecekler bunlar sizi rahatsız eder mi diye sorduk kesinlikle buna karşı değiller yani 48 kişi tamamen katılıyorum 5 kişi kısmen 6 kişi de hiç katılmıyorum dedi

VALİ: SON 6 KİŞİYLE GENEL OLARAK GÖRÜŞTÜNÜZ MÜ? NİYE BÖYLE DÜŞÜNÜYORLAR

2.konuşmacı: genelde bunlar yaşlı dediğimiz kesim. Harput’ta bulunan bayağı bir yıl önce diyelim geçmişte Ermenilerle Müslümanlar arasında bir çatışma olduğunu bu çatışmanın halen daha izlerini sürdüğünü evini barkını terk eden insanların buraya geldiğini kulaktan dolma bilgilerle insana biraz da hoşnutsuzluklar var halen daha bu çatışmanın etkisinin devam ettiği şeklinde bir olumsuz düşünceleri var yani.

VALİ:  YANİ BİR TEDİRGİNLİK Mİ YAŞIYORLAR?

Konuşmacı: Tedirginlik demeyelim sadece izlenimleri var aslında biz insana direk hangi dine mezhupsun diye sorduğumuzda belki de o çatışmayı yaşayan yakınları bulunan kişilerde izlenimlerinin devam ettiğini söyleyebiliriz. yaşlı kesim bu sorumuza olumsuz yanıt verdi. Ondan sonraki nesilde böyle bir sorun yok zaten dediğimiz gibi 48 tane hane bu soruyu olumlu şekilde cevaplamış.

MİLLETVEKİLİ:

BU SORUYLA İLGİLİ 6 KİŞİ SORUDAKİ HALKIYLA BÖYLE Bİ CEVAP VERMİŞ OLABİLİR Mİİ YANİ HALİHATIRDA YAŞANTIYA OLUMSUZ YANSIMALARI VAR MI DEYİP YAŞANDIMI ŞEKLİNDE SORUYOSUNUZ YA SORUYA DA BÖYLE CEVAP VERMİŞ OLABİLİRLER Mİ?

KONUŞMACI: ASLINDA SORU GEÇMİŞE YÖNELİK DEĞİL ŞU AN KİMEVCUT DURUMU SORDUK BİZ. Şu an ki mevcut durumda herhangi bir çatışma dışlanma var mı? Kendinizi halen daha Harput’a bağlı hissediyor musunuz hissetmiyor musunuz şeklinde yönelttik bu soruyu.

VALİ: BUNU DAHA ÇOK BAŞKA YERLERDEN GELİP YERLEŞENLER İÇİN Mİ SORDUNUZ. BU 6 KİŞİ ONLARDAN DEĞİL AMA

Konuşmacı: Evet burada yerli olanlar.

VALİ: PEKİ DIŞARDAN GELİP YERLEŞENLER İÇİN HERHANGİ BİR DIŞLANMAYA MARUZ KALMADIKLARINI SÖYLÜYORLAR DEĞİL Mİ?

Konuşmacı: Evet herhangi bir dışlanmaya maruz kalmıyorlar

Diğer sorumuzda Harput’ta cami türbe kuran kursu veya kilisenin hani burada kilise olduğunda diyelim Müslüman çoğunlukta yaşayan bir ülkeyiz kiliseye ziyarete gelecekler ayin yapacaklar bu sizi rahatsız edecek mi diye sorduk. Bu soruda diğer soruya nazaran 51 kişi olumlu yanıt verdi. Hiç bir şekilde bizi rahatsız etmiyor burası cazibe merkezi olarak yapılacaksa her türlü yatırıma gelişmişliğe açığız diyorlar. Burada da olumsuz karşılayan yok hatta hiç katılmıyorum kısmı boş yani olumsuz cevap veren kimse olmadı yani.

Diğer sorumuzda Harput’un hangi yön veya yönleriyle öne çıkmasını istersiniz dedik.

Bunda biz Harput’un mutfağını ele aldık, evliyalar diyarı olarak tarihi arkeolojisiyle, çok dinli yapısıyla, yerleşim yeri olarak kalması, ilim merkezi olması veya hepsi ya da hiçbiri şıklarını koyduk. İnsanlarımız burada bir veya birden fazla şıkkı seçme hakları vardı, Çoğunluk olarak evliyalar diyarı olarak bu şekilde tanıtılmasını istiyorlar bu yönüne ağırlık verilmesini istiyorlar daha sonra tarihi ve arkeoloji yapısıyla sonraki şıkkımızda da 22 kişi hepsi demiş.

Ayrıca son bir sorumuzda da Harput’u nasıl hayal ediyorsunuz Harput’un size göre eksik yönleri nelerdir? Biz insanlara böyle açık uçlu bir soru yönelttik burada aslında bizim değinmediğimiz üzerinde durmadığımız ya da aslında insanları kısıtladığımız belli bir alana bir çerçeve çizdiğimizi düşündük burada da açık uçlu bir soru soralım da insanlar bizden ne istiyor diye bir öğrenelim dedik. Bu çalışmalar da bittikten sonra keşke bunu yapmasaydık ve ya keşke şunu yapsaydık dememek için bu soruyu yönlendirdik çünkü insanların biz ayaklarına giderek bu soruyu sorduk o insanları buraya getirme imkanımız olamayacak yalnız onların düşüncelerini biz buraya aktarabileceğimiz için burada kısıtlama yapmadan tamamen ne istiyorsunuz biz böyle bir soru sorduk.59 hanenin ilk ağızdan cevapları bizde mevcut size şöyle aktarayım; yani yolların yapılması özellikle kış aylarında ulaşımın zor olması bir gerçektir belediye ve valilikten yolların yapılmasını ve evlerimize dokunulmamasını talep ediyoruz.

Kurs veya iş olması halinde faydam olacak işler yapmak isterim ayrıca sadece yemek içmek gezip görmekle de Harput sevilmez emek gereklidir demiş. Bunu söyleyende 67 yaşında bir vatandaşımız

Sokakların yapılmasından dolayı evlerin aşağıda kalması evleri su bastığı beyan edilmiştir sokak lambalarının elektrik parasının kendilerine kesildiğini beyan edilmiş. Nöbetçi hekimin olmadığı ambulans olmadığından dolayı zorluk çektiklerini beyan etmişlerdir. Önceden Harput merkezde postane olduğunu fakat daha sonra kaldırıldığını fatura ödemek için merkeze gidildiğini bundan dolayı da zorluk ve sıkıntı yaşadıklarını insanlar söylemişler. Sürekli Harput’ta lokanta yapıldığını bunun yerli halka faydası olmadığını faydalı şeyler yapılmasını istediklerini söylemişlerdir ve bankamatik yapılmasını beyan etmişlerdir.

diğer bir vatandaşımızda Harput Elazığ’ın simgesi olmalıdır idarecilerimiz yöneticilerimiz bir şeyler yapmaya çalışırken var olan tarihi dokusunu bozmamalıdır. İnsanların evlerini elinden alıpta sadece turizm amaçlı yerleşim yeri haline getirilmemeli burada yaşayan çoğu vatandaş göç ettirilmek zorunda bırakıldı, insanlar göç etmek zorunda bırakılmamalıdır buradaki evler eski mimari yapıya göre inşa edilmeli Harput’ta yapılan her yeni inşaat tamamen geçmişe özgü olmalı yeni teknolojiyle eski inşa edilmeli yıkılmaya yüz tutmuş yerler yeniden inşa edilmeli doğalgaz getirilmeli marketler açılmalı hayat gençlerinde yaşayacağı hale gelmeli alışveriş veya iş için gençler merkeze gitmek zorunda kalmamalıdır. Gençler geçmiş tarih hakkında bilgilendirilmeli tarihi arkeoloji hakkında rehberler yetiştirilmeli bilgiler sadece yaşlılarda saklı kalmamalı.

1.konuşmacı:

Bunlara ek olarak yapılan kazılarda tel örgü ile etrafın çevrilmesi ve güzelliklerin bozulmaması için kazılara izin verilmemesini istiyor vatandaşımızın. Yapılan çeşmelerin suyunun bulunması parkelerin yeniden yerdeki kaldırım taşlarının tarihi olarak yapılarak şekillenmesi camilere özenle bakılması kalenin turizm şeklinde yapılıp güzel şekillendirilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Birçok vatandaşımızda kalenin kapısının bulunmadığından dolayı altın aramaya giden vatandaşların orada sık sık kazı yaptığını belirtmişledir. Bunun yanı sıra kanalizasyon eksikliği var diyorlar bunun yanı sıra yollar tam yapılmalı çöp tenekeleri konulmalıdır. Doğalgazın gelmesini istiyoruz demişlerdir. Özellikle yaşlı kesimin burada çok fazla olmasından ötürü soba yakmakta sıkıntı çektiklerini belirtmişlerdir. buna ek olarak Ptt’nin kurulmasını istiyoruz eczanemiz yok alışveriş merkezi yapılmasını talep ediyoruz bunlara ek olarak hani buraya yansıtmadığımız ve bizdeki bilgilerde var olan işte Elazığ merkez mahalle olmasına rağmen Harput’un neden hala jandarmayla korunduğunu soruyorlardı hep Fethi Ahmet babanın oraya devreye gittiklerinde öbür tarafta sıkıntı yaşandığını odan buraya gelene kadar kendilerini güvenlik anlamında iyi hissetmediklerini kış aylarında güvenli hissetmediklerini yaz aylarında zaten çok kalabalık olduğunu belirtmişlerdir. bir çok evin yakınına kadar sokulan mezarlıkların evlerdeki yaşlılar artık alışmış ancak genç insanların orda ürktüğünü hani mezarlıklara yakın bulunan evlerde sıkıntı yaşadıklarını belirtiyorlar özellikle bizim burada yaptığımız çalışmalardan evlerini terk etmek zorunda kalacaklarına inanıyorlar. Evin dışını istedikleri gibi devlet nasıl istiyorsa restore ederiz yan tarafta yıkık birkaç yeri gösterdiler isterlerse burayı yıkarız ama bizde yılların emeği var biz evimizden çıkmak istemiyoruz şeklinde bi çok vatandaşta böyle bir tedirginlik ve eksik bilgi var olduğunu fark ettik. Ve bu şekilde bilgilerini bize aktardılar. Dinlediğiniz için teşekkür ederiz.

VALİ: Teşekkür ediyorum arkadaşlar bunlar aslında ön bulgular olarak doğrusu daha çok analize sonuçta vatandaşlarımızın bizden neler beklediklerinin somut hale dönüştürmemize ihtiyaç vardır. Belki bunları burada tartışıp ne oldukları konusunda fikir birliğine varabiliriz ama daha çok bilimsel metotlarla da daha iyi yapabiliriz diye düşünüyorum. Şimdi dün ki konuşmalarımız ve ayrıca cevaplarını aradığımız sorular sormuştuk bundan sonra o sorular ışığında tekrar söz almak isteyen daha önce söz almayanlardan başlayarak belki söz almak isteyen arkadaşlarımıza söz vererek devam edelim. Buyurun hocam.

(söz almak isteyen birine mikrofon veriliyor fakat 30.dakika 19.saniyeden 30.dakika 40.saniyeye kadar mikrofonda ses yok. Haliyle anlaşılmıyor.30.dakika 40.saniyeden sonrası aşağıda yazılı)

… Sayın belediye başkanımız diğer kıymetli haziruna teşekkür ediyorum. Şimdi bundan yıllarca önce bir gazetede okumuştum bu aslında Harput’la Moskova’nın kaderinin kesiştiği anlamına geliyor. Mevtan Selim’di Moskova’ya gidiyor ve döndüğünde hatıralarını anlatıyor diyor ki Moskova’ya gittik diyor bizi çok büyük bir alana aldılar Moskova’nın hali hazırdaki halini maketlerle inşa etmişler diyor mesela bir renk kırmızı renk diyelim 2050 yılında Moskova’nın alacağı şeklide mavi binalarla inşa etmişler. Aynı anda diyor biz Moskova’nın 1800 yılından 2050 yılına kadar olan halini götürüyoruz. Ben bunu ilk okuduktan sonra gönlümde hayalimde bir şey canlandı. Dedim ki öyle bir şey yapalım ki Harput’un hali hazırdaki maketini inşa edelim Harput’un 2044 yılındaki maketi ki en zoru o onu inşa edelim birde 1914 yılındaki maketini inşa edelim ben buradan içeri girer girmez dedim valla 3’te 1‘i bitmiş bu işin bugünün maketini gördükten sonra fevkalade memnun oldum. Şimdi gerçekten artık teknoloji o kadar güzel bir hal almış ki 3D teknolojisiyle biz mesela 1914 yılındaki Harput’ta gezebiliyoruz. Dün bu 3D teknolojisiyle bir takım çalışmalar yapıldı. Sayın belediye başkanımızın ağzından duydum bu fevkalade güzel bir hadisedir. Burada bu kadar insanın Harput’un dünü bugünü ve yarını için toplanması fevkalade güzel bir hadisedir. Biz aslında burada toplanmış olmakla insanların fikirlerini beyan etmiş olmakla ham materyallerimizi buraya koyuyoruz bu materyaller işlendiği zaman fevkalade bir hal alacaktır. Yalnız biraz evvel arkadaşlarımız bir sunum yaptılar tanımlayıcı bir araştırma yapmışlar onlara şunu söylemek istiyorum herhangi bir araştırma tanımlayıcı bir araştırmanın istatistikî olarak anlam kazanabilmesi için salt rakamları üzerinde değil de yüzdeler üzerinde tablolar üzerinde yapılması lazım. bu yüzden biz üniversite olarak onlara bu konuda yardımcı olabiliriz çünkü uluslararası bir sunumu İngilizce yayınlarsanız hiçbir kıymeti olmaz. Çünkü tanımlayıcı bir araştırmanın istatistik metotlarla olması lazım. Tabiatıyla bu toplantının fevkalade olacağına inanıyoruz. Bizim nihai hedefimiz 1914 yılında Harput’un pafta sistemi üzerinde maketini yapmak. Bunu nasıl yapabiliriz Elazığ’da eski fotoğraflar üzerinde ustalaşmış bir arkadaşımız Recep Bağcı diye bir arkadaşımız var bir de fotoğraflar üzerinden maket yapacak İsmail Aytaç gibi Yaşar Sabri şanlı gibi çok kıymetli arkadaşlarımız var 1914 yılının maketini çıkarmalıyız pafta sistemi üzerine sayın valimizin Dobrovki’yi örnek göstermesi fevkalade bir hadise Dobrovki’de 1 cm bile kaymadan eski şehir yeniden inşa edilmiş. Hırvatistan’da bende oranın Polan şehrini gördüm. Hırvatlar turizmden çok büyük para kazanıyorlar Harput’ta inşallah böyle olacak bunu bir başlangıç olacaktır şimdi gelelim şimdiki haline Harput’ta hayatın pratiği olarak ben tavsiye ediyorum çok güzel bir web sayfası hazırlamalıyız ve o sayfada an itibariyle Harput’un farklı yörelerini bir takım kameralar koymalıyız İngiltere’de bulunan bir Harputlu hele kaleyi seyredeyim ne var ne yok tek tuşla tek tuşla buna ulaşabilmeli.  Harput’un maketini yerleştirmeliyiz 3D teknolojisiyle insanlar Harput’un bugün ki halini dün ki halini ve inşallah gelecekteki halini izleyebilmeliler şimdi gelecekteki halinin maketini inşa ettiğimiz zaman karımız ne olacak? Şimdi vaktinizi almıyorsam şimdi ben bundan yıllar önce Elazığ zirvesi toplantısının genel sekreter yardımcısıydım. Gittik Akgün otelde bütün İstanbul’un Elazığlı zenginleriyle oturduk 7-8 sene önce oradaki zenginler rahmetli Talat AKGÜN de sağdı. Rahmetliyle beraber oturuyoruz düşündük Elazığlı olup da İstanbul’da bulunan zengin iş adamları adeta yalvardılar öncelikle belediye başkanına yalvardılar dediler ki yasa acil istimlâk yetkisini size vermiş Harput’ta dediler pafta hesaplı sadece fotoğrafı olan eski eserleri eski evleri binalarını istimlâk edin bize verin fotoğraflarını verin birebir aynısını yapıp size teslim edelim bunun için de rahmetli Talat Akgün’ü vekil tayin ediyoruz dediler. Talat Akgün geldi buda senelerce yalvardı bürokrasiden nefret etti bir sonuç alamadı bana Ozan hoca ben ölmek üzereyim bir daha bu işe bulaşmayalım bürokrasiyi aşamıyoruz şimdi Harput’un 2044 yılında alacağı şekli biz maket haline koyduk ve pafta sistemiyle yapılması gereken şeyleri de orda maket halinde yerleştirdik Nevbal diyor ki mesela siz Moskova’nın 30 kilometre dışında bir arsa aldınız kafanıza göre bir şey yapamazsınız orda inşa edeceğiniz bir binanın şekli rengi makette belli. diyelim ki  ben İstanbul’da yaşayan Elazığlı zengin bir iş adamıyım ben geleceğim  sayın valimle belediye başkanımla maketin başında duracağım diyeceğim ki kardeşim benim gücüm  şurda bu binayı yapmaya yetiyor si bana bürokratik olarak her türlü kolaylığı sağlayın ve ne yapmam gerektiğini bana projeyle verin ben yapıp size teslim edeyim bu şekilde inşallah Harput inanılmaz bir zaman diliminde inanılmaz bir hızla kalkınacaktır. Ben buna inanıyorum koruma amaçlı imar planının tadilatını sağ olsun Mithat Bey arz etti. Onu mutlaka düzenli bir şekilde alması lazım bu toplantıda başlayarak Harput için yazılacak söylenecek ifade edilecek her şey hususun bir kitap haline getirilmesi lazım bu toplantıda konuşulanların hepsi öncelikle kaydedilecek daha sonra da şöyle arz edeyim bu toplantıdan sonra kime ne düşüyorsa onlarda başlık halinde verilecek mesela sayın vekillerimiz konuştu Şuay hocam konuştu ben toplantının sonunda hülasa velkelâm vekillerimiz Ankara’da açıkça burada ortaya çıkmış hadiselerin işlemlerin takibini yapacaktır. Futboldan bu salonda anlayacak en son kişi benim ama futboldan örnek vereyim yani arkadaki adamlar bir takım şeyler hazırlıyorlar koşturuyorlar en son ilerideki adamlara topu atıyorlar onlarda gol atıyorlar şimdi biz buradaki çalışmalarımızla Ankara cephesine topu göndereceğiz inşallah vekillerimiz orda gol atacaklar bunun yanında burada konuşulanlardan belediye başkanlığına ne düşüyorsa onu da başlık altında zikredeceğiz. Bu toplantıların inşallah temennimiz olur senede bir defa yapılmasında fayda var ve o senede bir yapılan toplantıda geçen sene ne karar almıştık bu sene ne kadar gerçekleşti diye bir sual sormak ve takibini yapmak durumundayız. Mesela rektörlük yapacaktır burada çok güzel bir şey konuşuldu müzenin Harput’a alınması dünyanın her yerinde bir genel kaide vardır eserler bulundukları yerde sergilenirler. Harput 4000 bin yıllık tarihi olan bir merkez medeniyetin kültürü simgesi olmuş bu müzenin yaşayan bir müze olarak yaşayan bir mekan olarak Harput’ta sergilenmesi esastır hatta biz zaman zaman İngiltere’yi mahkemeye veriyoruz Truva ile ilgili şu şeyin burada sergilenmesi esastır. İngiltere de uluslararası kurallara göre olabilir diyor bize o tarihi eseri gönderiyor. O zaman bu müzenin Harput’ta sergilenmesi oranında mimarlık fakültesi olmasında fayda var işin cephesi olarak rektörlük üzerine düşeni yapacak kültür bakanlığı da  kendi üzerine düşenleri  yapacak bu nasıl olur burada konuşulanların tahlil ne tasnif edilerek neticeye bağlanmasıyla olur. biz an itibariyle devam ediyoruz örnek ev projeleriyle pafta esaslı makro ve kentsel tasarım projesi içinde benim bir arsam var gerçekten var izah edeyim arkadaşlarımız bilsinler hoca hamamı benim hamamımdı dedemin hamamıydı. Hoca hamamının orda bizim 60 yakın hissedarlar vardı ben de o hissedarlardan biriydim. Ben 10 senedir yalvardım yetkililere dedim ki kardeşim kanun yetkiyi size vermiş kesinlikle dedim hoca hamamını acil istimlâk yapınız vakıflar bölge müdürlüğü Malatya’ya devretmiş. Geçen Kanal Fırat’ta bir program yapıyordum. Malatya vakıflar müdürlüğü beni hemen telefonla aradı. Dedi hocam valla  iyi söylediniz ben 10 senedir bunu anlatamadım millete şimdi kanun yetkiyi belediyeye vermiş. istim lakla halledilmeyecek mesele yok mülkiyet sorununun burada ne kadar mesele olduğunu Mithat bey çok güzel ifade etti. Biz bunları hallederiz acil istim lakla. zaten mahkeme bir defa sürüyor karşı taraf hiçbir şey yapmasa hemen bitiyor Yargıtay’da gitmiyor çünkü herkesin bir metre arsası var bu   mesele rahatlıkla çözülebilir. Çözüldükten sonra mesela benim hamamın karşısında dedemin evinin arsası duruyor kentsel tasarım projesine uyuyorsa koruma amaçlı projeye uyuyorsa ben Mithat beye gidip bir örnek ev projesi almalıyım ve onu burada inşa etmeliyim.sayın valim vaktinizi almıyorum değil mi?

Vali: yo hayır dikkatle dinleyip aynı zamanda not alıyorum.

Konuşmacı: teşekkür ediyorum efendim. bunun dışında madem Harput’u koruma amaçlı plan yapılmış kentsel dönüşüm tasarımı yapılmış koruma amaçlı imar planı kentsel tasarım projelerinde anıtlar kurulu yol ulaşım buna benzer yapılacak şeyler için çok fazla problem çıkarmıyor. Sayın belediye başkanımız burada kendisine teşekkür ediyorum sosyal medyayı çok güzel kullanıyor ben kendisini hiç görmediğim halde zaman zaman haberleşiyoruz. Şimdi böyle olunca Harput ve çevresini 2044 yılına göre çünkü Harput’un çevresinde ana yaprak mahallesi var Göllü bağ mahallesi var Sugözü Mahallesi var oradan tahmin ediyorum buralarda arkadaşlarımız da vardır. Harput’un yaşayan mahalleleri olacak hatta bahçe şehirler olacak. Kayseri belediye başkanı kadim bir dostumdur. Kayseri’de hobi bahçeleri inşa etmiş bir emekli gidip oradan bir hobi bahçesi satın alıyor ve inanır mısınız orada inanılmaz bir hayat yaşıyor. Arkadaşlarını davet ediyor, iftar sofraları veriyor. Orada insanlar çeşitli meyveler ekiyor çeşitli sebzeler ekiyorlar oranın suları ulaşımı falan belediye tarafından karşılanıyor bizim ana yaprak su gözü göllü bağ gibi tarihi mahallelerimiz birer bahçe şehir olabilir. Bunlar Harput’un çevresinde olduğu için koruma planına yakın paftalar. Geçen hocamız fahriye hanım bahsetti sadece koruma amaçlı imar planı üzerinde çalışmakta bir şey ifade etmiyor mevcut komşu paftaları da dikkate almak zorundayız böyle olunca bilmiyorum bir teleferik projesi var mı sayın başkanım onun üzerinde durur mu bilmiyorum teleferik de yine koruma amaçlı imar projesine ters düşmeyecekse bir kültürel mirası olan tarihi kentin çevresini gezebilecek şekilde dizayn edebiliriz. Bizim tarihi kentler birliği var ve çekül vakfı var bu iki vakıf Türkiye’yi karış karış dizayn eden kuruluşlar. Metin Sözen hocama zaman zaman takışırım derim hocam siz akşam yatarken vallahi Kars’taki  ani harabelerini de düşünüyorsunuz, Kemaliye’deki evin sıvası ne oldu?Acaba sıvasını yaptılar mı diye de düşünüyorsunuz ilgisiz gibi görünür ama Çekül vakfı başkanı Metin Sözen kendisine terfi edilen bütün işleri detaylarına kadar inceler ve kendisini Harputlu sayar bizim için çok güzel bir hadisedir. Ondan azami derecede faydalanabiliriz. Hatta şundan da faydalanabiliriz şu anda Harput’ta bulunan mesela ben bu binayı gördüm bu bina çok fonksiyonel bir bina alt katlarını falanda gördüm bu binaya taş giydirme efendim çeşitli bitkisel dokularla kaybetme şeklinde bir takım işler uygulanabilir milli serveti de körü körüne heba etmeyelim yani onu da bir gündem maddesi olarak aklımıza alalım. Harput’a gelen insanlar Harput’un farklı özelliklerini ihtimal eden müzeleri gezmek isterler. Biz Harput’ta Harput eserleri müzesini inşa edebilmeliyiz şu karşıda çok güzel bir bina yapılmış orada Harput eserleri müzesini inşa edelim Harput’a gönül bağı olan insanlar eserlerini bağışlasınlar 5 adet orada ayıralım edebiyat kültür sanat bilim İslami eserler diye ben eğer saham buysa edebiyatsa gelip orada bir araştırma yapabileyim veya Harputlu meşhurlar müzesi yani bir Ahmet kabaklı eserleri Yakup Şevki Paşa’nın geride bıraktıklarını efendim mesela bir rivayet sadettin kaynak burada askerlik yapmış Harput’ta bir ev almış. Ki lokman ağabey daha iyi bilir. bilemiyorum ben öyle bir rivayet duydum. Yani Harput’tan geçen insanlar Cevat Fehmi Başkol Harput’a gelmiş olmasa bile Harput’ta 3 Amerikalı diye bir eser yazmış. Tabiatıyla Harput’a gönül bağı olan eserlerinde Harput’tan bahseden insanların eserlerinin sergilendiği hatıralarının sergilendiği bir müze olabilir yani Harput’ta müze kavramını biraz daha geliştirmeliyiz. Ve en önemlisi dün ifade edildi eğer biz mekanları yaşayan mekanlar haline getirmezsek kesinlikle biz kaybederiz.

Şefik Billur kültür evi bana sorarsanız bir milat çünkü niye bir sivil mimari çok güzel bir araştırmayla tabi ki  bilimsel bir metotla çok güzel bir eser  haline getirilmiş. Ve ben madem söz milattan açıldı bu toplantının da bir milat olduğuna inanıyorum. Çünkü şehrin üst yönetimi valimiz belediye başkanımız rektörümüz ETSO temsilcisi basın mensupları ve Harput’a gönül vermiş her insan buraya çağırılmış ben bu toplantının valisi sayın valimize teşekkür ediyorum.

Bayan konuşmacı: sayın valim sayın belediye başkanım sayın milletvekilim değerli katılımcılar. Dünden beri tüm katılımcılar kendi ilgi alanlarına göre konuştular kendi dertlerini dile getirdiler

Benim konum planlarla ilgili.

Bayanın konuşmasını vermiyorum çünkü sine vizyona bağlı kalarak anlatmış.

ELAZIĞ GAZETECİLER VE YAZARLAR DERNEĞİNDEN MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ

İzin verirseniz sizleri çok gerilere götüreyim sene 1967 şehir burnunda bir kadastro memuruyuz. Harput’un bütün köylerini geziyoruz. tarla tarla bağ bağ her gün yolumuz Harput’tan geçiyor. Yani  okuldan kaçıp Harput’a geldiğimiz günleri de saymazsak 50 yıldır Harput’un tozuyla toprağıyla haşır neşir olmuş bir kişiyim. Biz bugüne kadar Harput’ta hep şikayet eder olduk Harput’a mezarlıklar şehri dedik herkes yediden yetmişe Harput’un mezarlıklar şehri olmasından şikayet etti. Dün sayın belediye başkanı bu konu hakkında çok güzel şeyler söyledi dedi ki eğer biz bu çalıştayı cesur adımlarla devam ettiremezsek hiç bir  yere varamayız dedi. Aynen katılıyorum eğer biz Harput’u mezarlıklar şehri olmaktan kurtarmazsak ama nasıl onu da bir heyet tarafından onu da bir toplumsal bilimsel heyet tarafından görüşebilir in adamlarımız belediye başkanlarımız yetkili kişilerimiz bir araya gelir Harput’u mezarlıklar şehri olmaktan nasıl kurtulur projesini hayata geçiririler. Şayet bu olmazsa bir ceviz kabuğu içerisindeki Harput’u biz kabuğunu kırıp ta nasıl dışarıya çıkaracağız sayın valim? Ne yapacağız ki Harput’u ihya edelim yer yok batıya gidiyorsun mezarlık doğuya gidiyorsun mezarlık sağlık ocağının yanı mezarlık her tarafın yanında mezarlık.

VALİ: ÖZÜR DİLERİM. İHYADAN AMACINIZ NEDİR?

MEHMET ŞÜKRÜ BAŞ: yani genişletme ve gelişme

VALİ: YANİ GENİŞLEMEDE NÜFUSUN DAHA ÇOK YAŞAMASINI KASTEDİYORSUNUZ.

MEHMET BAŞ: EVET SAYIN VALİM ONU KASTEDİYORUM

Yani şimdi onun için evvelimizde bana göre yani tarih de şu sözlerime şahit olsun 30 sene evvel 40 sene evvel 50 sene sonraya bu benim söylediklerim meydana çıkacaktır, ihtiyaç duyulacaktır. Biz ne yaparsak yapalım dediğim gibi din adamlarının da içerisinde hazır bulunduğu bir kurultay tarafından kısmen de olsa biraz da olsa şu Harput’u mezarlıklar şehri olmaktan kurtarmamız gerekiyor. Benim dediğim gibi 1967 yılında bana şu Harput’ta bana ne gördünüz diye sorarsanız hiçbir şey görmedim hep geriye gittik. Sadece mezarlıklar bakımından ilerledik. Her tarafı mezarlık doldurduk. Parselledik mezar yeri sattık. İşte bu durumda Harput’u bu hale getirdi. Yani bilmiyorum sözümü taassup eden olur beğenen olur beğenmeyen olur bilmiyorum. Bu benim kişisel görüşümdür hepinizi saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Belediye başkanı: mezarlıklarla ilgili açıklama yapmak istiyorum 30 Marttan sonra Harput’ta büyük oranda defne müsaade etmiyoruz bunun bilinmesini istiyorum. Çok özel Harput’un arka taraflarındaki aile mezarları yerleri hariç Harput’ta defne müsaade etmiyoruz. Adım adımda Harput’u da bundan kurtarma çalışması içindeyiz. Çünkü mezarlıklar önemlidir elbette korunması sahiplenmesi gerekir ancak mezarlıkları öyle bir hale getirmeliyiz şehre bir katma değer katmalı, yok etmek farklı bir şey şehre katma değer katacak hale getirmek farklı bir şey. Yani o mezarlıklardaki bir kısım türbelerin ziyaret edilme oranı dâhil Harput’a bir değer katar ancak bütün bir alanı da mezarlık haline getirmekte Harput’un bütün değerini yok eder. Bu mantık içinde Harput’u korumamız lazım bir de mülkiye problemiyle ilgili şu an da belediye olarak bir kısım acele el koyma mahkemelerimiz davalarımız var. Bundan 58 tanesini de tamamladık. Yani bir taraftan üzerinde çalışmamızı başlattık inanıyorum Harput’ta bir iş yapmak istiyorsanız önce mülkiye problemini çözmemiz lazım. mülkiyet problemi çözülmeden Harput’ta iş yapmak mümkün değil. Bunu da öyle çözmek gerekir adil bir yapı içinde insanların da memnun olduğu bir yapı içinde çözmek lazım. Yani geldiler el koydular elimden aldılar beni mağdur ettiler mantığından ziyade herkesin memnun olduğu ve tamam benim de haklarım verildi ve tamam benim haklarım verilirken Harput korundu mantığını ele alacağımız şekilde mülkiye problemini inşallah çözeceğiz. Burada ben şahsen bir ana problemi şöyle görüyorum. Biz sadece Harput’ta değil belki Elazığ’ın merkezinde de problemleri hep ötelemişiz problemlerin üzerine gitmemişiz. Problem mi var at bir kenara dursun, problem mi var tamam ben karışmayayım mantığıyla hareket etmişiz hâlbuki bu doğru mantık değil ve şehri öldüren bir mantıktır. Biz hiçbir problemi ötelememeliyiz. Maliyeti de bedeli de ne olursa olsun o problemin çözümünde de sorun ne olursa olsun şehrin menfaatini şehrin çıkarlarını şehrin geleceğini öne almalıyız ve problemleri de adil bir şekilde çözmenin de mücadelesini vermeliyiz ki bu mücadeleyi vermeye başladık ve veriyoruz. Ancak tabi bu toplantı  2 gün devam eden bu toplantı şu ana kadar şahsen kendi adıma çok güzel teknik konularında konuşulduğu bir toplantı oldu . bu açıdan ben teşekkür ediyorum. Hem teknik olarak olayı anlattıklarından dolayı açık açık aldıklarından dolayı esasında bize de bir yol haritası çıkıyor yani hani en uzun yollar ilk adımla başlar. Yani burada konuşulan her cümleyi bende özellikle not alıyorum. Aynı zamanda bir başlangıç adımımızın başladığı nokta olacak ve inanıyorum yol haritası çıkardıktan sonra o yolda yürümek çok  daha kolay  olacak önemli olan yol haritasını belirlemektir. Teşekkür ediyorum.

Başka bir Konuşmacı: (ses sıkıntısı dolayısıyla konuşulanlar anlaşılmıyor.)

100 yıllık bir hastayı tedavi etmek için doktor çağırırsanız düşünürsünüz. vay başıma gelen der bu hasta ölürse ben ne yapacağım diye korkar belki hastayı tedavi etmekten vazgeçebilir. Harput 100 yılık bir hastadır ve bu hastayı iyileştirmek bizim elimizde ümit varız ümitli olacağız bir yerden başlayacağız belki ömrümüz yetmeyecek hayal ettiklerimizi görmeye ama gelecek nesiller hayırla yad edecekler. Bu Ömer Faruk beyin yaptırdığı toplantıda alınan kararların neticesidir diyecekler ve bir hademe hayret olacak amel defterimiz açık kalacaktır babam rahmetli yaşasaydı şu ada 119 yaşındaydı ben babamın son hanımının son çocuğu olmakla belki bu anlattıklarım size garip gelebilir ama 90 yaşına kadar ağabeyim var ondan çok şeyler dinledim. Abdest alması gereken gençlerin cebine para koyan âlimler gördüm evladım bu şekilde gezme günahtır derdi öyle insanların yattığı bir beldedir bu belde evliyalar yatağıdır evliyalar yatağı olduğu sürece düşman ayağı görmemiştir saygıdeğer valim endişe içindeyim belki bana ayılan süre içinde anlatabilmek istediklerimi anlatabilecek miyim diye ama dünden beri gösterdiğiniz sabra hayranım bana da bir müddet müsaade ederseniz diyeceklerimi bu toplantıda diyeyim sayın valim mezarlıklar şehri diyoruz ya aslında buraya mezarlıkları ziyaret eden hastalar gördüm. ruhen tedavi oluyorlardı ve bir prof. dr ruhiyatçı mezarlıkları ziyaret etmek aynen peygamber efendimizin öğütlediği gibi ahreti hatırlatan yaşarkenki içinde bulunduğu varlıkların kıymetini bildiren ben de bir gün buraya geleceğim diye düşünen ve doğru olan dürüst olan hayatına yöne veren insanlar gördüm ve  o ruhiyatçı diyordu ki inan eğer içinde bulunduğu ortamı  beğenmezse mutlaka bir kabristanı ziyaret etsin mutlaka orada hastalığının  %9 u şifa bulacaktır mezarlıkları yok etmeyelim sadece ağaçlandıralım benim anam rahmetli 2010 da ölüğü zaman vasiyet etti beyefendinin dediği gibi büyükçe bir aile mezarlığına sahibiz fatihin cülusunun 8.yılından gelen ailem 425 senedir buraya gömülmektedir. Ve benim mezarlığımın etrafı çevrilmediği için daha önceden sarıklı mezar taşlarımız gitti ve bir avukatın şöminesine süs taşı oldu. yazıktır günahtır sahip çıkalım bir insanın bedeni gibi onun kemikleri de kıymetlidir 3.sura üflendiğinde gömülüğü yerden kalkacak ve huzura gidecek eğer sen onun mezarının gömüldüğü yer onun malıdır vakfıdır oradan çıkarırsanız Allah o gün kıyamet günü hesap soracaktır çünkü oradan çıkacak toprak bir başkasını tuvaletine zemin olacaktır. Kimsenin hakkı yok çıkarmaya ya gömmeyeceksiniz ya da gömdükten sonra onun kabrini koruyacaksınız bu Allahın emri peygamberin gösterdiği yoldur. Saygıdeğer valim 150 tane çam diktim sırtımda su taşıyorum bir damla suyum yok bir tonluk depo götürdüm haftada bir dolduruyorum Harput’ta kış hacı efendi getirip dolduruyor traktörle ben de sırtımda onları suluyorum ümit ederim ki bütün mezarların sahiplerine emredilsin oralar ağaçlandırılsın. yeşil bir vadi görünür uzaklıktan sayın başkanımın dediği gibi Pierloti tepesinde olduğu gibi ama insanlar bugün orayı ziyaret ediyorlar ruhen sükun buluyorlar tedavi oluyorlar ben de gittiğim  zaman uzaktan gördüğüm de  ben de bir gün buraya geleceğim diyorum yanlış bir işin peşindeysem vazgeçiyorum bir kalıcı itfaiye bulundurulmalı aslında geçen  yıl evvelki yıl 15 yıllık çamlar yandı bizim kabristanın hemen karşısında biz oturup ağladık onlarda sırtıyla su taşımışlardı bir kalıcı itfaiye olmalı alo dediğin zaman ancak yarım r saatte yetişiyor itfaiye çok çalışkan ancak Harput dik bir yokuş çıkıncaya kadar itfaiyenin beli kırılıyor ve mevcut  ağaçlar yanıyor bugün fethi Ahmet yolunun sağını solunu ektikleri zaman burada çam olmaz diyorlardı ve ormanlık gibi  oldu ve otlar var altında biri sigara attığı zaman bir köfte pişirildiğinde bırakıp gidilen ateş korkarım ki o çamlığı otuz yıllık emeği yakacak. Dikkat etmemiz lazım yani Harput’u koruyalım derken mevcudu önce koruyalım ağacıyla koşuyla. Bir ağaç 45 tane insana oksijen sağlıyor. Elazığ’da hasta olan verem hastalarını Harput’a getirirlermiş bir hafta on gün burada yatırırlarmış o şifa bulurmuş alacağı o aldığı oksijenle. Arkadaşımız bugün ipek böcekçiliğinden bahsetti yapsak hangi ağacın yaprağını vereceğiz binlerce ağaç Ferokrom Tesisleri bugün hani enerjiyle çalışıyor fakat bundan önce bakır madeni ve Keban’daki kurşun madenini ateş yetiştirmek için dağları yaktılar. evliya çelebi seyahatnamesindeki Kömürhan’dan Harput’a kadar başımızdan güneş geçmedi öğle ağaçlıktı yakıldı ve simli kurşuna bakır madenin yakıt oldu.harput çok şükür onları geçti bu dağlar bize badem verir.dünyanın en stratejik meyvesi ekelim badem ekelim çam ekelim ve bize gelecekte sonsuza kadar çocuklarımıza oksijen sağlasın tabi sayın valim dün bize yönelttiğiniz 7 sorunun cevabına düşüncelerime geçmeden önce b ir iki probleme değinmek istiyorum. Harput’un imar sorunu nasıl çözülür? Hanım efendi saygı değerler çok güzel ifade ettiler önce mülkiye sorunu çözülmeli benim dedemden kalma 2 arsa 450 metre kare sadece 105 metre kalmış sordum yola gitti ortadan bitti buradan gitti en son 105 metre kaldı. Korkarım ki Harput’un en eski ailelerinden sayılırız biz sungur oğlundan300sene önce gelmişiz biz. Sungur oğlu da bende 1 metre kare arsasız böyle bakalım arsasız. Şuurlandırma da yapılacaksa bakkal da yapılacaksa dükkânı bir köşesinde beni ortak ediniz Harputlu alakamı kesmiyorum göbek bağımdır. İstimlak ederseniz ben ağlayarak çekip giderim, deli fethi nin evini istimlak ettiler günde 3 defa gelip orada ağlıyor. ———–hay evin yıkıla başkanım diyor evimi yıktın. Adam delidir, zavallıdır. Böyle olmamalı razı olmalı insan. Yoksa yaptığımız şeyler başımıza yıkılır.

Efendim dedim ya en önemli husus mevcut mezarda ağaçlandırma. Ağaçlandırılırsa, ağaçlar 15 metre çıkacak ve orada mezar görünmeyecek, güzel de bir tedavi merkezi olacak. Tekrar ediyorum bunu çok önemli diye. Sayın valim demiştik ki görüşeceğimiz konular arasında Harput ticari alan mı yapılmalı yoksa yaşanacak bir şehir mi olmalı? Bence hem ticaret yapılmalı hem yaşanacak yer olmalıdır. Zaten ticaret yapılmayan yer yaşanacak yer olmaktan çıkar. Harput’a çok paralı adamlar getirecek işler mi yapmalı yoksa sadece kültüre hizmet eden insanların geldiği bir yer mi olmalı? Ben eğer Harput yaşanacak bir yer haline getirirsem zaten benim kalem, sadece kalem, Harput kalesi buraya binlerce turistin gelmesini sağlar. Dün bilmediğim bir mevzuda bir söz ettim ki bilmediğim de şu; bu sene başına kadar Harput turizm mekânı olarak görülmüyordu turizm bakanlığının dökümünde fakat dün akşam bu toplantıdan sonra öğrendim ki Harput turizm merkezi olarak gösterilmiş ve tur birliklerine bindirilmiş. Ben buradan Elazığ turizm il müdürümüz tahin beye sonsuz teşekkür ediyorum. Onun da büyük çabaları olmuş. İyi ki varsın Tahsin Bey. Hanımefendinin de dediği gibi koruma imar planıyla şuurlandırma aynı anda yapılmalı, mülkiyet sorunu bir an önce çözülmeli. Bunu çözmeden de yapacağımız hiçbir şeyi yapamayız. Bir adım atamayız.

Sayın valim dün bir sualde de söyle diyordu; Harput araç trafiğine kapatılmalı mı yoksa böyle devam mı etmeli? Zaten araç trafiğini kapattığımız anda buraya ulaşımın başka bir şekilde çözümü lazım. Teleferik midir? Tren midir? Yoksa kuzey çevre yolu ile buraya ulaşım mıdır? Aksi halde buraya nasıl gelinecek hani dar kapıya geldiğimiz zaman güle güle mi denecek, ona yeraltı parklarıyla zaten bir çözüm bulamayız. Harput’un kayalık zeminini oymakta zor. Yeraltı parkı yapmak da imkânsızdır. Harput’taki mahalleleri eski hallerinde canlandıralım mı? Yoksa mevcut yapılara benzer yapılar mı yapalım? Demişti sayın valim. Bende yeni gelen fotoğraflar var Amerika’dan. Harput’un çok renkli çok güzel fotoğrafları… Fakat dış cephe ve çatılarını gösteriyor. İçinde ne var ne yok bilmiyoruz. Bugün bizim için ancak anlatılanlar ve benim çocukluğumdan yıkılmamış binaların içi var. Benim hayalimde. Bana sorarlarsa bu Harput evleri nasıldı 10 ayrı çeşidini tarif edebilirim ben. Ama Harput’u eski haline getirelim dersek yine bir hayalin içinde yüzeriz. Biz şefik gül kültür evi benzeri örnek evler yapabiliriz. Mesela diyelim ki 450 metre kare arsanın 105 metresi bana ait diğeri de kökçülere yazılmış. O da gelsin onun da benim de anamın adını verelim bir de ben evi terk edeyim yapılsın kültür evi olsun. biz para peşinde değiliz. Harput canlansın.

Harput yapıları modern mi olsun deniyordu yoksa eski yaşam stiline uygun mu olsun. Efendim turist yeni modern evi görmeye gelmiyor. Turist tahta kaşığı görmeye geliyor. Turist tahta sakal tarağını görmeye geliyor. Bizim yeni yapı ile buraları doldurmamız ileride birilerine getirim sağlamaktan öteye gitmez. Turist de gelmez. Ağaç olan yere kuş nasıl gelirse eski görülebilecek hatırı olan yere de dünyanın öbür ucundan turist gelir.

Harput’ta 1900 başından bu güne kadar yaşayan hala içimizde olan yaşlılar var. 2 tane kaldılar onlar 75’e kadar 100 kişiydi. Tek tek öldüler nur içinde yatsınlar. Ben onların anlatımıyla sayın valim, 800 sayfa kalınlığında 9 eser yazdım. O anlatımlarla. Bir şeyi de burada hatırlatayım rahmetli anam 90 yaşında vefat ettiği zaman vefatından 1 ay önce dedi öyle bir şanslı nesiliz ki biz? Dedim niye ki anne? Dedi ki biz gözümüzü aştık baktık her evde ağıt var. Cuma günleri ağlıyorlar mevlit okunuyor kur-an okunuyor. Neye ağlıyorlar dedim dedi kimi yemeğe gidip gelmeyen dedesine babasına ağlıyor. Kimi 15inde Çanakkale’ye giden oğluna, damadına ağlıyor. 20 yıl sürdü dedi oğul bu ağlamalar. Dedim birden kesildi mi? dedi evet. Dedim neden usandılar mı? Dedi yok yok oğul ağlaya ağlaya öldüler. Bir nesil bu vatanı kurtarmak için öldü, bir nesil arkalarından ağlayarak öldü. Son nesil de bu şehri korudu bizi intikal ettirdi. Bu adamlara haksızlık yapmayalım. Evlerini giydirmek mi gerekiyor? En güzel şekilde vakıflar kuralım paralar toplayalım evlerin dışını o gün ki mimariye uyduralım ama bu vefaya da kıymayalım sayın valim. Yazıktır günahtır. Yoksa kolay al Ankara’dan büyük miktar parayı gel kardeşim Keban barajı istimlahı gibi ver sonra da ortaya düşsün sürünsünler. Yazıktır vebaldir.

şu kadarını söyleyeyim dünkü konuşmanız ve bugün ki müdahaleleriniz çok yerindedir. İyi ki varsınız. Buraya gövdenizi koyduğunuzun farkındayım. Duam odur ki Allah size daha çok sabır versin bu işten vazgeçmeyesiniz.

Konuşmacı: Dünden beri burada arkadaşlarımızın konuşmalarının çeşitli bölümlerini dinlemekteyim. Geçmişte yapılan bir hatanın bedelini bugün çekmekteyiz. Şuurlandırma denilen çok oturumlu mülkiyet meselesi. Onun çözümü hakkında bir öneride bulunacağız. Şu mahkemelerin 1 yılda çözdüğü konu hakkında. bunu başına gelen biri olarak söylüyorum ben 6 yılda zor çözebildim. 6 yıl o ihale şuur mahkemesini bitirdikten sonra mülkiyeti kendime olan ve devletin öngördüğü gibi bir bina yapabilmek için defalarca başvuru yapmama rağmen henüz bir izin çıkmış değil. Burada önümüzdeki engelin devlet kurumları olduğunu maalesef üzülerek belirtmekteyim. Yani bir örnek proje çizerek bize kolaylık tanıyarak değil de sadece yasakçı bir zihniyetle yaklaşılıyor bu acı bir gerçek. Mezarlık sorunundan bahsettiler biz şuanda Harput’ta yaşayan insanlara Harput’u yaşanan bir mezar haline getirdiler. Daha bırakın mezarlıkların sorununu. Şimdi bir şeylerin yapılmasından bahsediliyor. bu işler yapılırken Diyarbakır koruma kurumlarının pozisyonu ne olacak yani bizim yaşadığımız bu ızdıraplar yine devam mı edecek? Proje çizeceğiz oraya göndereceğiz eften püften sebeplerle yine geri gönderilecek tekrar çizeceğiz yine geri gönderilecek. Böyle mi olacak? Kentsel dönüşüm diye bir şeyden bahsediliyor, bunu gerçeklik payı ne, kentsel dönüşüm nedir? Harput’a getirisi götürüsü ne olacaktır. Kişilerin mülkiyet hakları muhafaza edilecek midir?  Bunu dışında başka bir çözüm veya yöntem var mıdır? Daha önceden yapılan koruma ve geliştirme projesi adı altında çizilen, Harput’un mimarisi ve tasarısı ile alakası olmayan bu projede değişikliklere gidilecek midir? Şuanda bir proje evet var dar kapıdan başlayıp jandarmaya kadar çizilen Harput’un tarihiyle hiçbir alakası yok. Kişilerin mülkiyet problemlerinin nasıl ve ne şekilde çözüleceği? Yapılacak olan ev ve iş yerlerinin bir görüntüsü veya çizimi var mı? bu işler yapılırken iş yerleri ve evler sahiplerine geri verilecek mi? inşaat süresince bu insanların mağduriyeti giderilecek mi? örneğin adamın dükkanını boşaltıyorsunuz iş yerinin sahibi, 5-6 ay içerisinde veya 1 sene içerisinde bu adam ne yapacak veya evinden çıkarıyorsunuz kiraya gidecek bu kiraya gidecek olan insanın ev kirası verecek durumu bile yok. Harput’ta Harputlu veya değil yaşayan insanların kendileri ve sorunları neden görmezlikten geliniyor. Bu çalışmalara neden etkin olarak davet edilmiyor? Bu beni üzen bir şey. Çünkü herkes bir fikir beyan ediyor ama Harput’ta yaşamanın sorunlarını ancak Harput’ta yaşayanlar bilir. Biz buradayız her türlü sorunla karşı karşıya geliyoruz hatta kültür müdürlüğünün broşürünü gelip benden soruyorlar. Buralarda danışman yeri yok. Niye buraları bu halde diye şikâyetleri bize soruyorlar. Çünkü biz buradayız. Biz Harput insanı Harput mimarisi ve kültürü ile Harput’un yeniden ihyası taraftarıyız. Her tarafa butik otel ve eğlence merkezi yapılmasını istemiyoruz. Zaten daha önceden yapılan 5 tane butik evin kayıt defterleri incelendiğinde çoğunun boş ev olduğu görülmektedir. Yani boş ev bile şuan dolmamakta. Bizim fikirlerimiz soruluyor yani her kesimden insan var burada bize soruluyor; devlet burada ne yaptığını, yapacağını bize neden sunmuyor? Ne gibi bir ev yapacak ne gibi bir dükkân yapacak? Devlet bizim burada yaptığımız işleri beğeniyor mu? Pozisyonumuz ne olacak? Merak ediyoruz.

Eskiden Harput’ta bugün olduğu gibi sosyo-ekonomik durumları farklı olduğu için bir ev konak şeklinde iken bir ev küçük evdi yani farklı farklı evler vardı. Ama bugün çizilen projelere baktığınızda tek tip birbirinden farklı olamayan çizimler görüyoruz. Bu hoş değil. Yeni yapılan projede de yine böyle tek tip ile mi karşı karşıya geleceğiz. Adamın durumu iyi değil 80 metre evi var öbürü ağa 300 metre evi var ama bunların hepsinin sanki ordu kışlası gibi yapılmasının anlamı ne?

Bazı sebeplerden dolayı biliyorsunuz avrupada bazı kiliseler müdavimi olmadığı için camiye çevrildi. Bizim Harput’umuzun geçmişinde de çeşitlilik var. Maalesef bazı sebeplerden şuanda burada değiller. Olmalarını isterdik, olanlarla da zaten aramızda bir sorun yok. Ama bazılarının sanki burada bir sorun veya dışlanmışlık gibi konuşulmalar yapması buna ait projeler üretmesini uygun görmüyorum. Zaten var olanlarla hiçbir problemimiz yok, dostane yaşıyoruz. İbadetlerini güzel bir şekilde yapıyorlar. Hiç kimsenin de onlara düşmanlık veya 2. sınıflık gibi bir muamelesi yok. Görüyorsunuz karşımızdalar. Hiçbir sorunumuz da olmayacak. Bir yerden başlanır, bir sokaktan bir bölümden bir şeyler yapılır. Ortaya çıkar biz kendi imkânımızla buna katkıda bulunuruz. bu böyle devam eder. Önemli olan konunun misyonunun ve sınırlarının şekillenip belirlenmesidir. Devletin sadece baskıcı ve izin vermeyici tutumu yerine, yardımcı olucu kredi verici bir tutuma girmesi burası için daha önemlidir. Burada çok sorun var. Bu sorunların bir kısmı valiliğe, bir kısmı belediyeye, bir kısmı yaşayan insanlara ait. Hep devlet kurumlarından bir şey beklememek lazım çünkü bunun sahibi hepimiziz. Ama bu sorunlarda herkes kendi üzerine düşeni yaparsa çözüleceğine inanıyorum. Dün görüyorsunuz bu toplantıya katılım daha fazlaydı bugün biraz daha azaldı. Bir ertesi güne sarkarsa bunun daha az olacağını göreceğiz. Çünkü bir şeyi konuşmakla yapmak farklı şeydir. Başlangıç konuşmasında hanımefendiler güzel bir şey sundular, Harput’un gençlerinin işsizliğini. İş olursa çalışabileceklerini. Lokanta ve otelden başka bir şey gösteremediler. Hâlbuki ben onlara sayfalar süren şeyler yazmıştım. Halı, kilim dokumacılığı, ahşap işlemeciliği, bakır işlemeciliği… Sayın valim eğer biz bu konuda kurslar açıp yetiştirir ve bu insanlara atölyeler açarsak. Hem işsizliği hem de bu sanatların yok olmasını engelleriz. Teşekkürler…

Vali: bu toplantıyı aslında çok yönlü ve çok çabuk icraata geçirmek için son toplantı olarak görüyoruz. Artık konuşalım konuşalım konuşalım da işler bitmesin demekten vazgeçelim. Çok boyutlu ve çok yönlü işler yapmaya başlayalım. Ama yanlış yapmamak için de her şeyi konuşarak yapalım. Uzun sürüyor. Benim endişem şuydu; ilginin canlı olduğunu görebiliyorum ama biraz uzadığında 3-5 kişinin bu işi devam ettirebiliriz diye. Meselenin derinliğini ve genişliğini, insanların çözüm için ne kadar da irade sahibi olduğunu burada görüyoruz. Bizler de dâhil hepimizin bu konuda keskin bir ifadesi var. Çözümün çok zor olmadığını da burada görüyorum. Bu konuda en tepkili olanlardan biri belki sizdiniz. Ama görüyorum ki aynı şeyleri düşünüyoruz. Dolayısıyla yeteri kadar konuştuğumuzda problemi çözebileceğiz. Uzamasından dolayı katılımın biraz eksik olduğunu görüyorum ama beklediğimden çok daha iyi onu da ifade edeyim. Bundan sonra artık kimin ne yapacağına nasıl yapacağına karar vermek bize düşüyor. Genel kararlar burada ortaya çıktı yavaş yavaş ondan sonrasını yine hep beraber yapacağız inşallah. Kararı vereceğiz irade göstereceğiz, yetmez bunun hayata geçirilmesi için çok çalışacağız. İzleyeceğiz yanlışları düzeltip devam edeceğiz. Bunda şüphe yok onu söyleyeyim.

Şuay Alpay; şamil kardeşimiz hakikatten ciddi katkılar sağlıyor. Biz sayın valimle bu toplantıyı uzun zamandır müzakere ederken şöyle bir yaklaşım ortaya koyduk. Şüphesiz Harput ile ilgili Elazığ’la ilgili geçmiş dönemde çalışmalar, kurultaylar yapılmış. Ancak bizim gördüğümüz eksiklik kurultay ve çalışma öncesinde hazırlanması gereken altlıklar belki yeterince hazırlanamadığı için ve programlarda paydaşların o meseleye hazırlıklı gelip de o konuda katkı sağlamalarına ek zemin oluşturulamadığı için ve ardından da bir sonuç belgesi ile izleme ve gerçekleştirilmesiyle ilgili bir hem irade hem de takip süreci olmadığın için sıkıntılar yaşanmış ama bizim buradaki yaklaşımımız bir mevcut ve hali hazırı görelim iki bununla birlikte devam eden projeleri görelim eksik yönlerini ortaya koyalım bununla birlikte üçüncüsü paydaşlarla birlikte yani katılımcılarla birlikte nasıl bir Harput istiyoruz onu ortaya koyalım. Ona göre de yol haritamız kararlaştırılmış olsun. Burada ilke kararları alınacak prensip kararları alınacak. Mesela koruma amaçlı imar planında seyit han bey de ifade etti revzi edilmesinde hepimiz hemfikiriz ve bir ittifak oluştu. Bunun altlıklarını ortaya koyuyoruz. Bunların hepsi kıymetli çalışmalar. Bahsettiğimiz şekilde devletin, tabi devletten kastımız şu bizim farkımız bunu söylemeye hakkımız olduğunu düşünüyorum şuanda devam eden iktidarın ve yaklaşımın en büyük kazancı devlet ve milleti aynı potada eritmesi, devletin milletin taleplerini oluşturması ve özerkleştirmesidir. Evvelce bilinen devlet ve millet arasındaki mesafeleri biz kaldırdık. En temel şey bu. Mekanizmalar da böyle kurulur bu sebeple de buradan çıkacak sonuçlar ve alınacak kararlarla bir yol haritası çıkacak ve buna hep birlikte burada karar vereceğiz. Koruma amaçlı imar planındaki revize noktasında ittifak çok kuvvetliydi ve bunun nasıl yapılacağı hakkında çok katkı oldu. Mülkiyet problemlerinin çözülme şekliyle bu yapılacak. Çünkü koruma amaçlı imar planının çok tartışılır olmasının 2 temel sebebi var; 1 geleneksel mimari ve dokuyu, önceki mülkiyetleri belki bahsedilen o problemden dolayı görülemediği için bu problem oluşuştur, ama koruma amaçlı imar planının bünyesi içerisindeki alacağımız kararlar, binalar rizikosundaki tarihi kesitler iç dekorasyonla ilgili renginden tut da başka ayrıntılara kadar hepsi buradaki bu kararlarla oluşacağını görmek lazım. Teşekkür ediyorum.

Konuşmacı: şimdi ben de tabi İslam ilahiyatı açısından bir konuşma yapmak istiyorum tefsirlere falan baktığımız zaman bir şeyde başarılı olmanın yolu önce inanmak, sağlam bir irade, her şeyden önce iyi niyet ve üçüncüsü de organize olmak. Mesela bununla ilgili olarak uhud ve bedri ben hep örnek veririm. Bende de inanç vardır, irade vardır ve organize vardır. Sonuç zaferdir. ama uhudda başta inanç vardır irade vardır başta organize de vardır, okçular yerlerinde duracaktı. Ama organize daha sonra bozulduğundan dolayı sadece tek başına inanç yetmedi. Onun için organize olmamız lazım, iyi niyet sahibi olmamız lazım, azim etmemiz lazım. Ben inanıyorum ki bu işin sonun inşallah en güzel şekilde neticelenecek. Şimdi ben diyorum ki gelin Harput’tan bütün dünyaya sadece Türkiye’ye değil bütün dünyaya örnek olabilecek bir medeniyet şehri kuralım. bu medeniyeti geçmişimizden de hareket ederek yaşadığımız dönemden de izler katarak yeni bir medeniyet bütün dünyaya gösterelim. Bu medeniyette su olsun, çeşmelerimiz aksın. Geçenlerde Erzurum belediye başkanı Erzurum’da akan çeşmeleri bir depoya biriktirip boşa akmasın diye musluk koymak istemiş oradaki hacı amcalar gitmiş sakın böyle yapma demiş devamlı aksınlar çünkü burada kuşların kedilerin, hayvanların hakkı vardır. Onlar da su içsinler. ben bazen Harput’ta da görüyorum kuşlar kediler köpekler susuz çeşmelerden su akmıyor yani İslam medeniyeti su medeniyetidir. Onun için istanbulda ki çatıların altına yalaklar yapılmıştır kuşlar su içsin diye. Aynı zaman da ağaç medeniyeti, çevre medeniyetidir, yeşilliktir. şu mezarlılarımızı bir Harput ormanı haline getirelim. Hatta oradaki ağaçlar bile bizim medeniyetimizde özenle seçilir. Bizim medeniyetimizde servi vardır çünkü tevhidi temsil eder servi. Mesela çınar vardır sonsuzluğu temsil eder. Lalenin ebcet hesabı ile Allah kelimesininki aynıdır. Gül vardır Hz. Muhammed (sav.) temsil eder. İnsan medeniyetidir, insan merkezdedir. Yine kuran-ı kerimde rabbimiz ey huzura ermiş nefis sen rabbinden rabbin senden razı olarak ona dön, gir kullarımın arasına, gir cennetime. Demek ki cennete girmek bile kullarla, insanlalar güzeldir. Kulların olmadığı, insanların olmadığı bir cenneti bile Allah istemiyor, böyle bir cennet mantığı yoktur. Onun için Harput insan ile güzel olacaktır. İyi insan güzel insanla olacaktır. Ben kuran-ı kerimde şehirciliği çalıştım. Araştırma yaptım. 2 özelliği ortaya çıkıyor. Bende kelimelerini araştırdım. 1 güvenilir şehirler. Yani insanların birbirlerine dinine diline ırkına mezhebine saygı duyarak birbirlerine güven verdiği şehirler. Mal can namus her türlüsünün korunduğu güvenlikli bir şehir. Bir de güzel şehirler. Bu güzel şehirlerin de kelimelerini araştırdım. Ağacı güzel çevresi güzel şehirler, evleri güzel meskenleri güzel şehirler, havası güzel olan şehirler, insanı zürriyeti güzel olan şehirler. Gelin Harput’tu bunlarla oluşan bir belde haline getirelim. Burada yaşayan insanlar bu belde tün Tayyibeci hissetsinler yaşasınlar ve katkıda bulunsunlar. Ayriyeten mezarlıklarımızı da bu belde tün tayyibeye uygun tasarım edelim. bir Harput ormanı haline getirelim. Çınarlarıyla servileriyle gülleriyle laleleriyle böyle bir mekân haline getirelim. Şunu da söylemek istiyorum kuran_ı kerimde cenabı Allahın gazap ettiği şeylerden biri de bir insanın yapmayacağı veya yapmadığı ya da yapamayacağı şeyi söylemesidir. Onun için yapacağımız şeyler üzerinde konuşup yapacağımızı yapalım. ben burada üzerime düşeni yapmayı istiyorum mesela o mezarlıktaki kabir taşlarının okunması oradaki büyük şahsiyetler kimlerdir onların hayatlarını araştırmayı üniversitemiz ile birlikte böyle bir heyet kuralım önce mezarlıklarla başlayalım oradaki kişiler kimdir özellikleri nedir. Bunu yeni kuşağa anlatmamız lazım. o zamanki ahlakı anlatmamız lazım. Şehirlerin o fiziki yapısı yapılır. Asıl önemli olan kişilerin kişiliğidir kalitesidir. Bunu yakalayalım ben diyorum ki gelin yeni bir Harput’u medeni bir Harput’u sadece Türkiye’ye değil bütün dünyaya örnek gösterebileceğimiz insanıyla çevresiyle ahlakıyla bir Harput nasıl oluşturabiliriz bunu da konuşalım. Bunu da yapmaya çalışalım diyorum. Teşekkür ederim.

Bedrettin Keleştimur: sayın valim sayın milletvekilim değerli dostlarım. Gerçekten de ben iki gündür heyecanlandım ve şuanda da gerçekten büyük mesafelerin alındığını görmekteyim. ben burada esasında bir çok projelerden bahsetmek istiyorum. İşsizlikten bahsedildi Harput’ta özellikle. Mesela bir Kemaliye örneği. Kemaliye’de her eve de 640 tezgâh var içerisinde ve bu 640 tezgâh ailelere dağıtılmıştı iş adamları tüccarlarla birlikte o paralel bir şekilde götürülüyordu. Kemaliye’nin zenginliği de çalışmasından ve üretmesinden geliyordu. ev ekonomisi yani aile ekonomisi diyebiliriz. Devletimiz burada teşvik verebilir ailelere ve her evin aynı zamanda bir atölye durumuna getirilebilir. zaten bedestenlerimiz kurulacak. Bu kurulacak olan bedestenlerde de öncelikli olarak Harput’un yerlilerini tercih edilmesini ben arzu ediyorum. SODES projeleriyle ve daha farklı projeler ile desteklenirse ekonomik gelirin de artacağına inanıyorum. Elazığ’a gelen tur sayısı 2003 yılında 98 bindi ben bu sayıların örnekleri verildi Beypazarı örneği verildi bunun 5 10 katına çıkması demek Harput’taki işsizliğin de kalması demek. Özellikle artık günümüzde kirlenmeden söz ettiğimizde çevre kirliliğinden özellikle araba egzoz gazlarından söz edebiliriz. O halde Harput yayalaştırılmalıdır. Burada toplu taşıma ön plana çıkarılmalı hatta Hüseynik civarında çok katlı otomotiv otoparklar kurulabiliyor. Yine aslımızın teknolojisi kullanılarak teleferiklerle insanımız rahatlıkla taşınabilir. Özellikle şunu mesleki olarak söyleyebilirim; bizim kahramanlarımız var, manevi kahramanlarımız var. Belek gazi gibi Harput’un fethinde katkıda bulunan kahramanlarımız var. Bu kahramanların hayatı çizgi film haline getirilsin artık kendi insanımız kendi kahramanını daha yakından öğrensin. ve tiyatrolar, dramatik filmler hazırlansın. Bu bağlamda TRT ile de iş birliği yapılabilir. Harput tanıtımında önemli rol oynayabilir. Özellikle üniversitemiz 20 bin kilometrelik gönül coğrafyamızda ev sahipliği yapabilir. Nasıl yapabilir? Harput sosyal bilimlerde bir doktora merkezi haline rahatlıkla getirilebilir. Burada önemli bir şey söylemek istiyorum bu yapılan çalışmaların aylık takibi yapılsın. neticelerinin de Harput ile paylaşılmasını arzu ediyorum Teşekkür ederim..

Mustafa KAZAN; adım Mustafa KAZAN Harput’ta ikamet ediyorum. Çocukluğumuz burada geçti büyüklerimiz burada. Tunceli’den geldik ama burayı sevdik benimsedik sahip çıkmaya çalışıyoruz. Yıllardır sorunlarla karşılaşıyoruz. Burada oturan insanlar şuanda tedirgin ve korku içerisinde. İnsanlar diyor ki evlerimiz yıkılacak bizi buradan kovacaklar gideceğiz. Çünkü önceden oldu. 40 evler yıkıldı o insanlardan hiçbiri kalmadı. Oturacak evler yoktu kiralık evler yoktu. Bu insanlar mecburen Elazığ’a bir nevi sürgün edildi. Yakın zamanda Harput girişinde evler yapıldı herkes de destekleri çok güzel oldu. Ama oradaki insanlar yine kovuldu. Kimine 6 bin kimine 10 bin Mevla biçilerek insanlar yine Elazığ’a gitti. Yani nüfusumuz çok azaldı Harput’ta. bu gidişatın durdurulmasını istiyoruz. Yapılsın güzel şeyler herkes destekliyor. Yapılsın güzel olsun temiz olsun bu konuda sorun yok. Ama buradaki nüfusa da sahip çıkılsın nüfus çok azaldı. Bir kahveyi dolduracak insan yok, marketten alışveriş yapacak insan yok.  Fırından ekmek alacak insan yok. Bu sorun kış aylarından daha çok. Mezarlıklar konusuna gelince de evimiz mezarlıkların ortasında kalmış, sağında solunda. İçme sularımızın hepsi komple mezarlıkla dolu. Bu konuda imzalar topladık gerekli yerlere müracaatlar yaptık. Ama maalesef hiç ilgilenilmedi, üzerimize geldiler. Yerler açtık mesela ulu caminin bahçesinde büfe açtık bir kazanç olsun vergi levhasından tutun her şeyi yaptık. buna izin verilmişti ama bir anda yıkım geldi neden geldi? Çünkü Harputla ilgili müracaatlar yapıyorduk. Bu konularda üzerimize geliyorlar. İyi işlerin hepsini de destekliyoruz teşekkür ederim.

Konuşmacı: geç kaldığım için özür dilerim. Burada Harput sakinleri fazla yok. Ben buna üzüldüm. Biz toplantı yapacağımız zaman 10 kişiyi belitledik bu kişilerden birkaçı burada. Muhtar karar almış Harput’taki bütün evleri yıkıyor. Diye bir söylenti var. Bizim buna ne kadar yetkimiz var ne kadar gücümüz var bilemiyorum. Sadece sayın valimiz ile birlikte burada Harput sakinleriyle yani bayan-bay kardeşlerimiz özellikle Harput’ta oturanlarla ilgili aynı böyle bir toplantı yapmak vatandaşlarımızın arzuladığı bir şey. Deli fethi ile ilgili hocamız söyledi biz sayın valimizin haberi var vali yardımcımız başkan yardımcımız bize yardımcı oldu altına tabya dökerek bir taşımalık getirttik. Bunu da arz edeyim. Harput halkının burada zarar görmeyeceği veya halkın da içinde olabileceği bir şeyi burada yapalım. Ben çünkü burada rahatsız oluyorum muhtar olarak burada sanç karar mercisi muhtarmış gibi Harput halkı biraz üzerime yani bu toplantıları ben düzenleyip kararı ben almışım gibi dünden beri bir eleştiri. Sayın milletvekilimize geçen gün öğretmenevi sohbetinde şunu söylemiştim. Harput’un sahibi sizsiniz. Dün 4 milletvekilimiz de vardı bugün yok. Yine söylüyorum Harput’un sahibi sizsiniz. Sayın vekilimize teşekkür ediyorum üzerinde duruyor. Hepinize de teşekkür ederim…

Şuay ALPAY- milletvekili arkadaşlarımız şüphesiz burada olacaklardı ama programları var onlara iştirak ediyorlar. Ben hem onlar adına hem kendi adıma buradayım onları temsil etmeye hakkım var yanlış anlaşılmaya yol açmayalım teşekkür ediyorum.

Konuşma: geçen yıl Harput uygulama ve araştırma merkezini kurduk. Harput’la ilgili neler yapılabilir bir bilgi birikimi oluşturma adına toplantıları takip ediyoruz. Gerek sayın valimizin davetlerine icabet ederek gerek Harputlularla konuşup bilgi toplayarak üzerimize düşen rolü çalışıyoruz. Bu arada geçen yıl Harput sempozyumunu düzenledik sonuçlarını 2 cilt kitap halinde yayınladık. Bu yıl da Harput araştırma merkezi ile akademik bir dergi çıkardık. İnşallah önümüzdeki yıl kutlu doğum haftasında Osmanlıdan günülümüze Harput ve çevresi sempozyumu düzenleyeceğiz. Aslında bu sene düzenleyecektik ama uluslararası Elazığ kongresini yapacağımız için üniversitede bunu önümüzdeki yıla erteledik. Bu arada nasıl bir Harput konusundaki tartışmaları dinledik. Elimizdeki veriler daha çok 19. Yy’daki Harput’u yansıtıyor. Oradaki evler genelde çatısız. Tabi bu evleri aynı şekilde yeniden yapmak tabii ki de mümkün olmayacak. Çok da cazip olmayacaktır. Onun için yapılacak evler günümüz yaşam şartlarına cevap verebilecek ama eski görünümünü de koruyabilmelidir. Bunlar konaklar veya küçük çapta evler olabilir. Tabi ki tek tip olması arzu edilebilen bir durum değildir. Farklı tip evler olmalıdır. Ama artık Harput bir yaşam alanı oluşulması düşünülüyorsa herhalde bu yapılacak evler eski evler olmayacaktır yani çıra ile aydınlanmayı istemeyen aileler oturmayı istemezler. Ya da ocakta odun ateşi ile yemek pişirmeyi kimse arzulamaz. Dolayısıyla orada yaşayan yeni neslin internet hizmetinden televizyondan elektrikten doğalgazdan bütün imkânlardan istifade edeceği bir şekilde planlanması gerekir. Ayrıca şefik gül gibi müze evlerin sayısı arttırılabilir. Bunlar daha çok yaşamaktan ziyade gelen misafirlere ya da turistlere göstermek amacıyla yapılmalıdır. Bir hususa daha değinmek istiyorum Türkiye’nin her tarafında geçmiş dönemlere ait eserler vardır. Urartulara Hititlere Romalılara Bizanslılara ait eserler vardır.  Ama Türkiye’nin hiçbir yerinde bir roma sokağı yoktur veya bir Hitit Sokağı yoktur. Dolayısıyla milletin sokağı oluşturulacaktır herhalde Osmanlı Sokağı tarzında olacaktır. Buna dair de üniversitedeki arkadaşlarımız örnek Harput sokakları projesi oluşturdular. Görsel olarak da hazırlandı bunları gösterebiliriz. Söz verdiğiniz için Teşekkür ediyorum.

Turgut KARAÇORLU: sayın valim sayın vekilim değerli misafirler. Dünden beri konuşuyoruz. Peygamberimiz…..Müşavere etmeyi yüce Allah emrediyor. Sayın vekilim güzel bir tespitte bulundu devlet ve milletin birlikte el ele verip bütün işleri istişare ile yapmaları gerekiyor. Böyle olması lazım zaten cumhuriyet budur, demokrasi budur. Aldığım kısa kısa notlara değinmek istiyorum. Bu kültür park projesi dernek adına da söylüyorum gereksiz bir projedir. Misland örneği var büyük yatırımlar yapıldı ama yüksek konumda olması kış şartlarından dolayı 2-3 ay gibi bir zamandan faydalanılıyor bunun dışında boş kalıyor. Kültür park da bu şekilde olacaktır yazıktır gereksizdir. beton yığınlarını getirip dökmeye gerek yok. Ben de Harput’ta çocuk yuvasında 8 yıl çalıştım neler yaşadığımızı biliyorum. Neler yaşandığını biliyorum. İnerken çıkarken sıkıntılıdır. Yeniden düşünülmesi gerekir. Yeni yapılan binaların yıkılması da sıkıntıdır, israftır. Bu kadar zengin bir ülke değiliz. Bu binaları da cumhuriyet döneminde yapılan binalar diyelim madem her dönemi katacağız. Bunları da restore edip Harput’a kazandıralım.

Vali: Nasıl bir retorasyon?

Dış cephe… Bence olan olmuştur bundan sonrasına bakalım, bundan sonrasını kurtaralım diyorum. Sarahatun cami karşısındaki binayı da artık bir antikacı bir yerel ürünlerin satıldığı yer haline getirilmesini teklif ediyorum. Ayrıca Sayın Başkanımız Harput Vadi Park projesinden bahsetti bence buda gerekli bir proje değildir. Koruma amaçlı imar planının revize edileceği söylendi. İnşallah güzel bir şekilde yapılır. Burada alınacak kararlar sonucunda. Harput Kent Müzesi bu ve yanda yapılan bina arkeoloji müzesi olarak değil de etnografya müzesi olarak değerlendirilebilir. Yani üniversitemizin içindeki etnografya müzesi Harput’a taşınmalıdır o eserler Harput’a aittir burada olmalıdır. Burada anlam kazanacaktır. Ayrıca Gülmez yönünde imara açılıp yerleşim alanları yapılabilir bahçeli evler yapılması, insanlar bunu çok arzu ediyor. İnsanların büyük bir talebi var. Harput’un bu serin havasından dolayı Yine Harput’un tanıtım ve sunumunda gerçekten büyük bir eksiklik var inşallah bu da turizm şirketleri ile görüşülerek giderilebilir. Harput gerek iç Turizmden gerek dış turizmden hak ettiği payı alamıyor. Harput’un yönetim sorunu var. Harput’un Harput’tan yönetilmesi lazım. Harput’la ilgili kararları Ankara’nın, Diyarbakır’ın Malatya’nın, Urfa’nın, vermemesi gerekiyor. Harput’la ilgili alınan kararların burada oluşturulacak bir heyetin gerek bilim adamlarından gerek bürokratlardan oluşan bir komite oluşturulup burada yapılması lazım. Şanlıurfa’daki kültür Varlıklarını Koruma Vakfı bizim Buzluk Mağarasını kapatıyor. O buzluk Mağarası ziyaretçilere kapatılıyor, böyle bir şey olabilir mi? Bu çok yanlış bir şey.  Bitiriyorum Sayın Valim. Bütün yapacağımız çalışmaları bilimsel ortamda yapmamız lazım… CD hata verdi

Vali: Evet arkadaşlarımız kardeşlerimiz bir eksiklik hissi yaşıyorlar. Bu doğru neyi nasıl yapacağımızla ilgili bilgilendirmede eksikliğimiz var. Bundan sonraki yapılacak işlerde muhakkak suretle burada yaşayan insanların bilgisi olacak. Projenin niteliğine göre gerekirse haftalık gerekirse aylık toplantı yapacağız. Ama Harput’ta bütün olan çalışmalar için de bir yıllık toplantılar şeklinde bunu yapalım diye teklif geldi. Başlangıçta daha kısa 6 ay 3 ay gibi dönemlerde yapabiliriz ama daha sonra da bunların devamlılığını sağlamak gerekir diye düşünüyorum. Her türlü değişimde kaybeden ve kazananlar olur. Ama burada olacak değişimde kesinlikle kaybedenlerin burada yaşayanlar olmayacağını söylemek lazım. Kaybedenler bu hale gelmesine sebep olanlar olması gerekiyor. Burada tek tek isim vermek olmaz ama Harput’un gerek görünen gerek görünmeyen değerlerine zarar verenlerin burada kaybeden olması lazım. Mülkiyet probleminin çözümünde de illa zor kullanarak ya da kanuni yolları kullanmamız gerekmez, insanlarla oturup konuşarak anlaşarak uzlaşarak çözebiliriz. Bence en doğru yol bu. Şu ana kadar konuştuklarımızı özet halinde bir deklarasyonu saat altıya kadar bitirip katılanların da imzasını alalım. Bunu da buradan bütün dünyaya duyurmuş olalım.

Vali Ömer Faruk KOÇAK: Üniversiteden arkadaşımız İlhami Oğuz AKDEMİR’in sunumuyla başlayacağız. Arkasından şu ana kadar tartıştığımız ve üzerinde anlaştığımız hususların deklarasyon metnine aktarmak üzere çalışmaya devam edeceğiz. Umuyorum ki saat altı civarında deklarasyon metninin son halini verip buradan imzalayarak ayrılacağız. İlhami Bey buyurun.

İlhami Oğuz AKDEMİR: Sayın Valim, Değerli Milletvekilleri, Sayın Belediye Başkanım, Sayın Rektörüm ve değerli katılımcılar öncelikle hepinizi saygı ile selamlıyorum. Ben sizlerin huzuruna daha çok Fırat üniversitesinin ve özelde ise Harput Uygulama ve Araştırma Merkezinin tanısıyla burada bulunuyorum. Öncelikle şunu belirterek başlamak istiyorum. Sayın valimin dün kapanış konuşmasında bahsettiği ” Mevzuat, yapı, plan hiçbiri önemli değil gerekirse hepsi değişir.” sözü üzerine teşekkür ederek başlamak istiyorum. Çünkü bir yöneticiden bunları duymak oldukça güzel ve Sayın Valim dua olarak kabul edebilir umarım en çok sevdiği, en çok beğendiği şehir Harput olur bütün çalışma hayatı boyunca. Şöyle söyleyeyim ben hem Fırat Üniversitesinde hem de Amerika ve İngiltere’de kısa ve uzun süreli dönemler halinde kent, kentleşme, kentsel dönüşüm üzerine çalışmalar yaptım. Fakat burada olma sebebim uzmanlık alanımdan dolayı değil. Daha çok Harput-Elazığ sevdası üzerine buradayım. Ve bununla ilgilide bazı görüşlerimi aktarmaya çalışacağım. Dün özellikle çok sayıda tartışmalara konu olan çok çeşitli ve değerli görüşler dinledik. Aslında bunların hepsinin sonucunda şunu söyleyebiliriz sunumuza post-otantisite dememizin sebebide odur. Aslında dünyada turizm ekonomisinde, turizm eğiliminde ve dünyada kamu yönetiminde artık otantik olanı yenileme dejenere etme ya da rekonstrukte etme dönemi var. Çünkü otantizm kaybolmuş durumda tıpkı Harput’ta olduğu gibi. Hatta daha bundan çok değil kırk yıl önce Elazığ’ın zannediyorum en eski apartmanı yaklaşık kırk yaşında olduğu gibi. Bu nedenle post-otantisite yani otantik olanın yeniden kurgulanması kısaca özetleyebileceğimiz bir dönemi yaşatabilir miyiz diye buradayız Harput’ta. Buradan birazdan dinleyeceğiniz şeyleri sizden ricam yapısalcı bir anlayışla, modellere, şablonlara, sınırlara, düzene sığdırmaya çalışmadan sadece Harput için ne yapılabilir biçiminde beni dinleyebilirseniz memnun olurum. Çünkü ben tamamen bu sunumu o şekilde hazırladım. Herhangi bir model yapı içermeden sadece nelere dikkat edebiliriz üzerinden sizlere anlatmaya çalışacağım. Konuştuğumuz şey çok önemli çünkü Harput çok daha önce şehir dediğimiz kavramı ben şu anda burada üç hafta boyunca şehir ile ilgili yapılmış tanımları anlatabilirim yani o kadar çeşitli. Hepsinin ötesinde bir heterojenlik var. Yani çoklu bir yapıdan bahsediyoruz. Harput dediğimiz zaman Elazığ’da başka bir yapıdan bahsediyoruz aslında. Çünkü kentleşme süreci Harput’u günümüzden farklı, ilişkileri günümüze göre sınırlı, yaşam tarzı günümüzden farklı, kentsel ruhu Elazığ’dan çok farklı, kentsel hikâyesi hem ironik ki dün başta Lokman bey, Kazım bey olmak üzerede dinledik bir kısmını oldukça ironik bir yapısı var ve biz buna kültür yöresi diyoruz. Farklı bir kültür yöresine sahip Harput. Ama biz bunu hadi yeniden canlandıralım dediğimiz zaman rastgele olmuyor. Bir defa biz burada çok çeşitli unsurları göz ardı etmeliyiz. Biz bunların çizimlerini de yapıyoruz. Yeri gelmişken söyleyeyim. şu anda elimizde bilgisayar, internet, cep telefonu üzerinden her hangi bir yere paylaşılan her hangi bir şeyiniz, aletimiz varsa mutlaka kullandığınız sistem cps ve coğrafi bilgi sistemidir. Yani yeryüzünü koordinatlandırarak ele alan bir sistem üzerinden siz iş yapıyorsunuzdur. Görünürde onlar vardır. Görünmezde de bunlar sayısal olarak iş yaparlar. o sayısalları resmettiğimiz zaman bunlar ortaya çıkıyor; Elazığ’ın morfolojisi, Harput’un morfolojisi, yükselti basamakları, bulunduğu yer, jeolojisi ön plana çıkıyor ki biz bunları şu an bilgisayarda gördüğünüz üzere üç boyutlu yapılar haline de getirebiliyoruz bunları rahatlıkla. Birazdan onun daha ayrıntılarını size göstermeye çalışacağım. Ama Harput geçmişte ticari yolların önemli bir kavşak noktalarından birisiydi. Buhkenki mevkisi vardı . Murat vadisini kontrol etmesi önemliydi. Günümüzden farklı olarak sınır şehriydi. Ve etki sahası çok fazla olan bir yerdi. Dün Bedrettin Bey 20000000 km2 bir şey bahsetti ki resim olarak da 120000-140000 km2 alandan da bahsedebiliriz. Ama bu savaşlar, tehcir vs bunlardan önce eğim, alan darlığı, su kaynaklarının yetersizliği, yükselti ve nitolojik derinliğin fazla olması Harput’ta fazla nüfusun dikkat edin her yerleşim biriminin nüfus taşıma kapasitesi olarak adlandırılan bir taşıyabileceği nüfus vardır.

Sayın Vali Ömer Faruk KOÇAK: Hocam nitolojik derinlik ne demek? Ben bilmiyorum açıkçası.

İlhami Oğuz AKDEMİR: Kısaca şöyle bahsedeyim; yeryüzü jeolojik evrimler boyunca aşınma ve birikime uğramıştır. Bu birikimin metrik olarak değeri, morfometrik değerleri nitolojik derinliği ortaya koyar. Yani mesela Elazığ’da nitolojik derinlik dolgu yüzeyi olduğu için daha fazladır. Harput’ta aşınım olduğu için daha azdır ama bulunulmuş platonik bir bölümü tamamen aşınmış ve yamaçlarda biz bunu derin bir jeolojik örtü olarak görüyoruz. Ekranda gördüğünüz Harput’tan Elazığ’a doğru gelişimin aşamaları. çizimi siz görüyorsunuz ama bunların hepsinin çok büyük bir hesabı vardır. öyle ki var olan nüfusu barındıracak alanı, şehrin ne kadar yükseldiğini hepsini içerecek şekilde. bir de ankörklimatoloji ankör jeomorfoloji denilen bunları da göz ardı edemeyiz. Ve bir kısmını kaleyi aşındırırken gördüğümüz, Ulucamiyi aşındırırken gördüğümüz unsurlarda var. Ve biz bir dejenerasyon yapacaksak da mutlaka bunları göz ardı etmemeliyiz. Hakim rüzgar yönüne dik sokaklar var Harput’ta. İnsolasyon önemli yani güneşlenme önemli. Sıcaklık inversiyonlarını görüyoruz. Işıma sislerini görüyoruz. orografik sisleri görüyoruz. Bunlarda planın bir parçası ki zannediyorum planlayan hocalarımız bunları daha iyi tasarlayacaklardır. Depremsellik var mesela. Ben bir bilimsel çalışma yapmadan önce bilmiyordum.  Kaya zemin ve dolgu zeminin depreme tepkileri. İvmelenme süreçleri vs bunlar var. Mesela Harput’ta kaya zeminde hep sağlamdı diyoruz ama bazen şiddetli depremde ilk anda çok daha yıkıcı hissedebiliyor. Ki bu deprem spektrumu da Harput’a aittir. Bunlar fiziksel unsurlardı. Bir de beşeri unsurlar var Harput’ta. Bunları da göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum. Mesela Harput kompozit bir medeniyet. Harput vilayetinin nüfusunun 380000’i yaklaşık Müslüman nüfusmuş. Harput vilayetinin toplam nüfusu yaklaşık 500000. 380000’i Müslüman nüfusmuş.

Vali Ömer Faruk KOÇAK: hangi yıla ait bu nüfus?

İlhami Oğuz AKDEMİR: 1914 yılına ait. Elazığ’ın vilayet olduğu dönemin sonu. Özellikle son dönemi aldım ki karşılaştırılabilir olsun. Değerli Ahmet Çakar hocam son çalışmalarında orta çağ, yeniçağ döneminde yaptılar. Çok sayıda bunla ilgili verilerimiz var. 74204 nüfus varmış. Katolik, Yahudi, Latin özellikle bunlar Amerikan kolejinde Fransız kolejinde görev yapan hocaların özellikleri. Mesela gayrimüslim Çingene sayısı 21miş. Buna kadar biliyoruz.

Sayın Vali Ömer Faruk KOÇAK: hocam gayrimüslim Çingeneler mi? Müslüman Çingene yok mu?

İlhami Oğuz AKDEMİR: Evet. Elazığ’da yokmuş galiba. Bu sınıflandırma Osmanlının 1830 ile başlayan 1914 ile biten tüm nüfus sayımlarına ait. bu tabloda Harput kazasının, Harput ve çevresindeki köylerin nüfusu 134761. Rum sayısı 352 ermeni sayısı 51096 Katolik 764. buda Harput merkezin nüfusu; 1914 yılını da 22541 Müslim  nüfus,  7394 ermeni nüfus, 639 Süryani nüfus ve 292 de Latin nüfus bulunmaktaymış. Harput merkezinin nüfusunun %73’ü Müslim nüfusken, Harput vilayetinin %81’i Müslim nüfustan oluşuyor. Biz planlamamızı bunun üzerinden yaptık. Harput’u biz kesinlikle çok kültürlü, çok medeniyetli, çok tarihli bir dönem olarak canlandırılması gerektiğini düşünüyoruz ki dün bu konuda bir fikir oluştu sanıyorum. Yapılara, sınırlara takılmadan biz bunu oluşturduk. Rastgele çizilmiş değildir. Harput kalesinin olduğu bölüm Artuklu bölgesi olabilir diye düşünüyoruz. Buradan birkaç eser ve kaleyle birlikte kullanılabilir. Alttaki mavi Meryem ana kilisesinden başlayarak roma ve ermeni nüfusun yaşadığı döneme kadar temsil edilen bir sinebut mahallesi. İsim hiç önemli değil. bir mahalle bir bölge olabilir. Sinebut bölgesi olabilir. Ortada Sarahatun camisi ile çevresini planlayabileceğiniz bir Akkoyunlu bölgesi olabilir. Ve bunun yanında yeşil alanda Osmanlı bölgesi canlandırılabilir. Bunun birazdan küçük ayrıntılarını vereceğim. 19. 20. yy ve günümüzü yansıtan bölgelerde olabilir. Ki bunun ilerisine de ben işivasubanu bölgesi dedim. Buzluk ve çevreside bu şekilde kullanılabilir. Orda Pertekle bağlantı var. Pertek kelimesi karşıdan geliyor. Latince karşı kale anlamında. Bunlar genelde tarihi kaynaklarda var. Biz aslında Nizamettin bey caddesinde bir dejenerasyon hatta biz bunun bir kısmını Ankara’ya yarışmaya gönderdik. Daha düşük seviyeli bir yarışma oldu. Kerpiç binadan tutun da taş binaya kadar her türlü çizimi biz buraya aktardık. Buranın kuzeyini de hazırlamışız. Ulucami’yi gölgelemeden bir bedesten de olabileceğini tasarlıyoruz. Bir Osmanlı bedesteni olabileceğini düşünüyoruz. Biz yerleştirebiliyoruz üç boyutlu olarak. Hep etnik yapı üzerinde gidiliyor. Harput evi aslında doğal ortam, yerleşim tarzı, iktisadi yapı. Ermeni olanında, Rum olanında, Müslüman olanında Harput’ta iktisadi yapının gereği olan kapalı avlu ev sistemi yani konut alanı ve servis alanlarının beraber yer aldığı bir sistemde yaşıyorlarmış. Yani iktisadi yapı bunu ön görüyormuş aslında. Ama biz bunu sadece mahremiyet üzerinden açıklıyoruz.

Vali Ömer Faruk KOÇAK: Biraz daha açabilir misiniz?

İlhami Oğuz AKDEMİR : Tabi açabilirim. İktisadi yapının gereği olarak mesela hayvancılıkla uğraşıyorsanız hayvancılığın gereği olan bazı ev eklentileri oluyor. Bir de tandır, ahır, samanlık, sütlük, kuzuluk vs bu tarz şeyler olabiliyor. Bunları yem için, kışlık depolama için kullanıyorlar. Bunları bir arada tutmak için çitlerle çevrili alanlı bir düzen var. Bu Müslüman evinde de var, Rum evinde de var, konakta da var, sivil mimarın hâkim olduğu evlerde de var. Ta ki ne zamana kadar 19.yy da nüfus artışına kadar. Ondan sonra Harput’ta bir basamaklanma başlıyor. Yamaçlar boyunca basamaklı bir yerleşme düzeni başlıyor.

Vali Ömer Faruk KOÇAK: Kaydi bilgilere dayalı iç planlarla ilgili çalışmalar sonucunda mı yoksa fotoğrafik görsellerden tahminler yoluyla mı çıkarıyorsunuz?

İlhami Oğuz AKDEMİR:  Hepsinden birden hocam. Hem çevresindeki alanlardan, hem Harput’tan fotoğraflardan, hem Harput’taki yazılı eserlerden çıkarıyoruz.

Sayın Vali Ömer Faruk KOÇAK: peki bu vakıftan gelen arkadaşımız bir şey söylemişti biliyorsunuz. Vakıf defterlerinde tadilatlar yapılırken iç planlarla ilgili kullanılan malzemelerle ilgili kıymetli bilgiler olduğunu söylemişti.

İlhami Oğuz AKDEMİR : Biz onlardan haberdarız. Onlardan bir tanesinin planını getirdim. En sonda onla bitireceğim. Sayın Belediye Başkanım ve Sayın Valim buradayken hiç fırsatı kaçırmayalım dedik.

biz yapacağımız işlemlerden şunları göz ardı etmemeliyiz; biz ne yapacaksak yapalım mutlaka bir simgesel işlemi olmak zorunda. Mutlaka fayda vermek zorunda Harputluya Elazığlıya. Dün bunun bir tartışması yapıldı; ya biz turistlere mi hizmet edeceğiz, Elazığlıya mı? biz hepsine birden hizmet edeceğiz.

Sayın Vali Ömer Faruk KOÇAK: Önceliğimiz hangisi olacak? Hepsine hizmet edeceğiz şüphesizde. Öncelik önemli. Birine öncelik verdiğimiz zaman diğerini geride bırakıyoruz. İkisini de aynı seviyede tutamayız.

İlhami Oğuz AKDEMİR: Ben şunu söylemeye çalışıyorum. Mesela Yunanistan’ın turist sayısı on iki milyon ama Yunanistan da üç günden az kalmış olanlara baktığımız zaman sayı elli milyona çıkıyor. Turistten anladığımız ne? Elazığ’dan eğlenme amaçlı gelen bir kimsede buraya katma değer oluşturmuyor mu burada? Önemli olan bu. Biz değer oluşturalım hepsi birden değer bulacaktır. Mutlaka bir dolaşım işlevi olmak zorunda. Hem fiziki dolaşımın işlevi olmak zorunda hem de sosyal, medyatik dolaşım işlevi olmak zorundaki biz buna pazarlama stratejileriyle yaklaşıyoruz. Psikolojik işlevi olmak zorunda. Harput’a gelen kimseler burada farklı bir psikolojiyle daha rahat daha huzurlu daha güzel bir yaşam bulmak zorunda. Ve imgesel işlevi olmak zorunda. İşaret görevi görmeli. Bir şeyi işaretlemeli. biz bir Harput silueti oluşturmak zorundayız. Nasıl ki tarihi adanın bir silueti varsa bizimkide tarihi bir plato bunun da bir silueti olmalı. Bunu unutmayalım ne yaparsak yapalım mutlaka kültürümüzü ifade etmek zorundayız. Güzellikte anladığımız şey bir algısal mekân vardır. İnsanlar onu nasıl algılarlar. Dün işlevsel bir mekândan bahsetti Lokman Bey ve Kazım Bey zannediyorum. Sarahatun camisi ile Ulucami arası yemeniciler çarşısıydı diye. Biz bugün bunu yaptığımızda galiba ekonomik işlev elde etmiş oluruz ama algısal işleve, diğer işlevlere de zarar vermiş oluruz. Kavramsal bir mekân olmak zorunda. Hiçbir izaha ihtiyaç duymadan kişiler o mekânı kavrayıp akıllarına yerleştirmek ve başkalarına da anlatmak durumunda olmalı. Tıpkı Divriği Ulucami gibi. Davranışsal olmak zorunda. İnsanların davranışlarına dikkat ettiği hatta insanların farklı bir yerde olduklarını andıran bir mekân oluşturmak zorundayız. Ve doğrultulu doğrultusuz bunlar biraz daha mimari kısmı işin. Başka mekânlarla ilişkili veya ilişkisizde olabilir. Ekranda gördüğünüz Harput’un çeşitli konutları. Taş veya kerpiç olabilir. Ama şunu söyleyebilirim. Kuzey Anadolu Dağları’nın Güney yamaçları boyunca biz bu yapıları görebiliyoruz. Bu evlerin benzerlerini her yerde görebiliyoruz. Ama Harput tipi, bağdadi mimari tarzı. Gerek taştan gerek ahşaptan hepsini görebiliyoruz. Ve bunlar bizim Osmanlı mimarisine ve Türk mimarisine kattığımız çok önemli bir değer. Çünkü Harput taşı, körpe taşı. İsterseniz çok daha genelleyerek söyleyeyim İran tuğlası yerine 1200’lü yıllarla başlayan Osmanlı taşını kullanmak Harput evlerinin en önemli değerlerinden bir tanesi. Biz burada yenileyerek geleneksel ve modern arasında bir yapı elde etmeye çalıştık.  Eskilerin yerine neler olabilir diye düşündük. Elazığ da doğmuş büyümüş herkes bilir; beşkardeşlerin benzerini biz Harput’a taşıyabileceğimizi düşündük. mesela bir hamamın dekorvizyonu yapıldığı zaman ne hale dönüşeceği vs benzer şekilleriyle. Bunlar bizim kullandığımız motifleri birbirine taşımalı yollar. Harput’ta bunlardan çok sayıda var. Hatta bir kısım han kapılarını görüyoruz evlerde. Yarısı gömülmüş durumda.  Konut kapısı görünüyor ama han kapıları bunlar. Bilenler anında fark ediyor. Bilmeyenler eski bir ev gibi görebiliyor. Benzerlerini biz burada yaptık. Hem mahremiyetin hem de insani yardımın yansıması. istiland duvarları, dışındaki oturulacak yerlerine kadar her şeyi düşünülerek yapılmıştır. bize daha sonra buradaki her şey metre metre santim santim koordinatlaştırılarak sayılaştırılarak  verilmiştir. Yani normal bir çizim değildir.

Sayın Vali Ömer  Faruk KOÇAK: Dışarıdaki banklar ne amaçla yapılmıştır? Daha önce var mıymış?

İlhami Oğuz AKDEMİR : Tarihte yok günümüzde var. Gelenekle modern arasında olarak biz düşündük

Sayın Vali Ömer  Faruk KOÇAK: onu ne amaçla kullandınız?

İlhami Oğuz AKDEMİR: Yaşayanların ve turistlerin oturması için yapılmıştır.

Sayın Vali Ömer  Faruk KOÇAK : Turistlere yönelik mi yoksa yaşayanlara yönelik mi?

İlhami Oğuz AKDEMİR: İkisi içinde. Şuayip bey söylemişti zannediyorum ikisi birden için karma bir düzen olsun diye. Bizim de şahsi kanaatimiz öyle. Şimdi şu anda Harput’ta bunlar yok. Yapısalcı olmamak lazım. Sayın valimize o yüzden teşekkür ettim. Bir şeye bir kalıp üzerine hareket etmemek gerek.  Biz bugün bunları yaparsak 500 yıl 200 yıl sonra tarihi yapılar olacaklardır. Yani bunu da göz ardı etmemeyi düşünmüştük.

Şimdi yukarıdaki resim Almanya’nın Kans şehrinde küçük bir şehrine ait. Onlar turist çekmek için Herkül denen bir yapı oluşturmuşlar. Şimdi zannediyorum dışarıdan 400 bin kişi ziyaret ediyor. Almanya içinden sayı milyonu geçiyordur. Hiç bir ilgisi yokken. Herkül hiç bir zaman Almanya’nın Kuzeyine ulaşmadı. Kans Almanya’nın orta bölümünde küçük bir şehir. Alt resimde bir şato var. Hani Almanya şatolarıyla meşhur ya. Kendilerinin yok kendileri yapmışlar. Orta çağ şatosu yapmışlar. Bir alt resimde belki bir çoğunuz görmüşsünüzdür Altın Orda’nın şaheseri; Rusya’da Kazan. Kazan’da hiçbir şey yokken bir anda Kazan camisi yapılmış . Müslüman cemaati oldu. Dünya camileri arasında mükemmel bir eser. Yanına da Kremni sarayı yapmışlar. Bunların ikisi de yeni. Söylemek istediğim şey; ne yaparsak yapalım bir kurgu olacak. Kurgulanmış bir mekân meydana getireceğiz. Mutlaka yapacağımız şeyler gerçeği tam yansıtmak zorunda değil. Az önce yemeniciler çarşısını o yüzden örnek verdim. Yapısal olarak hareket etmek zorunda değiliz. Üçüncüsü mutlaka bir mimari değeri olmak zorunda, mutlaka iktisadi değeri olmak zorunda, mutlaka estetik değeri olmak zorunda, mutlaka algısal değeri olmak zorunda, mutlaka tarihi turistik özelliği olmak zorunda. Sayın Valimin dün söylediği soruların cevapları vardır. Buda bizim önerdiğimiz model olarak düşündük. Cumalıkızık modeli. Bursa’nın bir mahallesi gibi oda koruma altında. Orada kahvaltı yapmakta oturmakta çok güzel. Ama belediye tüm evleri satın almış durumda. Satın aldığı evleri yaşayanlara vermiş. Bir çay parası veriyorsunuz ve evi geziyorsunuz sonrada alışverişinizi yapıyorsunuz sonra gidiyorsunuz. Bu modelin Harput içinde oldukça işlevsel olduğunu düşünüyorum. Zaten benzer mimari tarzda  benzer yapı üzerindeyiz. Uludağ’ın eteklerinde Cumalıkızık. Bir Osmanlı köyü olarak insan orda olmaktan zevk alıyor. Ulaşım içinde önerilerimiz var. Biz Harput’un özellikle meydan ve çevresine trafik olmamasını düşünüyoruz. Bu trafiğin yerine golf arabalarıyla buna benzer küçük toplu taşıma araçları olabilir kanaatindeyim. Resimleri benzer yerlerden yola çıkarak yapmış durumdayız. Yukarda ise Harput’a çok yerden mi tek yerden mi ulaşalım? Cevabı olarak Harput’a kuzey günümüzdeki standart yol ve doğu yolundan ulaşılması ve hepsinin bittiği yerde de bir tarihi kapı olması gerektiğini düşünüyoruz. Harput’a en az üç tane kapı ve rotalarda olacak şekilde düşündük.

Sayın Belediye Başkanımın projeleri arasında da vardı. Eğer bir teleferik düşünülüyorsa mutlaka  Harput ile Kekliktepe arasında olmalı. Yani 1280 metre ile 1450 metre arasında hafif eğimli bir teleferikle Elazığ’da tam oradan kentsel siluetiyle herkese gösterebilecek bir yapıyı yakalamış oluruz. Bunların ayrıntılarını rahatlıkla üç boyutlu olarak oturtabiliyoruz. Amerika’da senantonyum da teleferik tüm senantonyumu seyretmek üzere. Benzerini de biz burada yapabileceğimizi düşünüyoruz. Biz bunları yaparken de rekabetle değil de başka varlıkları da başka yerleri de tamamlayan bir Harput, Pertek’e Kemaliye’ye Çüngüş Madene vs hepsine faydalı olan bir Harput. Şu anda izlediğiniz resim bizim kayıp sarayımız. Şu anda ağalar mezrası olarak denilen yerde Çötelizade konağı olarak kayda geçen yer. Bu da onun vakıfnamelerdeki planı. önceki planı, tadilat planı var her şeyi var. Yığınki ve Gümüşkavak arasında.

Konuşmacı: Sayın İlhami beyin söylediği Çötelizadelerin konağı orda değil. Bayrak direğinin bulunduğu kaya başında. 16.-17. yy da Çötelizadelerin orada konakları var. 1750’de Alacami’nin karşısında müftü  Of’dan gelen Sadullah efendi. Oranın alaybeyi Ahmet ağa sekbanlarını gönderiyor Alacamisinin karşısında Sadullah efendiyi öldürüyorlar. Öldürünce o dönemin padişahın fermanıyla Harput’un içindeki alaybeyleri hepsi şehir dışına isyanda. Yazlık sarayları sarayda. Saray mıntıkası da Zertaşlar’ın ev yaptığı yer. Yazlık saraylarına geliyorlar. Konaklarını da İsmizadelere  satıyorlar.  Hurşit Efendi’nin konağı kayabaşında. Saraya geliyorlar. Saray da ipek yolunda. Kervanlar gelir Hüseynik’in deve gölüne gelir hayvanları suladıktan sonra Harput’a çıkarmış. Tacirin biri gelir sorar ben nerede kalabilirim ? Diyorlar ki Ahmet ağanın konağı var orada kalabilirsin. o gece hizmetçiler yedirir içirir. Adam sorar buranın ağası nerde. Diyorlar ki beş oğlu var, firardalar. Peki kim var diyor. Oda diyor ki valide var. Valideyle görüşüyor. valide diyor ki   Oğullarım iftiraya kurban gittiler. Tacir diyor ki Ben gideceğim  İstanbul’a valide sende benim annemsin. Valide berat fermanlarını istiyor. Üç ay sonra berat fermanlarını getiriyor.  1900’lü yıllara kadar saray mıntıkasın da  yedi konak vardı. Bunlar Keşrefzadeler sonra Çötelizadeler. 1914’te Zentereşliler konağı yıkıyor ve Zenteriş köyüne gidiyor. Alaybeyi’nin çocukları yukarı hoha gidiyorlar. Keşrefzadeler oradalar. Hacı reşit bey hacı Muhammed bey hacı Mahmut bey . ondan sonra araları açılıyor necip beylerle . Sonra onlarda Sargulu köyüne gidiyorlar. Kendileri arazilerin üzerine gidiyorlar. Çötelizadeler Yığınki’ye iniyorlar. Sarayları oradalar. Gümüşkavak’ta değil. Eyalet valisi İbrahim paşanın orada konağı vardır. 1830 da Diyarbakır’ın valiliğini alıyorlar. Daha sonra Çötelizadelere geçiyor. İbrahim paşa vefat ediyor. Yeğeni ve damadı paşa ünvanı ile valilik yapıyor.

İlhami Oğuz AKDEMİR : Sedat beye teşekkür ediyorum.yönetimin  1833 de adı Gümüşkavak değil. Elazığ’ın ilk sarayı burasıdır.

Konuşmacı: 1864’te ilk vilayet binası olarak alınmıştır. Bu projeyi de biz çizdik Ahmet aksın beyle birlikte. Bizde var projesi.

İlhami Oğuz AKDEMİR :Mithat bey doğru söylüyor.ilk halinden sonra 25 oda ekleniyor.  Bu ikinci hali. bu başbakanlık arşivinde tadilat parası verildiği için çizilen plan. Elazığ’da yok. Sizin söylediğiniz planın ilk hali de var.

Konuşmacı: Eskiden saray denen  bir şey yok. Valilerin paşaların oturduğu yere saray denir. Elazığ’da Sarayatik mahallesi var. Eski vilayet konağı yandığı vakit hacı izzet paşa 1866-67lerde jandarma kışlasına taşınmıştır. Eski büyük meydan etrafındaki cumhuriyet hanları falan o müşriyet binasının müşteribatıdır. Eski rüştiye mektepleri, eski hapishane ve hamam müşriyet binasıdır. valinin oturduğu yere saray derler efendim. Yoksa saray diye bir şey yok Elazığ’da. Yığınkideki konak Reşit Mehmet  Paşa gelmiş vilayeti aşağıya almış diye. İlk geldiği vakit ağa mahallesinde vilayet konağı varmış. Çötelizadeler Yığinkide. Çağırıyorlar Paşayı ava meraklı bir de ince saza meraklılar. Ulaşım kar kış olduğu için yola çıkmak zor. Bir gün iki gün kendi konaklarında kalıyorlar. Bu müştelibatı gördüğünüz şey reşit Mehmet paşa zamanında. Altı taş üstü kerpiçten iki katlı bir konak yaptırıyor. Bu konak sayın hocamın gösterdiği konak. O konak yanıyor. Sonra reşit paşa Diyarbakır’da vefat etmiştir. Mezarı Diyarbakır’da cami avlusunda. Bu planı gördüğünüz şey şerie sicillerinde de var saray olarak geçmez. dün de birşey söylediler söylemek istemezdim. Harput’ta konaklar vardı. Birkaç tane konak vardı onun haricinde köylerde konak vardı. Hüseynikte, Yığikide Kesirikte vardı. Taş bir kemerden atla içeri girilir 400-500 metre avlusu var. Yan tarafı selamlıklı diğer tarafı harem tarafıdır. Harem tarafı avluya bakar dışarı bakmaz mahremiyetten. Selamlık tarafı şahnı şen olur. En az 7-8 oda olur. Harem tarafında da 7-8 oda olur. Çünkü gelen misafir fırın yanar, yemek kaynar yatacak yer tesis edilir. Konaklar bunlar. Harput’taki evler 60 metre 70 metre 100 metreyi geçmeyen evler.

İlhami Oğuz AKDEMİR: teşekkür ediyorum Sedat beye. Bu plan 43 odalık bir konak. Konak kelimesi de Azeri Türkçesinden gelmektedir. ayrıntıları var; yangın var, hastalık var 1846’da 1859’da. İkinci bir sarayımız da Sarayatikte var. adını da buradan alıyor. biz Elazığ’a bir kent kimliği, bir marka değer kazandırmak zorundayız. dün konuşmacılardan biri söyledi Elazığ 1909 a kadar doğunun en önemli ipek bölgesi. Batıda bursa doğuda Elazığ.

Sayın Vali Ömer Faruk KOÇAK: hocam bunu kalkınma kurultayında daha detaylı anlatmanızı bekliyorum.

İlhami Oğuz AKDEMİR : Elazığ’ın ipek kent diye finansmanı yapılabilir. Vişnekent olabilir; vişne dondurması, vişne berberi, bordo rengiyle bir vişne kent olabilir. Fedakarlığı çok zor ama olabilecek şeyler.  Elazığ Türkiye’de deniz kıyısında olmadığı halde en fazla kıyı uzunluğuna sahip il. çok fazla göl kıyımız var göller yöresinden daha çok kıyıya sahibiz. Biz Elazığ’ı bir ada haline getirebilirsek daha çok ilgi olur. Mitolojide bu var. Fıratın Dicleye aşkını ilan ettiği yerin adıdır Hazar baba. Biz bunların hiç birini kullanamıyoruz. Yavaş şehir dünyada çok önemli yavaş şehir turizmi denen turizm var. Ben onu en sona aldım. sloganı oldukça önemli; festilay land  ediliyor. Yavaş yavaş acele etmek. Biz yapmalıyız. yavaş yapmalıyız ama acele etmeliyiz. Türkiye’de sayısı 30 bini buldu yavaş şehrin. Bunlardan biri Harput olabilir. Harput Kemaliye ile birlikte onlardan on kat daha iyi durumda. Bu toplantıda ortak akıl ne ön görürse ön görsün hepimiz güzel olanı alma yönünde hareket etmeliyiz kalıcı bir değer oluşturmalıyız. Mutlaka bütüncül bir projeye ihtiyacımız var. Yama yapma mantığını bırakmalıyız. Yanlışı yıkmanın nesi yanlıştır? Bunu düşünmeliyiz. Yanlıştan fedakârlık olmaz. Siz fedakârlık yapmışsınız ama sonuç yanlışsa fedakârlık denmez. Bir defa yapalım doğru yapalım, iyi yapalım ve güzel yapalım.

Sayın Vali Ömer Faruk KOÇAK: Deklarasyon metni hazır olana kadar bir kaç görüş alalım.

Konuşmacı: Sayın valim, Sayın belediye başkanım, sayın milletvekilim, sayın rektörüm ben Yüksel Gökay esnaf emeklisiyim.  Konuşmalara şahit olduğum kadarıyla inşallah güzel bir Harput olacak. Gündeme çok gelen konulardan bir tanesi çok isabetli şehrin içine aracın girmesini engellemek. O kalabalık anlarda gerek bayram, gerek düğün vs jandarmayla sürücü arası hep problem yaşanıyor. Ve bunun içinde esnafta oluyor. Mevcut yol durumu şehrin içine araba girmemesi için çok müsait. Kullanılabilecek çok park alanı var. Mevcut vakıfların oradan şehre yasak koyulduğu zaman o noktadan üç sokak yukarı çıkıldığı zaman park edilecek yerler var. Buraya araç sokmaksak Harput çok daha rahat kullanılacak. Sayın rektörümde buradayken söyleyeyim ben Elazığ’ın hastasıyım. Elazığ’ı terk etmeyen bir esnafım defalarca gündemi getirdiğim bir konu; ilahiyat yeni açılırken bu kampüsün Harput olarak düşünülmesini çok istedim ama olmadı. Bugün de düşünülebilir mi? Sayın başkanıma hatırlatmak istiyorum.  Malatya’nın girişinde çok büyük bir mezarlık var. su aboneliği var girişte . Mezar sahipleri saat koymuş su almışlar. Harputumuzun suyu yok. Yapılmış bir sondajla saniyede 11 litre kuyu var üstü kapatılmış. Harput’un mezarlığını da karaca Ahmet mezarlığı kadar yeşil alan haline getirmeyelim? Saygılarımı sunar sözümü burada bitiriyorum.

Yılmaz ÇORBACIOĞLU: sayın valim, sayın milletvekilim, sayın belediye başkanım , sayın milletvekillerim. İki gündür burada dinlediğim kadarıyla ishak beyle 12 yaşından beri beraber çalıştık. Onun yönetim şekliyle Harput’ta 1880 doğumlulardan başlayarak bilgi alarak Harput Yollarındaki kitabımı meydana getirdim. Hatta onun beşinci cildinde de evlerin şeklin, ailelerin kalabalığı, şecerelerini içeren bir arşivi vardı daima dua ederdi yarabbi bunu bana nasip et diye. Oğlu da vermedi. Şimdi o eserler olsaydı bu tartışmalar olmazdı. Yalnız bunların bir kısmını arşivime almışım şu anda bende. Ve onunla beraber gezip, onlarla beraber Harput’u tanıdığım için övünmek gibi olmasın hangi taşın dibinde ne olduğunu elimle çıkarırım yüzde altmış. Fakat burada tartışmalarda en çok dikkatimi çeken yeni dönem mi olsun eski dönem mi olsun roma dönemi mi olsun ? Bence bunları tartışmanın bir önemi yok. Kazılıp çıkarılıp neresi uygun görülürse oraya götürülür. Bizim en büyük konumuz Harput’ta birlik beraberlik sağlayıp bir proje üretmek. Yani şimdi koruma amaçlı imar planını sabahleyin sayın mühendis hanım izah etti. Gittikçe küçülmüş küçülmüş küçülmüş. Niye küçülmüş? Bunu araştırmayacak mıyız? Katip oğlunun kuzeyinden harfiyat aldılar temeller çıktı durdurdu. Ulucami’den kaleye inene yolun alt tarafındaki çamlığın orda iki sene önce araştırma yaparken kepçe kazıyordu. Ne yapıyorsun dedim. Orman müdürü öyle emretmiş ağaç dikiyorlar. Haydar beye haber verdik hemen durdurdu. Her tarafımızdan kazı çıkıyor o zaman hiçbir şey yapmayalım. Gelin şu anda yeşil alan diye belediyeye ayrılan iki sokağın arasına adam çam dikti. Bir sürü temel taş çıktı durduruldu. O yüzden Harput’u bilen yaşlılarla birlikte iyi bir plan hazırlayalım. Yoksa hep yaptıklarımızda hata yaparız. Şurada maket hazırlanmış sağ olsunlar. Sarahatun’un yanındaki telgrafhane yok orda. En tarihi bina. Ayakta da o tutuyor ama oraya işlenmemiş. Tam Sarahatun Camiisinin kıblesi. İki katlı kerpiç bina. Telgrafçı Akif’in türküsüyle şeceresiyle belli olan bir bina. Şuan da bir şahsa sattılar evi ve yıkılmak üzere. Yani böyle çok şeyler var. Sonra Harput’ta iki tane tarihi kabristan diyor site alanı olarak. Metresini biz İshak beyle tespit ettiğimiz zaman Harput’ta on tane mezarlık var. Mezar taşlarına gittiğin zaman 300-400 senelik taşlar var. Nasıl 2 tane oluyor? Bir türlü aklım ermiyor.. Bunları yerinde gezerek tek tek ispat edebilirim ve gerekli teknik arkadaşlarda yardımcı olurlarsa belki bir katkım olur.Hepiniz dinlediğiniz için teşekkür ederim..

Konuşmacı: Az önce Yüksel abimizin yaptığı teklifle ilgili benim bir teklifim olacaktır yani Harput’u araç trafiğine kapatalım ortadaki caddeyi kapatmakta fayda var. Müthiş bir yoğunluk bir sıkıntı yaşanıyor. Benim teklifim şu; eski Harput’un faytonlarını canlandıralım. Harput’u gezmek isteyenler faytonlarla nostaljik bir şekilde folklorik kıyafetlerle faytoncular olsun hem ekmek kapısı da olur. Bunu İzmir karşıyakada gördüm. Böyle bir teklifim var olursa güzel olur diye düşünüyorum.

Konuşmacı: sayın valim biz Elazığ müftülüğü olarak da bazı konuşmacılarda bu Kuran kursumuzun yıkılıp yapılmasıyla ilgili bazı konuşmalar geçti. Kuran kursu ile ilgili bir konu arz etmek istiyorum. Yaklaşık yüz kişilik ve sadece Elazığ’a hizmet veren değil. Bende orada yetişen öğrencilerdenim. Tüm çevreye hitap eden bir yer. Eğer yapılacaksa da ilkin binasının tamamlanmasını sonra taşınmasını talep ediyoruz. Çünkü öğrencileri tahliye edeceğimiz bir binamızın olmadığını belirtmek istiyorum. Biz burada beş camimizle hizmet veriyoruz. Burası yaşanan bir kent olacaksa bu hocalarımızın burada kalması. Şu anda en fazla sıkıntı çektiğimiz noktalardan biriside bu. İmamlarımıza lojman sorunu. Şu anda sabah namazlarında ezan okutmakta, burada kalınmakta sıkıntı çekiyoruz. Çünkü burada ev bulunamıyor. Hocalarımız kalamadığı için eğer planlamada ve deklarasyonda bunu dikkate alırsak seviniriz diyorum. Teşekkür ediyorum.

Burak BİCAN:  teşekkür ediyorum sayın valim, sayın belediye başkanım, sayın milletvekilim ve değerli katılımcılar. Bende otuz yaşında bir mimarım. Şu anda doktoramı devam ettiriyorum. Harputluyum aynı zamanda. Çocukluğumdan beri bu şehrin nasıl eski haline dönebileceğine kafa yoruyorum. Bu toplantı şans oldu. Bu girişiminiz hakikaten çok güzel bir şey. Toplantının başından beri takip ediyorum çok önemli fikirler ortaya koyuldu. Yüksek Lisansta da benzer bir konuyu ele aldım. Ben doktoramı konutların sürdürülebilirliği üzerine yapıyorum. Sürdürülebilirlik derken yapılan bir projenin öyle bir ele alınması lazım ki bugün yaptığınız uygulamanın gelecekte de tasarlamanız. Yaşayıp yaşamayacağını bugünden garanti altına almanız. Bunun için aslında üç temel ayak vardır. Bir tanesi ekonomik sürdürülebilirlik bir tanesi sosyal sürdürülebilirlik ki en önemli faktör sosyal sürdürülebilirliktir. Diğeri de çevresel sürdürülebilirliktir. Tabi bunların hepsinin etrafında bir de hukuki devamlılık sağlanması gerekiyor. Tabi Harput gibi birçok insanın yaşadığı bir kentte en son görüldüğü gibi bir ürkek problemi ortaya çıkacaktır. Kentsel dönüşüm ülkemizde son dönemde ele alınırken birçok bölgemizde birçok kentimizde insanları mağduriyetine yol açtı. Bunun burada bu şekilde olmaması gerekir. Bu nedenle en baştan beri denildiği gibi burada yaşayanlarla ortak bir çalışma yapılmalı. Öncelikle onların burada kalması sağlanırsa sürdürülebilirliğe ilk adım atılmış olur. Çünkü onların benimsemesi daha sonra Harput’a yatırımlarını buraya aktarmak isteyenleri ve bundan sonra şehir dışından diğer taleplerin gelmesi turizmin bu şekilde ayakta kalabilmesi şehrin yaşama damarlarının açılması ve temelde bu ayağa dayanıyor. Bu katmanların üst üste konularak planlanması üst üste konularak ele alınması ve bugün yapılacak planın eskilerin dikkate alınması gerekir. Bu şekilde doğru parselasyon planı da yapılabilir ve mağduriyetler ancak bu şekilde önlenebilir.  Bu hukuki zeminin de sağlam olmasını sağlayacaktır. İnsanların istekli bir şekilde projeye katılmasını burada yaşayanların katılmasını sağlayacaktır. Sosyologların bu projeye girmesi hakikaten takdir edilmesi gereken bir şey çünkü burada yaşayan insanların ihtiyaçları çok önemliydi özellikle iş ihtiyacında bu aslında ciddi bir istihdam talebidir. Bu çok önemsenmelidir burada yaşayacak sanat ve zanaat dalları gibi iş kollarının teşvik edilmesi ve yeni yapılacak çalışmalarda bu tür fonksiyonların dahil edilmesi gerekir. Örneğin Harput araştırma merkezinin bu konudaki önerilerini önemsiyorum. Şuan da Harput’ta korunmuş veya korunması gereken yapıtlar ayakta değiller eğer bir sokak oluşturulacaksa istihdam yönünün düşünülerek bu alanlara ön planda entegre etmelerinde fayda vardır. Çünkü bu burada yaşayan yerleşik vatandaşlarımızın burada kalmalarını sağlayan önemli bir basamaktır. Ancak bir mimar olarak şu eleştiriyi getirebilirim tabi Harput’ta birçok katman farklı yüzyıllarda yaşamıştır. Biz bir sokak ortaya koyacaksak bu yapıştırma şeklinde kopuk oluşan birbiriyle farklı dilleri konuşan sokağı sıra sıra dizmek şeklinde olmamalıdır. Bunun daha başka yolları vardır. Ayrıca Avrupa’dan verilen örneklerde mesela Almanya’da tarihi ve turistik birikimleri olmadığı için kendilerine fantezi bir eğlence merkezi inşa ederek öne çıkmaya çalıştıkları aslında bir değere sahip olmadıkları için bağlanmaya çalıştıkları figürlerdir. Bizim bugün buna ihtiyacımız yok Harput yeteri kadar köklü bir geçmişe sahiptir o nedenle çok daha tutarlı tarihe saygılı yapılaşmayı yapmak da mümkündür. Ben şuan da yapmakta olduğum doktora tezinde Kopenak’ta bir konut bölgesi nasıl canlandırmaya çalıştığını araştırdım. Bugün orası çalışır vaziyette ve şunu gördüm halkın desteğini almışlar ve herhangi bir kopyalama girişimine girmemişler ve mevcut yapıya sahip çıkarak bunu koruyarak sürdürmüşler ve bugün İngiltere prensinin bile ziyaret ettiğini konut alanına çevirmişler. Bizde de bu değerler vardır bunu koruyabiliriz bunu sürdürebiliriz. Son olarak şunu eklemem lazım buradaki mimari niteliği nasıl elde etmişler? Bunu araştırdım özellikle orada farklı kurumlar var mimari planları ya da en son çizilenin kararı bugün bizim vereceğimiz plan veya temel kararlarla olacak şeyler değildir. Bu bir sistem önerisi bir danışman kurul farklı bir üniversitede danışmanlık hizmeti alan yapılacak her tür mimari yapının tasarım işinin, projelendirme ve kontrol işinin bir danışman ekip tarafından valiliğimize veya belediye başkanımıza öneride bulunması bunun belki de yarışma süreciyle yürüyecekse bir ekip tarafından tasarlanması yapılacak her türlü müdahalenin niteliğini de sağlandıracaktır bu da mekânsal bir sürdürebilirlik sağlayacaktır ve yatırımlar boşa gitmeyecektir. Şunu örnek vermek istiyorum Elazığ’da yapılan Misland son zamanlarda çalışmaz hale geldi. Orada yapılan da kesinlikle tarihimizi sürdürelim Türkiye’nin her yerinden örnekler gösterelim derken bir köşeye küçük bir Pamukkale bir köşeye Osmanlı Lokantası bina cephelerini bir şekilde Selçuklu eseriyle vb bezemelerle oluşturarak sadece çözümlemek bir sonuç getirmedi. Çünkü Pamukkale’yi görmek isteyen Pamukkale’ye gitti. Bir kale görmek isteyen Harput Kalesine gitti. Bu nedenle bizim mevcut değerlerimiz doğru tespit edip özellikle burada yaşamış kişilerin tecrübelerinden faydalanmak bunları not etmek ve mimarı planların nasıl yaşandığı hakkında bunun nasıl kurgulandığına kadar varan detaylı bilgileri o kişilerden elde etmek olmayan bir yapıyı bile hayata geçirmek mümkündür. Bu nedenle bunu çok önemsiyorum. Çok değerli bir toplantı umarım burada konuşulanlar yayına da geçer sadece ses ve görüntü kayıtlarında kalması insanlar için yeterli olmayabilir. Eğer yayına da dönüştürülürse çok verimli bir sonuç elde edebiliriz. Bu kalıcı da olur. Teşekkür ediyorum bu organizasyonu gerçekleştirdiğiniz için.

Konuşmacı: Harput’un bana göre iki kimliği var biri ilim diğeri irfan. Burada medreseler var bizler de bu medreselerin varisleriyiz. Diyanet eğitim merkezi ve Kuran kursumuz 2007 yılında Diyanet Eğitim Merkezi olarak müracaat ettik. İhtisas eğitim merkezi olsun diye. Din işleri yüksek kurulundan karar çıktı fakat Prof. Dr. Mehmet Aydın hocamız tam irade gösterseydi faaliyete geçmiş olacaktık. Böyle kaldı. Şuan da 6 yerde ihtisas eğitim merkezi var en son Diyarbakır’da açıldı. 4 tane daha kadro boş. Eğer milletvekilleri ve sayın başkanımız işin siyasi lehçesinden hareket ederlerse bir ihtisas buraya alabiliriz. En azından kıraat ihtisasını buraya alabiliriz. Diğer bir konu Fırat Üniversitesi hocalarımız ve biz bir yerde konuştuk. İlahiyat Fakültesi hocalarımız Harput’ a gelmek istemiyorlar.  Biz de dedik ki en azından lisansüstü eğitimler Harput’ta yapılsın. Ona sıcak bakıyorlar. Bunun için de Harput’ta hani İstanbul’da İslami araştırma merkezleri var ya biz bunun başına koyalım Harput İslami araştırma merkezini burada kuralım. Yani eğitim merkezimiz kurs merkezinden çıksın araştırma merkezi haline dönsün. Bunu yapmaya çalışalım ki Harput’ta DarülHattatlar var. 7 kıraat üzerine Kuran eğitimi veren kişiler de buradaymış. Araştırma merkezinin yapıldığı kompleks halinde bir yer yapılması lazım. Önce yapalım sonrasında mevcudu yıkalım. Öncelikle buraya hem hocalarımız için hem de buraya gelenler için yaklaşık 50 tane lojman yapmamız lazım. Şuan da lojman olmadığı için çok kaliteli sesli hocalarımız gelmiyor. Şartları kötü. Çok güzel ezanların dinlendiği bir mekân haline gelmesi lazım. Piknik işini de halletmemiz lazım. Ulu Camii’nin önünde sırtını da camiye dönerek piknik yapıyorlar. Yeni piknik alanları açmamız lazım Harput’u piknik alanından çıkarmamız lazım. Lokantalara sınırlama getirmemiz lazım.  Harput’un dokusuna onların da uygun olması lazım. Düğünlerde yapılıyor. Biz gürültüden uyuyamıyoruz. Harput musikisi olsa neyse de müzik yüzünden uyuyamıyoruz. Bir sınırlamanın olması lazım. Benim en son söyleyeceklerim bunlar. Saygılar sunuyorum.

Konuşmacı: Eskiden kaya başında namazgâh yeri varmış. Şimdiki havuz yeri ve oyun pistinin yeri namazgâhtı. Yedi dönümdü. Etrafı bir metre duvarla çevrili ortasında minberi, mihrabı taş ve üstü açık. Yine eski haline getirilmesi nasıl olur? Benim teklifim bu. İki asırdır orada törenler yapılmış.

Sayın Vali Ömer Faruk KOÇAK: tam yeri neresi?

Konuşmacı: Yeri kaya başında, Balakgazi’nin olduğu yerde, çocuk oyun pistinin olduğu yer. Orası namazgâhtır. Orayı eski haline nasıl getirebiliriz? Benim teklifim buydu. Birde ikinci bir husus çarşılar kömürlü meydanından başlar. Sarahatu’nun orda çarşılar biter. Ulucami’nin oraya çarşı yapalım. yemeniciler çarşısı kömürlü meydanı hıyarcılar, kasapcılar, dalakcılar çarşısı, büyük meydan,  jandarmadan aşağı inen kuyumcular çarşısı, başında hanpınarı çeşmesi,  bu çarşıların hepsinin başında birer tane çeşme vardı. Hepsini yok etmişizdir. bir husus daha var. Bu çarşıların yanında birer tane de mescitlerimiz vardı. Fakat bunlarda yok oldu. bir tek saraçhane başında bir manifaturacıların çarşısı vardır. Onun haricinde çarşı yok. Teşekkür ederim efendim.

Konuşmacı: Sayın Valim Ulucami’den Sarahatun camisine doğru gelen sokak Harput’un en işlek çarşısı. Hatta kitaplarda geçen Şeytan Çarşısı. Çünkü sağda Hükümet Konağı, yanında Belediye binası, Sarahatun’a doğru geldiğiniz zaman PTT ve orası Harput’un ana çarşısı. Bunun haricinde bir çarşı yok. Teşekkür ederim.

Konuşmacı:  Biz gittiğimiz yerlerde hediyelik eşyaların turistler tarafından beğenildiğini görüyoruz. Harput ile ilgili yazılmış eserleri bir arada toplasak burada gelen turistlere ikram etsek veya satsak nasıl olur? Biz Elazığ Hazar Şiir akşamlarıyla markalaştırdık. Acaba Elazığlı şairlerin Elazığlı yazarların Harputla ilgili şiirleri bir yerde toplanamaz mı? Veya toplandıktan sonra da gelen turistlere ikram edilemez mi? Ben bunu söylüyorum teşekkür ederim.

Konuşmacı: Biraz önce bir arkadaşımız sürdürülebilirlikten bahsetti. Bu çok önemli bir husus bir şeyin sürdürülebilir olması için ihtiyaç haline gelmesi lazım. Fonksiyonel olması lazım. Bir arkadaşımız bir şey daha söyledi mesela bir faytonla ulaşım ile ilgili. Bu bir ihtiyaç haline gelmeden yapılırsa sürdürülebilirliği ölmez. Bugüne kadar Harput’ta yapılan her şey genel geçer nitelikte. Bu nitelikte olduğu için her şey kısıtlanmış. Buradaki nüfusun azalmasına ve buradaki hayatın sınırlandırılmasına yol açmış. Yapılan her girişim olumsuz sonuçlarla karşımıza çıkıyor. Bu yüzden Harput’ta nüfusun artmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Bir şey valiliğin belediyenin pompalamasıyla ayakta tutuluyorsa devam ettirilemez. Kendi kendini beslemesi lazım. Deklarasyon hazırlandığı zaman şu hususa dikkat edilmesi gerek; buradaki bir takım ideolojik ele alınırsa sürdürülebilirliği ihmal edilmiş olur. Herkesin kendi kafasındaki ve idealindeki projeler ille de dayatması bundan taviz vermemesi şeklinde bir deklarasyon hazırlanırsa Harput’taki yaşamın sürdürülebilir olmasına katkı yapmamış olur. Teşekkürler.

Zinnur  BAŞGÜN: Mimarım. Toplantı başladığından beridir acaba biz Harput’a turistleri nasıl çekebiliriz diye düşünüp yoğunlaştım ve bir fikir ürettim bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Ben bir Elazığlı olarak düşünüyorum da misafirlerimi Harput’a neden getirelim. Buradaki evliyaları türbeleri gezmek amacıyla, manevi havayı solumak amacıyla getirdiğimi düşünüyorum. Buna ek olarak sağlık bakanlığının izniyle mevcut olan binaları koruyup buralara yine huzur verecek alternatif tıp merkezleri açılabilir. Örnek verirsek psikolojik tedavi merkezleri, hacemat merkezleri, müzikle tedavi merkezleri vs. çoğaltılabilir. Sonuçta Harput bir mahalle, tarihi özelliği olan bir mahalle burası. Turistleri buraya nasıl çekebiliriz diye yoğunlaştım. Turistler buraya huzur bulmaya geliyorlar, türbelerimiz, evliyalarımızla. Buna ek olarak alternatif tıp merkezleri açılırsa daha iyi olabilir diye düşünüyorum. Evliyaların olduğu bölgelerde böyle yerler açılmış ve insanlar akın akın gitmekte şuan da. Teşekkür Ediyorum.

Yaşar Sabri ŞANLI:  Sayın valim, Sayın belediye başkanım, sayın milletvekilim, sayın rektörüm, değerli katılımcılar Fırat Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim görevlisiyim aynı zamanda ressamım. Bu toplantı hakikaten bizlere heyecan verdi bu toplantının en önemli göstergesi aslında karşımızda duruyor. Şimdiye kadar yapılan işlerin yanında bir deklarasyon yayınlayacak bu çok önemli bir şey. Bizim burada söylediklerimiz yapılmayacak şeyler değil dün ve bugün kazıyla ilgili şeyler söylendi. Kalede 2005 yılında kazı yapıldı. Ben de o ekibin içindeydim bir ressam olarak aslında o tür kazıların umut vermesi için adı kurtarma kazısıydı. Binada kazıyı yaptık. Binalar temeller ortaya çıktı ama deklarasyon gerçekleşmedi. Benim teklifim kale içerisindeki temeli belli olan yapıların restore edilmesi bir işlev verilmesi gerekiyor. Harput’ta lokomotif bir öğe olarak ortaya çıkması gerekiyor. Çünkü dünyada çok fazla bir örneği yok. Kaleyi restore edip kalekent haline getirdiğimiz zaman buraya insanlar gelip tarihi bir mekan gördüğü zaman dünyada da bir ilki olacak. Kalede artuklu sarayı var her şeyden önemlisi bir Osmanlı kenti bu dünya genelinde ses getirecektir. Önümüzdeki günlerde yine kazıya başlanacak. Bu bina yanlış yerde yapılmış böyle hatalar olabiliyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar Teşekkür ediyorum.

Muammer KÖKÇÜ: nasıl bir Harput olmalı? Kişisel görüşümden kaynaklanarak söylemek istiyorum. Harput’ta üniversite ve bölümleri olmalı. Harput öğrencilerle, insanlarla, eğitimle, kültürle dolu olan bir Harput olmalı. El işlemeciliği olan bir Harput olmalı. Hamamları olmalı. Kültür evleri olmalı, medreseleri olmalı, müzeleri olmalı kültürünü koruyarak eski hanları, çarşıları çeşmeleri inanç kültürünü ön plana çıkararak halk binaları seyreden şekliyle değil de buraya dışarıdan gelen turistlerin, Harput’u görmek isteyenlerin görebileceği bir Harput olmalı. Eski kültürümüzü yaşatacak, turizme açacak, halkın daha çok oniki ay boyunca burada kalabileceği Harput olmalı diye düşünüyorum. Teşekkür ediyorum.

Nihat KAZEZOĞLU: Sayın Valim, sayın belediye başkanım, sayın milletvekilim, sayın rektörüm ve değerli katılımcılar. Söze şöyle başlamak istiyorum; demokrasiyi benimsemiş ve uygulayan ülkelerde yapılan bu toplantının Harput’ta yapılması bizleri gerçekten çok mutlu etti. ve gerçek demokrasinin Harput’ta adımının atıldığını da bugün olarak yazmak lazım. Çünkü ancak Batı’da ki gerçek demokrasi olan ülkelerde bu tür halka sorularak, anketler yapılarak yapılacak değişikler gündeme taşınmış oluyor. Gerçek demokrasinin Harput’ta temel atıldığını görmek gerçekten büyük bahtiyardır. Saygılar ve sevgiler söylüyorum. Harput’ta çok güzel bir kültürel yapı var. Biz bunu güzel bir mekânda gerçek Elazığlılara ve gerekse dışarıdan gelenlere sunmamız gerekir. Urfa’ya gittiğiniz zaman çeşitli yerlerde sıra gecesi niteliğinde gelen misafirlere sunulmalıdır. Ama bizlerin öyle bir şansı yok. Bunu inşallah Harput’ta başlamak gelenlere yöre türküleri, şiiri, oyunlarıyla göstermek durumunda olursak çok daha iyi tanıtım olur. sevgili rektörüm burada her hangi bir fakültenin açılması durumunda Harput’a bir canlılık getirebilir mi bilmiyorum. Ayrıca müzenin üniversitedeki işlevi çok geri planda. ama o müze burada sergilenirse zannediyorum biraz daha ilgi çekeceği düşüncesindeyim. Ayrıca 60’lı yıllarda ben lisedeyken o zamanın Hoşlu Mehmet Ağa mıydı bilmiyorum Harput’a teleferik istemişti. Tabi bunun şartları nedir. Askeriye müsaade eder mi SODES projeleriyle olur mu? Düşünceleri uzmanlarla da paylaşmak iyi olur. Konaklama ile de Harput’a iyi bir çehre verilmeli. ve Harput’ta yöre yemeklerinin, yöre içeceklerinin mesela çedene kahvesi, orcik vs yöre adıyla sunulması zannediyorum daha iyi olacağı düşüncesindeyim. Harput’un en önemlisi inanç merkezi haline gelmesi de düşünülebilir. Teşekkür ediyorum. Allah bu grubu Elazığ’ın başından eksik etmesin. Saygılar sunuyorum.

Zekeriya BİCAN:  sayın valim iki günlük çalıştayın hemen hemen sonlarına geldik. ben kısa bir anekdot anlatmak istiyorum. Böyle bir çalışmanın yüz yıl önceki düşünce tezahürü. 1898 yılının devrin Vali paşası cuma namazını kılmak için Harput’a geliyor. Vali paşanın atından ineceği binek taşı var. Tesadüf taşta da Harput’un deli hacısı var. Çok büyük bir velidir kendisi. koşuyorlar seyisler ; aman veli efendi taştan in vali paşa geliyor ayıp olmasın. Oda; hayır inmem bu taş bana ait. Ve vali geliyor. Vali deli hacının karşısına geliyor. Soruyor durumunu oda; kaleyi yap kaleyi yapmazsan ne sen kalırsın ne ben. o arada da vali paşa kale tamiri için para istemiş. Red cevabı almış . Valinin gözleri dolmuş ve şöyle diyor;  vah vah ki ne güne kaldık. kalenin derdi bir valiye kaldı birde veliye. Şimdi seviniyorum. Bugün sadece vali beyin, bir iki delinin derdi değil akıl sahibi kişilerin derdi olmuş. ve bu salih bu güzel düşünce ile hepimizin yanında yaradanın varolduğunu , yardımcı olduğunu biliyorum. Çünkü bir ara kendimi sayın başkanımın ve sayın valimin yerine koydum. Omuzlarım düştü. Bu kadar derdi nasıl çözeceğim diye. Ama bismillah diyip başlayınca her şey çorap söküğü gibi gelip geçecek. Başka bir söz söylemeyeceğim. Herkese teşekkür ediyor , saygılar sunuyorum.

Sayın Vali Ömer  Faruk KOÇAK: aslında bu işleri düşündükçe bizlerinde omuzları düşüyor ama bugün omuzlarımız yüksek onu söyleyeyim. Yani bu kadar ilgi olunca. işi yapmanın yolu paylaştırmak. hepimiz buradayız. Yükü beraber paylaşırsak olur. Delilerle valilerin bir araya gelmesiyle fena bir şey çıkmaz.

Konuşmacı: ben esnaf olarak size söz veriyorum. Rektörümüzün yanındayız. Üniversite için güç olarak bütün arkadaşları toplamaya varım.

Bedrettin KELEŞTİMUR: Çok teşekkür ediyorum. Ben bir şiir okuyacağım. Harput’un fotoğrafını çizen iki kısa şiir.

Kurşunlu cami önünde bir çınar
Tarihten nice yaprağa al olur
Ötelere akıp giden bir pınar
Yunus gibi dervişlere kal olur

Anadolu toprağı Türk’e vatan
Bağrında cennet, gazi-eren yatan
Şahadettir, nur üstüne nur katan
Türbe,imaret insana hâl olur.

Kartal yuvası, bir peri masalı
Ulu Cami, Sarayhatun tasalı
Camiden içeri adım basalı,
Duvarlar, sütunlar söze lâl olur.

Yesevi dergahından göç eylemiş
Nice zaman mekân kurup söylemiş
Başını vermeyen şehit böylemiş
Harput, şanıyla tarihe mal olmuş.

Kayabaşı, bütün sırlar sendedir
Kılıç çalıp tepen, Belek sendedir
Her dem dolup taşan öfke sendedir
Toprağın nabzında atan nal olur.

Bir maya dilden dile söylenir
Şair Hayri’deki efkâr küllenir
Hoyratlar, ‘buz olup..’ cana tüllenir
Zaman içre, mevsim mevsim çal olur

Fırat ötelere yoldur, çağrıdır
Kerkük nice zaman oldu ayrıdır
Maniler hoyratlar içten ağrıdır
Bu belde, devran döner sal olur.

Sözümüz, dünden bugunu kavrayış
Memişoğlu, Sunguroğlu arayış
Adım adımda Harput’u tarayış
Şu fani toprak, maziye şal olur.

bir diğeri de tasavvufi bir şiir ;

Harput’un güneyi surdur, kaledir
Bakarsan yüzüne kıyamdadır
O ne hoyratta ne de işvededir
Vatanın burcunda açan laledir.
.
Ne virane, ne de içten harabedir
Özü aşk ile dönen pervanedir
Onu göremeyen göz divanedir
Aminlerle, duaların dilidir! ! .

Kurşunlu cami, asırlık çınar..
Her fecir, vuslat ateşi yanar..
Erenler meclisi her dem de konar
Her mekan; manevi harcın elidir

Hakkı Tefekkürdür, beş vakit farzın
Nabzını dinlersin kürre-i arzın
Velilerin ruhaniyetiyle, arzın
Yakarışı, Ayne’l yâkın halidir! !

Harput’un tapusunda; Vatan yazar…
Kem söz, kem yüz bu derya şehri üzer…
Bak, hele tarih ötesine nazar
Fermanında ebed-müddet âlidir! ..

teşekkür ediyorum.

Murat bey: tabi işin süreçleriyle ilgili söylenmeyen söz kalmadı. Biraz paradan bahsederek dikkatleri çekmeye çalışacağım. Turizmin birkaç çeşitliliği var. bir çok yeri gördüm. Elazığ’ın da son beş yılının  içindeyim. Size sabah sunmuş olduğum derginin tarihi 2009 yılı. şu anda elimde olan belgenin tarihi 2010 yılı. Bir tanede elimde dünü bugünü Harput olan 2005 yılında yazılmış kitap var.  Hepsini de inceledim. şu anda konuştuklarımızdan farklı hiçbir şey yok. Süreçler ve yöntemler belli. Ama bunun niayi sonucu olan turizm hareketliliğinin sağlanmasında hangisini öne koyacağımız, hangisini sunacağımız önem arz ediyor. Bugün biz GAP turu dediğimizde turizm hareketliliği var ama sadece  GAP olarak satılıyor. bizde bunu sadece Harput olarak düşünürsek niayi olarak turizmi kaldırmada eksik kalırız. Biz bunu Fırat havzası olarak bu yıl satmaya başladık. Beş yıllık çalışmanın bu yıl neticesini aldık. bizim alt yapı olarak eksiğimiz gastro turizm yani yemek . Bunun bu şekilde şekillendirilmesi lazım. Rehberimiz yok. Tureb’e rehber yetiştirilmesi için başvuru yaptık. Bu bölgeye yirmi tane rehber gönderilecek. Size bir örnek vereceğim. Sabah ki sosyal araştırmanın neticesinde aslında buradaki halkın ciddi bir ekonomik probleminin olduğunu gördüm. Aslında turizm şu an kazandıranın on katını kazandırır. Bizim getirdiğimiz bir turda bir grup üçbin tl bıraktı. sadece bir tur kırküçünden de bahsetmiyorum. Urfa’daki küçük çocuklar nasıl tarihini anlatıyorsa buradaki küçük çocuklarda onları yapacak. Esnaflar el sanatlarını geliştirecek. Biz Rize turumuzda Rize bezini satıyoruz. Oradaki esnafın bu işten geri döngüsünü sağlıyoruz. Yani Harput’un turizme kavuştuğunda altyapısal hizmetlerinin de bu süreçte planlanması gerekiyor. Kronolojik sıraya göre yapmalıyız. Müzeyi de gezerken öyle yaparız. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Sayın Vali Ömer Faruk KOÇAK: metin hazırsa karşıya yansıtalım. Sonra deklarasyon metnini tamamlayalım. Tamamlayamazsak ara kodları yapalım. Sonra katılımcıların imzasına sunarız. Hızlıca toparlayacak olursak; dünden bugüne aslında çok canlı, katılım düzeyi ve enerjisi yüksek bir toplantı yaptık. İlk gün birinci oturuma 86 kişi katılmış. İkinci oturuma 62 kişi katılmış, üçüncü oturuma 56, son oturuma da 54 kişi katılmış. Böyle düşen bir trenk var ama çok büyük oranda bir düşme yok. Aslında bizim başlangıçta hedeflediğimiz sayı 50’ydi. 50 civarında yapacağımız bir toplantı hedefine ulaşacak diyorduk. Beklediğimizden çok daha fazla katılımcı ve katılım düzeyi oldu. Hemen hemen her konuda, gerek ilke düzeyinde, gerek tespit düzeyinde, gerek politik düzeyde, gerek icra, proje, program düzeyinde fikirler ileri sürüldü. ve sonuçta en önemli konsensüs şöyle oluştu; Harput için bütün paydaşlar beraber hareket etmeli, ortak akılla hareket edilmeli, başlanılan işler muhakkak bitirilecek şekilde hareket edilmeli. Yani bütüncül bir yaklaşım sergilenmeli. en önemli konsensüs maddesi budur diye düşünüyorum. Başlangıçta Harput’a dört bin yıllık bilinen tarihi içerisinde ve bilinmeyen tarihi içerisinde kimler bu şehrin oluşmasına katkı yapmışsa hepsine teşekkür ediyoruz. bizden önceki yöneticilere, burada yaşayanlara, buradaki sivil toplum kuruluşlarına, iş adamlarına, esnaflara , tüccarlara, burayı ziyaret edenlere, buralı olmayıp buraya katkı yapanlara, bilim adamlarına, din adamlarına herkese minnetlerimizi, şükranlarımızı sunuyoruz. Bundan sonra yapılacaklar için de aslında sadece Harput’ta yaşayanların değil, Elazığ’da yaşayanların değil bütün dünyanın bir değeri olan, dünyaya ait olan, bir kültür mirası olan Harput’un gelişmesi için herkesin el birliği ile hareket etmesi gerektiğini bir defa daha not ettik. Bundan sonra beraber hareket edeceğimiz konusunda ortak bir kanaate ulaştık. Harput’u koruyup geliştirirken belirli ilkeler etrafında toplanmamız gerektiğini tespit ettik. Maddi ve manevi değerlerimizi koruyup geliştirme konusunda hemfikir olduk. Bunda yapılan araştırmaların sonuçları da aynı şeyi söylüyor. Burada katılımcılarda aynı şeyleri söyledi. Ortak yaşama kültüründen bahsettiğimizde burada şu anda yaşayan Harputluların sosyo-ekonomik statüsünün geliştirilmesi temel ilkelerimizden bir tanesi. Bunda da hemfikir olduk. Bütün anlaşmazlıkların çözümü için önce uzlaşmayı hedef almamız konusunda anlaştık. Eğer ki bir mülkiyet kamuya lazımsa önce satın almayı denemeliyiz. İnsanlarla anlaşarak herhangi bir şekilde davalık olmayacak şekilde konuyu çözmeliyiz. Ama çok zorda kaldığımız ve mecburen yapmamız gereken bir şey varsa da buna müracaat etmekte tereddüt göstermeden cesaretle hareket etmeliyiz. Sürecin katılımcı olması yetmez, aynı zamanda şeffaf olması gerekir. Yani yapılacak işlerin burada yaşayanlarla birlikte karar verilmesi hem de yapılan projelerden burada yaşayanlardan burada yaşamayan paydaşlara paylaşılarak gitmesi bu katılımcılığın vazgeçilmez iki öğesidir. Ayrıca bir izleme mekanizması oluşturularak da hesap verilebilirliğin sağlanmasına da burada karar verdik. Bunun öncelikle üçer aylık dönemler belki ileride bu süre artırılabilir. Altı aylık ve bir yıllık izleme toplantılarıyla neler yapıldığının izlenilmesi ve üzerinde hesap verilmesini sağlayabilir diye düşündük. Ayrıca bazı öncelikler belirledik. Bunları şimdi deklarasyona aktaracağız. Eksik kalan kısımlarını da orada tamamlayacağız. Not aldıklarımı da ifade etmek istiyorum. Harput’un kültürel ve manevi hayatı öncelikli olacak. Ve bu çerçevede turizm geliştirilecek diye bir karar aldık. Yani biz buradaki kültür ve medeniyet değerlerimizi, manevi değerlerimizi saf turizm gelişsin diye feda edecek bir yaklaşım sergilemeyeceğiz. Zaten bunların varlığı turizmin sürdürülebilir olması ve gelişmesi içinde vazgeçilmez bir unsur. Kısa dönemli kazançlar için uzun dönemli kültürel ve manevi değerimizden feragat etmeyeceğiz. Ancak bunların turizmi geliştirebilir hale gelmesine de yardımcı olacak işler yapmamız gerekir. Kanaati burada oluştu. Peki, nerden başlayacağız dediğimizde en yakın tarihi doku odak olmak üzere. Her döneme ait anıtsal sinir yapıların korunması, ama temel olarak yaşayan Harput’un çağlardan gelen süzülmüş kültürünün devam ettirilmesi ve bunun devamını sağlayacak şekilde şehrin dizaynı konusunda anlaştık. Şehrin bütüncül olarak ele alınması ve bunlar içerisinde ulaşımın hem günümüze hem de gelecek ihtiyaçlara cevap verecek tarzda yeniden dizayn edilmesi konusu söz konusu oldu.  Ama her şeyden önce bizim Harput’u bütüncül bir yaklaşımla ele alması kanaati de ortaya çıktı. Kamu özel sektör, sivil toplum kuruluşlarının koordinasyonu sağlanarak herkesin görev paylaşımını yapması bu koordinasyonun etkin şekilde gerçekleşmesi sonucu projelerin hazırlanması arkasından da fiiliyata geçirilmesi gerekir. Yine burada alınan önemli kararlardan bir tanesi koruma amaçlı imar planının en çok üzerinde müellifi dahil herkesin anlaştığı bir husustur. Bu zamana kadar bir takım hataların yapıldığı ancak hatalardan ders alıp hatalara takılmadan bundan sonra yapılacaklara odaklanılması gerekir. Şimdi biz bunları yazılı olarak deklarasyona aktaracağız. deklarasyon metni üzerinde de kısa bir müzakereden sonra gerekirse de tekrar zaman isteyeceğiz. Ancak şunu söylemem lazım belediye başkanımızla da şimdi istişare ettik. Ortaya çıkan bu sonuçtan sonra biz oturup onbeş gün içinde eylem planı gibi plan hazırlayacağız. Öncelikle yapılmasında herkesin konsensüsleri uzmanlaşma sağladığı hususları biran önce hayata geçirmek için taze eylem planı yapacağız. Beklemeye tahammülü olmayan, herkesin kabul ettiği hususları hemen hayata geçireceğiz. onun dışında tasarım gerektiren , uzmanlık gerektiren ve süreç içerisinde yine politik karar gerektiren hususlar içinde bir tasarım çalışmasına başlamış olacağız. Değerli katılımcılar bu toplantı benimde enerjimi artırdı. Zaten Elazığlılara olan yüksek güvenimi biraz daha artırdı. Sevgi ve muhabbetimi biraz daha artırdı. En uzlaşılmaz diye düşündüğümüz konularda bile aslında niyeti düzgün olan amacı hayır olan insanlarla ne kadar kolay uzlaşılabileceğini bir defa daha gördüm. Ve bunun için bütün katılımcılara canı gönülden, yürekten teşekkür ediyorum. Bu işin ağırlığı altında düşen omuzlarımızı biraz daha yükselttiler. epeyce yükselttikleri için ben teşekkür ediyorum. toplantının bu kadar canlı geçmesinde tabiki milletvekillerimizin, belediye başkanımızın , buranın kanaat önderlerinin , büyüklerimizin çok önemli rolleri oldu. ama müsaade ederseniz onları temsilen belediye başkanımız, milletvekilimizde görüşlerini söyledikten sonra deklarasyon metnine kısaca bakalım. Ben hepinize tekrar teşekkür ediyorum.

Mücahit YANILMAZ: Sayın valim, Sayın Milletvekilim ve çok değerli katılımcılar öncelikle bende hepinize çok teşekkür ediyorum. bu şehrin belediye başkanı olarak bugün burada sadece Harputu değil bir bütün olarak Elazığ2ı konuşmuş olduk belki Fırat havzasını konuştuk. Ben kendi adıma Elazığ’la ilgili yapılacak çok şeylerinde notlarını aldığımı söyleyebilirim. Bir beyin fırtınası yapmış olduk. Her zaman söylediğim gibi attığımız her adımı ne kadar çok istişare yapar ne kadar işin uzmanlarıyla görüşür onlarında fikirlerini alırsak o kadar doğru bir adım atmış oluruz mantığının burada yansımasını gördüm. ben fikrini görüşünü açıklayan , şöyle olursa daha iyi olur diyen bütün katılımcılara çok teşekkür ediyorum. Şimdi işin icracısı olarak önümüzde ağır bir yükün olduğuna inanıyorum. ancak bu göreve daha ilk talip olurken ağır yükleri de kaldırmak üzere talip olduğumun inancı içindeyim. İnancımı da hiçbir zaman kaybetmedim. Elazığ’a küçük işler değil büyük işler yakışır. Büyük projeler yakışır. Sorumluluğu büyük olan şeylerin altına girersek sonuç alırız. Harput’ta bunlardan biridir. İnanıyorum ki buradaki görüşler, fikirler Harputun geleceği için çok önemli bir adım olacaktır. Deklarasyonu biraz sonra yayınlayacağız. Tabi iki günlük süre içinde her birimiz farklı şeyler konuşmuş olabiliriz. Ancak bu kapıdan çıktığımızda hepimizin üzerinde duracağı tek bir nokta var oda deklarasyona yansıyan konulardır. O konular artık hepimizin fikri, hepimizin görüşüdür. Ve hepimizin üzerine gideceğimiz konulardır. Biraz önce sayın valimizinde belirttiği gibi bu heyecanı bu duyguyu söylemden eyleme çevireceğiz inşallah. En geç on beş gün içinde de eyleme geçeceğimiz bir yapıyı oluşturacağız. siz katılımcılar, Elazığlılar, Harput’ta yaşayanlar artık sadece konuşan bir yönetim değil iş yapan bir yönetim olduğunun da heyecanını hep birlikte göreceğiz inşallah. Çünkü bu şehrin heyecana ihtiyacı var. Bu şehrin geleceğe ümitle bakmaya ihtiyacı var. bu da sadece söylemlerle olmuyor, eylemlerinde bunu beslemesi ve buna sahip çıkması gerektiğine inanıyorum. bu açıdan çok basit bir örnek olsun diye söyleyeceğim mesela; Beypazarı evleriyle şanlı, şöhretli özelliklerinden önce Beypazarı kurusuyla meşhurdur. Yani neticede bizim o güzelim pidelerimizin, ekmeklerimizin olduğu bir yer değil. Bir kuru yaptılar, onu pazarladılar ve Beypazarı kurusu olarak dünyaya tanıttılar. Gittikleri yerlere bunu hediye olarak götürdüler. Bunu bir marka haline getirdiler. Biz de Elazığ’ı marka şehir haline getirmeliyiz. ev sahipliği yaptığından dolayı sayın valime çok teşekkür ediyorum. Elazığ’da tepe yönetim olarak aynı şeyleri düşünüyoruz. Aynı hedefe doğru yürüyoruz. Ve yürürken de problemin altına hepimiz gövdemizi koyuyoruz. Uzaktan bakmıyoruz. Hepimiz tutuyoruz. Ve olaydan da sonuç alıyoruz elhamdulillah. çok kısa bir zaman önce onbeş gün önce çevre bakanlığımızdan birmilyon yüzbin liralık Elazığ’a bir hibe oldu. Elazığ’ın kent bilgi sistemini çevre bakanlığımız kuracak. 51 vilayet buraya taliplidir. Ama gittik görüştük. projelerimizi anlattık. Pilot il olduk. Ve bu hibeyi biz aldık. Bu hibe orada duruyor kim mücadele verirse ona geliyor. Siz oturarak bunu alamazsınız. Elazığ’ın kentsel dönüşümüyle ilgili yine beşyüzbin liralık mühendislik ve müşavirlik hizmetlerini çevre ve şehircilik bakanlığından hibe olarak yine Elazığ aldı. son bir ay içinde Ankara’dan Elazığ’a aldığımız hibe karşılıksız para birmilyon altıyüz liradır. Biz bu çalışmalarımıza devam edeceğiz. Sadece Elazığ belediyesinin bütçesiyle idare edilmez. Bu toplantının bitiminde sayın valimle de istişare ettik. Ramazan boyunca Harput’ta çok güzel tasavvuf musikisi dinletisi yapan sanatçılarımız vardı. Dünyada Harput’un tanınmasına vesile oldular. Ben huzurunuzda bu sanatçılarımıza teşekkür ediyorum. Ben rektörümüze de teşekkür ediyorum. Çünkü onlar üniversitemizin öğretim üyeleri. Orada eğitimlerde de devam eden öğrenci yetiştiren sanatçılarımız. biraz sonra gelecekle . Bize bir onbeş dakikalık Harput musikisinden güzel bir dinleti sunacaklar. Ve toplantımızı da o şekilde bitirmiş olacağız inşallah. Ben tekrar bütün katılımcılara çok teşekkür ediyorum.

Konuşmacı: aramızdan ayrılanlara, ruhları semada dolaşanlara, dudaklarımızda fatihalar var . Ey imbat ne olursun götür onlara. Haydar Duman şöyle diyor; Elazığlı olma şerefi nacih şahsımın hal tercümesidir. Anlayan anladı. Anlamayan gelsin sorsun. Ve şöyle diyor;

O yıkık abidelerden okunur her kederin,
Nerde avaze-i tekbirle dolan kubbelerin?
Kal’e burcundan asırlar uyanırken sesine,
Biz unuttuk seni bir lahzada nankörcesine

Seslenir maziye hasretle bakıp yaşlı çınar,
Kayalardan süzülür gönlüme dem dem mayalar,
Evliya toprağı Harput,ülema meşheridir,
Seni takdirle gören gözleri öpsek yeridir.

bu toplantının en yaşlı kişisi olarak hepinizin gözlerinizden öpüyorum. Allah birlik ve beraberliğimizi bozmasın. eğer birbirimizi seversek, kıskanmazsak vallahi ve billahi başarabiliriz. Hiç güçlük yoktur. hepinizin gözlerinden öper , saygılar sunarım.

Şuayip ALPAY:Bende sayın valime, sayın belediye başkanıma, sayın rektörüme yürekten teşekkür ediyorum. Harputla ilgili bir karar verdik. Artık 4000 yıllık tarih, kültür ve inanç birikiminde olan bir şehir. Hepimiz bu şehirde paydaşlık üzerine varız. bir defa daha yürekten kutluyorum burada bulunan herkesi. Siyaset grubu temsilcileri, misafirler, akademisyenler, dışarıdan gelenler ve bütün misafirlerimiz bu müthiş medeniyet mütessebatının üzerine oturan kent kültürünü ve şehir kültürünün evlatları olduklarını bir defa daha gösterdiler. Bir kaç cümleyle sonuç bildirgesinde yer alması gerekenleri hatırlatmayı doğru buluyorum. Burada öncelikle şunu ifade etmek lazım; iki günlük çalışma içerisinde hep öne çıkardığımız ve ifade ettiğimiz bir şey var. Harput kesinlikle yaşayanlarıyla birlikte ne yapılacaksa yapılacak olan bir yerdir. Daha fazla insanla buranın güzelleşebileceğini biliyoruz ve alevisini, sünnisini, kürdünü, türkünü buraya davet ediyoruz. İki günkü çalışmaları daha değerli kılmak içinde izleme ve acil eylem planı olarak harekete geçirmek gerek. Bu şehri tebrik ediyorum. Herkese teşekkür ediyorum.

HARPUT ÇALIŞTAYI DEKLARASYONU

Biz Harput’un bütün paydaşları; ilin yöneticileri, siyaset adamları, bilim insanları, din adamları, sivil toplum örgütü temsilcileri, yazılı ve görsel basın kuruluşu temsilcileri, şair, yazar ve sanatçılar, Harputlu olup Elazığ içinde ve dışında yaşayanlar ve Harput ta  şu an ikamet eden Harput sakinleri 02-03 Ağustos 2014 tarihleri arasında Harput FAT-HİB konferans salonunda Harput’ un geleceğe yönelik tasavvur ve tasarımlarını belirlemek üzere toplandık. Toplantının dört oturumuna toplam 86 katılımcı katılmış, herkesin ortak sevdası olan tarihimizin, kültürümüzün, sanatımızın, musikimizin ses ve söz ırmağı olan, Fırat havzasının cazibe merkezi ve hâkimiyet sembolü konumundaki Harput’ un geleceğini birlikte istişare ettik.

Harput; beraber yaşama kültürünün temsilcisi, tarih de önemli ilim merkezlerinin başında gelen, dönemin zirve kanaat önderlerinin yetiştiği, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve yakın tarihimizde işgal yüzü görmemiş ancak, tarihi birikimine rağmen bu dönemleri temsil eden tarihi  yapıların büyük ölçüde tahrip edildiği,  önemli bir kısmının nüfusunu da koruyamamış ve ekonomik anlamada da zayıflamıştır.

Geçtiğimiz dönemlerde özellikle son on yıl içerisinde tarihi Harput şehrinin bütün değerleri ile birlikte korumaya ve tekrar eski günlerine kavuşturmaya yönelik çalışmalar yapılsa da tam anlamı ile istenilen sonuca ulaşılamamıştır. Bahse konu dönemde tüm bu çalışmalara destek verenlere teşekkürü bir borç biliyoruz, çünkü ilgili çalışmalar sayesinde bizler bugün üzerine kararlar alabileceğimiz bir yapı ile karşılaşmış bulunmaktayız.

2014 yılını tarihi bir dönüm noktası ilan ederek, yapılan istişareler neticesinde ortak aklın ortaya koyduğu aşağıdaki hususların deklare edilmesi kararlaştırılmıştır.

1-Geçmişteki Harput’un çok kültürlü yapısı, Harput’un ayağa kaldırılmasında da dikkate alınmalıdır.

2-Harput’un kültürü (folkloru, musikisi…….) ve manevi hayatı öncelikli olmak üzere geliştirilmelidir.

3-Binlerce yıllık tarihi boyunca oluşturduğu bir arada yaşama kültürünü korumalı ve geliştirmeliyiz.

4-Harput’ta yaşayan halkın sosyo-ekonomik statüsünün geliştirilmesi ve kentin yaşayan ve yaşanabilir bir kent olması amaçlanmalıdır. Bu çerçevede sosyal, ekonomik, kültürel altyapıya yönelik fiziki, mimari gelişmesi sürdürülebilir ve bütüncül bir yaklaşım ile ele alınmalıdır.

5-Mülkiyet dâhil anlaşmazlıklar mümkün olduğunca uzlaşmayla çözülmelidir. Katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim yapısı ile çalışmalar gerçekleştirilmelidir.

6-Harput’ un kültürel ve manevi hayatı öncelikli olmak üzere turizm geliştirilmelidir.

7-En yakın tarihi doku odak olmak üzere her döneme ait olan anıtsal, dini ve sivil yapılar korunmalıdır.

8-Günümüz ve gelecek ihtiyaçları dikkate alınarak ulaşım ve altyapı ihtiyaçları karşılanmalıdır.

9-Kamu, özel sektör, STK koordinasyonu sağlanarak Harput ile ilgili projeler hazırlanmalıdır.

10-Koruma amaçlı imar planı revizyonu, şuyulandırma ile eşzamanlı olarak deklarasyon dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir.

11-Harput’ta mevcut mülkiyet problemleri, mevzuat zorlukları ve ekonomik engellere rağmen Harput’un geleceği söz konusu olduğu için koruma amaçlı imar planı revizyonu, şuyulandırma ile eşzamanlı olarak deklarasyon dikkate alınarak çözümlenmelidir.

12-Bundan sonra deklarasyon sonuçlarının takibi için öncelikle bir acil eylem planı hazırlanması ve izlenmesi için komisyon oluşturulacak, paydaşların görevleri belirtilecek, faaliyetler 3 aylık dönemler sonunda yapılacak toplantılarla izlenecektir.

13-Komisyon; Valilik, Belediye, Üniversite, ETSO temsilcileri ve Harput Muhtarından oluşacaktır.

#harput-calistayi